Şovenist kibir abidesi nefret kustu



Çiçek Özgen Bolu Valiliği ve belediye başkanlığı üstlendikleri şovenizm bayraktarlığını “şerefle” taşımaya devam ediyor! Bolu’yu sığınmacılar için bir Nazi kampına çevirme hevesi güden Bolu Valisi, sığınmacıların belli saatlerde dışarı çıkmalarını yasaklamaya kalkmış, onları ikinci sınıf ve tacizci ilan etmiş, sığınmacılara yönelik yasakları içeren bildirinin Valilik sitesinde yayınlamasının ardından, gelen tepkiler üzerine bunu kaldırmak zorunda kalmıştır. …


Çiçek Özgen

Bolu Valiliği ve belediye başkanlığı üstlendikleri şovenizm bayraktarlığını “şerefle” taşımaya devam ediyor! Bolu’yu sığınmacılar için bir Nazi kampına çevirme hevesi güden Bolu Valisi, sığınmacıların belli saatlerde dışarı çıkmalarını yasaklamaya kalkmış, onları ikinci sınıf ve tacizci ilan etmiş, sığınmacılara yönelik yasakları içeren bildirinin Valilik sitesinde yayınlamasının ardından, gelen tepkiler üzerine bunu kaldırmak zorunda kalmıştır. Ancak Valiliğin bıraktığı görevi ekürisi Belediye Başkanı CHP’li Tanju Özcan üstelendi. Valiliğin tüm yasaklarını savunduğunu söyleyerek bayrağı devalan Özcan, sonrasında sık sık ırkçı uygulamalar ve söylemlerle gündeme geldi. Hatta sığınmacıların ödediği su paralarını on katına çıkaracağını söyleyerek el artırmaya dahi gitti.

Ancak elbette kendi gibi olanlar dışındaki herkese, dolayısıyla da insanlığa korkunç bir nefret besleyenlerde olduğu gibi Özcan da durmuyor. Şimdi de bilboardlara dev ilanlar astırarak sığınmacıları ülkeyi terk etmeleri konusunda tehdit ediyor. Arapça ve Türkçe yazdırdığı ilanda “Gençlerimiz işsiz, aileler açlık sınırında yaşıyor” diyerek burjuvazinin ‘beyazlar’ının tüm kibriyle “sizinle paylaşacak ekmeğimiz ve suyumuz kalmadı, artık istenmiyorsunuz, ülkenize dönün” diyor.

Yaşanan ekonomik krizin suçlusu olarak sığınmacıları gösteren ve AKP rejimi ile bu konuda yarışan Özcan, hedef şaşırtmak, patlamaya hazır toplumsal öfkeyi, savaştan kaçıp gelmiş bu insanlara yönlendirmek için tehlikeli bir olayın fitilini ateşlemeye kalkıyor. Irkçılık, hırsızlık, talan, yalan söz konusu olunca aralardaki tüm sınırların kalktığını, aynıların aynı yerde saf tuttuğunu biliyoruz. Dolayısıyla Tanju Özcan’ın yaptıkları ve söyledikleri bizi şaşırtmıyor.

Ama yine de sormak gerekiyor: Bizi düşük ücretlerle çalışmaya zorlayanlar, yüksek kira bedelleriyle barınmaya itenler, temel gıda ürünlerine her gün zam yapanlar, bir zamanlar tahıl ambarı olan ülkede tarımı bitirip, bizi dışa bağımlı hale getirenler, hayvancılığı yok edip, dışarıdan hayvan ithal edenler yaşamak için Türkiye’ye sığınan bu insanlar mı?

Daha geçenlerde Kontra Süleyman, sığınmacılar sayesinde ucuz işgücü buldukları için patronların aslında ne kadar memnun olduğundan bahsetmedi mi! Sömürüyü katmerlendirenler bu insanlar mı yani! Sığınmacıları, durumlarından faydalanarak köle gibi, tüm haklardan yoksun çalıştıranlar dururken, “itibardan tasarruf olmaz” diyerek manda yoğurtlarını, Medine hurmalarını çifter çifter mideye indirenler, bin odalı sarayda bir eli yağda bir eli balda hüküm sürenler, bize iki zeytinle yaşamayı salık verip, şükretmemizi öğütleyenler dururken, krizi bu insanların çıkardığına inanmamızı mı bekliyorlar? Aslında bunu beklemiyorlar, bunu ölesiye istiyorlar. Çünkü korkuyorlar. Asıl sorumlunun kendilerinin olduğunu herkesin fark etmesinden ve bunun hesabını onlardan sormalarından ölesiye korkuyorlar.

Bunun için de hedef şaşırtmak için gerekirse başvurulmak üzere yeni linçlerin, katliamların taşlarını döşüyorlar. Kendi tarihleri katliamlarla şekillenmiş bu ırkçıların oyunlarını boşa çıkarmak, her fırsatta krizin sorumlularının onlar olduğunu  göstermek ve ırkçılığa nefes alacak alan bırakmamak da bizim önümüzde duruyor. Tanju Özcan gibi kibir ve nefret kusanların oyununu bozup, sesini kesmek de…