Daha sonra Claremont, California’da akış hallerini ilk çalışan ve araştıran biliminsanı Prof. Mihaly Csikszentmihalyi’yle görüştüm. Araştırması sayesinde akış haline girebilmeniz için üç temel etken olduğunu öğrendim. İlkin kendinize bir hedef belirlemelisiniz. Akış, kasıtlı olarak tek yöne dağıtılan tüm zihinsel enerjinizi alır. İkincisi, hedefinizin sizin için anlamlı olması gerekir. Umursamadığınız bir hedefe ilerleyemezsiniz. Üçüncüsü, yaptığınız şey ancak yeteneklerinizin sınırındaysa işe yarar. Mesela, tırmandığınız kayalar tırmandığınız son kayalardan biraz daha yüksekteyse ve sertse olur. Ben de her sabah yazmaya başladım, gerginliğe sebep olan önceki denemelerimden farklı bir yazma biçimiydi. Birkaç gün içinde her şey su gibi akmaya başladı, saatlerce odaklanmakta sanki hiç zorluk çekmiyordum. Adeta gençken yaptığım gibi uzunca süreler zahmetsizce odaklanabiliyordum. Beynimin iflas etmesinden korkmuştum. Doğru koşullarda bütün gücünün geri gelebileceğini anladığımda, ferahlayıp ağladım.
Batı dünyasının en mühim dikkat düşünürü haline gelen eski Google mühendisi James Williams, Moskova’da bana hayati bir hata yaptığımı anlattı. “Haftada iki gün sokakta gaz maskesi takmak nasıl hava kirliliğine çözüm olmuyorsa,” bireysel perhiz de buna çözüm olamaz. “Kısa bir süre için belirli etkileri hafifletebilir, ancak sürdürülebilir değildir ve sistemin sorunlarını düzeltemez.” Williams, dikkatimizin içinde yaşadığımız toplumda çok daha büyük istilacı güçler tarafından bütünüyle tahrip edildiğini söylüyor. Çözümün kendi alışkanlıklarımızı değiştirmekle mümkün olduğunu söylemek (mesela telefonunuzdan uzak durmaya karar vermek) sorumluluğu bireylere yıkmaktan ibarettir, diyor. Oysa “gerçekten fark yaratacak olanlar çevresel değişimlerdir.”
Prof. Joel Nigg, artan dikkat sorunlarımızı artan obezite oranlarımızla karşılaştırmanın neler olduğunu kavramama yardımcı olabileceğini söyledi. 50 yıl önce obezite diye bir sorun yoktu, ancak günümüz dünyasında artık bir salgın hastalığa dönüştü. Bunun nedeni birdenbire açgözlü olmamız veya rahatımıza düşkünlüğümüz değil. Nigg, “Obezite tıbbi değil, sosyal bir salgın. Berbat yemekler yiyoruz, şişmanlıyoruz,” diyor. Yaşam tarzımız kökten değişti. Besin kaynaklarımız değişti, yürüyemediğimiz veya bisiklete binemediğimiz şehirler inşa ettik, çevremizdeki bu değişimler bedenlerimizin de değişmesine neden oldu. Hep birlikte kütle kazandık. Nigg, dikkat becerimizin de benzer değişimleri yaşamış olabileceğini söylüyor.
Dikkatimizi zedeleyen etkenlerin hepsinin hemen kendini göstermediğini böylece öğrendim. Başta teknolojiye odaklanmıştım; oysa sebepler yediğimiz yiyeceklerden soluduğumuz havaya, çalıştığımız saatlerden artık uyumadığımız saatlere kadar çok daha geniş bir yelpazede toplanıyor. Çocuklarımızı oyundan nasıl mahrum bıraktığımızdan okullarımızın her şeyi sınavlara bağlayıp bizi anlamı kavramaktan nasıl uzaklaştırdığına kadar artık kanıksadığımız pek çok meseleyi içeriyorlar. Dikkatimizin böyle kesintisiz biçimde istila edilmesine iki düzeyde yanıt vermemiz gerektiğine inanmaya başladım. İlk düzey, bireysel. Kişisel düzeyde odağımızı korumak için yapabileceğimiz birçok değişiklik var. Çoğunu yaparak dikkat becerimi yaklaşık yüzde 20 oranında geliştirdiğimi söyleyebilirim. Ama herkesin aynı seviyede olması gerekir. Bireysel değişimler sizi ancak bir yere kadar götürür. Günümüzde sanki hepimizin üzerine kaşıntı tozu boca ediliyor, tozu dökenler de şöyle diyor: “Meditasyon yapmayı öğrenebilirsin, o zaman bu kadar kaşınmazsın.” Meditasyon faydalı bir araç, ama önce üstümüze kaşıntı tozu döken insanları durdurmamız gerekiyor. Dikkatimizi çalan güçlerle mücadele etmek ve dikkatimizi geri almak için birleşmeliyiz.
