Hayra yorulamayacak ziyaret!



Asırlardır her türlü baskıya, zulme, asimilasyona maruz kalan Alevilere ilişkin iktidar politikaları hiç değişmesi. AKP’li yıllardaysa bu alenen siyasallaştırıldı. Makbul Aleviliğin ölçütü iktidarla hemhal olmak olarak konuldu. Aleviler kendi içinde iktidara yakınlıkları-uzaklıkları ölçütüyle ayrıştırılmaya çalışıldı. Bu politik söylem ve icraatlara katliam tehditlerinin eksik olmadığı pratik tezgâhlar eklendi. Bu tezgahların sonuncusu da Ankara’da aynı gün içinde …


Asırlardır her türlü baskıya, zulme, asimilasyona maruz kalan Alevilere ilişkin iktidar politikaları hiç değişmesi. AKP’li yıllardaysa bu alenen siyasallaştırıldı. Makbul Aleviliğin ölçütü iktidarla hemhal olmak olarak konuldu. Aleviler kendi içinde iktidara yakınlıkları-uzaklıkları ölçütüyle ayrıştırılmaya çalışıldı. Bu politik söylem ve icraatlara katliam tehditlerinin eksik olmadığı pratik tezgâhlar eklendi. Bu tezgahların sonuncusu da Ankara’da aynı gün içinde 4 Alevi kurumu ve cemevine yapılan ve nerden bakarsak bakalım organize olduğu sırıtan saldırılar oldu. Muharrem Orucu’nun ilk gününde gerçekleşen bu saldırılar, organize olduğu kadar nabız yoklayan ve Aleviler üzerine yapılan planlara zemin hazırlayan nitelikleriyle dikkat çekti.

Bunlar olurken bu sefer de AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Ankara’daki Hüseyin Gazi Cemevi’ni ziyaret etmesi gündeme geldi. Sondan söyleneni baştan söyleyelim Ankara’da Alevi kurumları ve cemevlerine yapılan organize saldırı karşısındaki tutumlarının maksadı neyse bu ziyaretin maksadı da odur!

Bir katliam boyutuna ulaşmadan verilen mesaj “aklınız başınıza toplayın, iktidardan yana tutum alın. Yoksa…” mesajıydı. Süleyman Soylu gibi karanlık dehlizlerde iş kotaran iktidar temsilcileri, bu mesajı verirken aynı zamanda her zamanki sinsilikleriyle Alevi emekçilerin kafalarını bulandırmayı ihmal etmedi. “Eski Türkiye’nin ayak izleri”nden bahseden Soylu, saldırıları devrimcilerle ilişkilendirdi. Bu söylemin kendisi “eski Türkiye’nin” izdüşümüydü oysaki. ‘Eski Türkiye’nin ayak izlerini onlar da biz de çok iyi biliyoruz. Kontrgerillanın, cinayetlerin, provokasyonların birbirine karıştığı bir gerçekliktir bu.

Kürt kentlerinin yakılıp yıkıldığı, Suruç’ların, 10 Ekim’lerin yaşandığı, kitlesel tutuklama ve gözaltıların yapıldığı ‘yeni Türkiye’nin eski Türkiye’den bir farkı varmış gibi konuşan Soylu, bu kavramlaştırmasıyla zamanın Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun 1 Kasım seçimlerinin hemen arifesinde Van’da yaptığı konuşmayı çağrıştırdı. 7 Haziran seçimlerini kanlı bir planla iptal eden o zamanın iktidarının Başbakanı Davutoğlu, 25 Ekim 2015’de yapılan Van mitinginde “Biliyorlar ki; AK Parti iktidardan indirilirse buralarda terör çeteleri dolaşacak, beyaz Toroslar dolaşacak” demişti.

Halkı katliamlarla, infaz ve kaybetme politikalarıyla tehdit eden Davutoğlu’yla Alevilere yönelik saldırılarla devrimcileri ilişkilendirmeye çalışan fakat bunu yaparken de aba altından sopa gösteren Soylu’nun durduğu yer aynıdır: Katliam, kaos planlarının düğmesine basmak!

İktidarın Alevileri kendisine yakınlık-uzaklık ölçütüyle bölmeye çalıştığı, bu ölçüte göre makbul ya da değil kategorizasyonuna gittiği, saldırıları yeni saldırılar için üstü kapalı tehdide dönüştürdüğü bu koşullarda Erdoğan, Alevi kurumlarını ziyaret etmeyi gündeme getirdi. 20 yıldır tek bir Alevi kurumuna gitmeyen ama şimdi karanlık bir tezgahla sahnelenen organize saldırının üstüne “kurtarıcı” pozlarıyla ziyaret tertip eden Erdoğan’ın ziyareti tarih bilincine sahip hemen her Alevi için hayra yorulamayacağı gibi reddedilecek bir ziyarettir.

Zaten ziyaret, “makbul Alevilerin” oluru, Alevi halkının iradesi dışında gerçekleşecek bir ziyaret. Dahası Erdoğan’ın kendisi de sadece dört isimle görüşmeyi şart koşmakla bunun altını çizmiştir.

Sadece bu niteliği bile Aleviler üzerinde hangi hesapların yapıldığını olduğu kadar, hangi planların devreye sokulacağının da ilanı gibidir.

Bu zorlama ve koşullu ziyareti tek başına “seçim yatırımı” olarak okumaksa en hafif ifadeyle naifliktir. Keza, seçimler öncesindeki kaos planının önemli bir ayağının Aleviler üzerine kurulduğunu, buna uygun bir duruş ve yaklaşım en önemlisi de hazırlık içinde olunması gerektiğini adeta haykıran bir tabloyla karşı karşıyayız.