TDİ üyeleri, hapishanelerde 15 Temmuz darbe girişiminin ardından başlayan hak gaspları ve tecrit koşullarının pandemi bahanesiyle tırmandırılarak tutsakların dışarıyla olan tüm bağlarının koparılması, kimliksizleştirilmesi ve hiçsizleştirilmesine karşı açıklama yaptı.
Hapishane idarelerinin mahkemelerin yerine geçerek tutsakların tahliyelerini engellediğini, mahkemelerin verdiği hapis cezalarının yeterli görülmeyerek tutsaklara ceza içerisinde ceza uygulandığını ifade eden inisiyatif sözcüsü Ertan Çıta, ‘Pandeminin ardından tutsaklara yönelik saldırılara yenileri eklendi. Tutsakların görüş hakları tamamen ortadan kaldırıldı, devrimci-yurtsever gazete ve dergiler “basın-ilan yasası” gerekçesiyle engellendi, bir nevi “tecrit ve ölüm” sarmalı içerisine hapsedildi. Bu süreçte birçok hasta tutsak yaşamını yitirdi, tedavi olamayan birçok tutsağın sağlık durumu kötüleşti. Tüm bu saldırılara rağmen üretmeye, direnmeye ve devrimci faaliyete devam eden tutsaklar yeni bir saldırı politikasıyla karşı karşıya: bunun bugünkü pratiği S Tipi hapishanelerdir‘ dedi.
İşçi ve emekçilerin açlıkla ve yoksullukla boğuşurken devletin ülkenin her köşesine yeni tiplerde hapishaneler yapmaya devam ettiğini belirten Çıta, ‘2 yılda hapishane inşaatlarına 11 milyar 104 milyon lira harcandı. İşçiye, emekçiye, ezilenlere sefalet ücreti reva görülürken, bu düzene sesini çıkaran her sesi hapse atmak için milyarlarca lira harcanıyor. Devletin ise yoksulların sesini kısmada, içeri tıkmada hiç tasarruftan imtina etmediğini‘ vurguladı.
Ekonomik krizi de değinen Çıta, ‘dışarıda enflasyon %50’lere ulaşırken hapishanelerde bu fiyatlar neredeyse 2-3 katına çıkıyor. Cezaevi kantinleri dışarıdaki enflasyonun 2-3 katı oranında zam yapıyor. Tutsaklar da içeride geçinemiyor‘ dedi.
Ayrıca, pandeminin hemen ardından çıkarılan infaz yasasıyla sayısı yüz elli bini bulan adli tutuklu, çete ve mafya tahliye edildi. Politik tutsakların ise neredeyse tüm kazanılmış hakları gasp edildi. Zaten ağır olan hapishane koşulları daha da ağırlaştırıldı. Tek başına yaşamını idame ettiremeyen, “hapishanede kalamaz” raporu verilen politik tutsaklar dahi tahliye edilmedi, ölümle baş başa bırakıldı. Nebi İlhan, İsa Gültekin, Hayrettin Yılmaz, Sıtkı Pektaş, Mehmet Ali Çelebi, Bangin Muhammed ve ismini sayamadığımız çok sayıda tutsak bu süreçte devletin politikaları nedeniyle yaşamını yitirdiği de vurgulandı.
Pandemi sürecinde tecrit içerisinde tecrit yaşayan hasta tutsakların düzenli kontrol ve tedavilerinin bugün için hala bir engel olduğunun altını çizen Çıta, ‘Hasta tutsaklar, devletin pandemi koşullarında uyguladığı yanlış politikaları canıyla, sağlığıyla ödüyor. Çoğu hapishanede revirlerin donanımsız olduğu bilinirken hastanelerin risk barındırması bahanesiyle aylarca sevki ertelenen ya da yapılmayan hasta tutsakların tedavileri aksıyor, ameliyatları erteleniyor. Tedavi için hastaneye gidebilenlere ise kelepçeli muayene dayatması yapılabiliyor ve hapishaneye döndüklerinde uzun süre tecrit koşullarındaki karantina hücrelerine kapatıldığını‘ ifade etti.
Pandeminin ardından tüm ülkenin “normalleşmeye” döndüğünü ama hapishanelerde 20 ay boyunca açık görüş yaptırılmadığını söyleyen Çıta, ‘bu süreç içinde tutsakların tüm yaşamı tecrit edilmeye başlandı. Ayda en az 1 kez tutsakların hücreleri gardiyanlarca basılıp talan edilirken tutsakların sosyal aktiviteleri engelleniyor. 20 aylık yasağın ardından açık görüşler normale döndü fakat bu süre yarım saate düşürüldü. Binlerce kilometre uzağa, ülkenin ücra köşelerine sürgün edilen tutsakları yarım saat görmek için ailelerin yollara düşmeye devam edeceğini’ belirtti.
Çıta son olarak tüm tutsak yakınlarını, duyarlı kamuoyunu kampanyamız kapsamında 19 Aralık’ta Şişli Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde düzenlenecek foruma davet ederek sözlerini bitirdi.
HDP Milletvekili Züleyha Gülüm’ün de konuşma yaptığı Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifi’nin eylemi “Hasta Tutsaklar Serbest Bırakılsın!”, “Zindanlar Yıkılsın Tutsaklara Özgürlük!” sloganlarıyla sonlandı.
Tutsak yakınları basın açıklamasının ardından 39 gündür grevde olan Bakırköy Belediyesi işçilerinin çadırına giderek işçilere destek vermek istedi. “Bakırköy İşçisi Yalnız Değildir!” sloganıyla işçilerin yanına yürüyen kitleye karşı Belediye-İş Sendikası, işçilerin önüne hemen akordeon tarzı bariyer çekerek tutsak yakınlarını ve destek için gelenleri işçilerin yanına yaklaştırmadı.
Megafonu eline alan Belediye-İş 2 Nolu Şube Fen İşleri Temsilcisi Ahmet Kuruçay, ‘polis arkadaşlar bizi bu gruptan koruyun, bunları istemiyoruz, gelin bizim güvenliğimizi sağlayın‘ çağrısında bulunarak yardım istedi.
Bir gün önce işçileri aynı polisin saldırısına uğrayan sendika yönetimi, dayanışma talebinde bulunmak için ziyarete gelen tutsak yakınlarına karşı polisten yardım istedi.
Tutsak aileleri alandan ayrılırken, grevdeki işçilerle sendika yönetimi arasında tartışmalar sürüyor işçiler sendikacılardan hesap soruyordu.
TDİ de, karşılaştıkları bu sendikal saldırıyı, ‘İşçilerle dayanışmayı engellemeye çalışan Belediye-İş Şube Başkan Yardımcısı Ahmet Kuruçay’ı teşhir ediyoruz!’ diyerek teşhir ve protesto etti.

Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!