Bu, size biraz soyut gelebilir ama birçok yerde bunu eyleme döken insanlarla tanıştım. Örnek vermem gerekirse, stres ve yorgunluğun dikkatinizi zedelediğine dair güçlü bilimsel kanıtlar var. Bugün, çalışanların yaklaşık yüzde 35’i, patronları günün veya gecenin herhangi bir saatinde kendilerine e-posta gönderebileceği için telefonlarını asla kapatamayacaklarını düşünüyor. Fransız işçiler bunun tahammül edilemez olduğuna karar verip hükümetlerine değişim yönünde baskı uyguladılar, artık yasal olarak “çevrimdışı olma hakları” var. Bu kadar basit. Çalışma saatlerinizi belirleme hakkınız vardır, bu saatler dışında patronunuz tarafından aranmama hakkınız da vardır. Bu kuralları çiğneyen şirketler büyük para cezaları alıyorlar. Dikkat becerimizin bir kısmını yeniden kazanmamızı sağlayabilecek böyle kolektif değişimlerden çokça var. Örneğin, sosyal medya şirketlerini ekranları kaydırmamızı sağlayarak dikkatimizi istila etmek üzere özel olarak tasarlanmış mevcut iş modellerini terk etmeye zorlayabiliriz. Bu siteler, dikkatimizi hack’lemek yerine iyileştirmek gibi farklı biçimlerde iş görebilirler.
Bazı biliminsanları dikkat konusundaki bu endişelerin, geçmişte çizgi romanlar veya rap müzikle ilgili endişelerle karşılaştırılabilir bir ahlaki panik olduğunu, bulguların da zayıf olduğunu söylüyorlar. Başkaları da bulguların yeterince güçlü olduğunu, bu endişelerin 1970’lerde obezite salgını veya iklim krizi hakkında erken uyarılara benzediğini aktarıyor. Mevcut belirsizliği göz önüne aldığımızda, kusursuz kanıtları bekleyecek zamanımız yok. Makul bir risk değerlendirmesi yaparak hareket etmeliyiz. Dikkatimizi etkileyen şeyler konusunda uyarıda bulunanların yanlışı çıkarsa, biz yine de onların önerdiklerini yaparsak, bedeli ne olur? Patronlarımız tarafından daha az taciz ediliriz, teknoloji tarafından daha az izlenip manipüle ediliriz. Hayatımızda her halükarda arzu edeceğimiz başka gelişmelere tanık oluruz. Peki, haklı çıkarlarsa ve dediklerini yapmazsak bunun bedeli ne olur? Eski Google mühendisi Tristan Harris’in bana söylediği gibi, büyük kolektif krizlerle karşı karşıya kaldığımız ve ona her zamankinden daha fazla muhtaç olduğumuz böyle zamanlarda dikkatimizden vazgeçerek insanlığı ıskartaya çıkarmış olacağız.
Ancak bu değişimlerin hiçbiri mücadele etmediğimiz sürece gerçekleşmeyecek. Feminist hareketin kadınların kendi bedenleri üzerindeki haklarını geri alması gibi (bunun için hâlâ mücadele etmeleri gerekiyor), artık zihinlerimizi geri kazanmak için bir dikkat hareketine ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Acilen harekete geçmemiz gerektiğine inanıyorum, çünkü bu kriz de iklim krizi veya obezite krizi gibi olabilir, ne kadar çok beklersek çözümü de o kadar zorlaşır. Dikkatimiz ne kadar zayıflarsa, dikkatimizi çalan güçlerle mücadele etmek için kişisel ve politik enerjiyi toplamak o kadar zor olacaktır. Bunun ilk adımı bilincimizin değişimidir. Kendimizi suçlamayı ya da patronlarımızdan ve teknoloji şirketlerinden yalnızca küçük düzenlemeler talep etmeyi bırakmalıyız. Zihinlerimiz yalnızca bize ait. Birlik olup, zihinlerimizi bizden çalan güçlerden geri alabiliriz.
Yazan: Johann Hari
Çeviren: Cüneyt Bender
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!