Bekaert grevi: Direniş hafızasının gücü ve üretimdeki yerin özgüveni!



Birleşik Mücadele Güçleri, yasadığı yasak kararını tanımayarak greve giden Birleşik Metal-İş üyesi Bekaert işçilerini ziyaret ettiler. Grevin 17. günü olan dün gerçekleşen ziyaretten yansıyan temel izlenim, bir direniş hafızası olan Bekaert işçilerinin aynı zamanda üretimdeki konumlarının verdiği özgüvenle direndikleri, öfkelerinin oldukça keskin olduğuydu


Her direnişin arkasında geçmişten devreden bir birikim vardır aslında. O birikimi yaratanlar fiziki olarak orada olmasalar bile duvarlara, sokaklara ruhlarını bırakmışlardır. O ruh, tarihin şu ya da bu kesitinde varlığını hissettirmek üzere adeta bekler.

Birleşik Mücadele Güçleri’nin (BMG) dün ziyaret ettiği Birleşik Metal-İş’in örgütlü olduğu Bekaert Ali Kahya ve Selüloz-İş’in örgütlü olduğu Kartonsan direnişlerinde de bu gerçek bir kez daha karşımıza çıktı. İşçilerin fabrikalarının direniş tarihinden övgüyle bahsetmeleri bile hem ondan aldıkları gücün ifadesi hem de her direnişin şu ya da bu şekilde geleceğe devreden sonuçları olduğunu özetler gibiydi. Her iki fabrikada da birçok grev deneyimi, işçi kıyımlarına karşı fabrikaya kapanma eylemi ya da ’89 Bahar Eylemleri’nden kalan izler vardı.

BMG ziyaretinin ilk adresi, dayatılan sefaleti kabul etmedikleri için yasal haklarını kullanarak grev kararı alan ve uygulamaya geçecekleri anlara saatler kalmışken Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yasaklanan Bekaert greviydi. BMG adına ziyarete gelenleri işçilere mahsus kadirşinaslıkla bankların konulduğu yere aldılar ve hızla grev çayı ikram ettiler.

17 gündür grevde olan işçilerde öfke kadar üretim içindeki konumlarından gelen özgüven vardı.

Grevci işçiler öbek öbek toplanmış sohbet ediyor, patronun açtığı “tehdit” telefonlarına, içerden bölme çabalarına duydukları öfkeyi vücut dillerine, gözbebeklerine yansıtıyorlardı.

İçlerinde yeni işçi çok az. İşin kalifiye niteliği fabrikanın üretim bölümünde taşeron işçi çalıştırmaya da elverişli değildi. Fabrikanın çalışabilmesi için bu işçilerin işbaşı yapması dışında bir seçeneği olmayan patron, bu gerçeğe rağmen sınıf kimliğine de uygun olarak “taviz vermem” seçeneğinde ısrar ediyordu. Fakat işçiler de güçlerinin farkındaydı. Teknolojik altyapısı sürekli geliştirilen, bir işçinin işle bütünlüklü bir ilişki kurabilmesi yılları alan bir işi yapıyorlardı sonuçta. Herbiri birer mühendislik bilgisiyle donanmıştı. Metalin ergime derecelerini, yaptıkları telin kıvamının belirlenmesindeki incelikleri anlatıyorlar. Genç olanlar, “eski işçiler olmadan bu fabrika işlemez” diye özetliyor bu gerçekliği. Keza en az 7 yılda işle içerden bir ilişki kurulacak düzeye gelinebildiğini anlatıyorlar. Üstüne bir de satın alınan yeni arazide yeni birimlerin kurulması planlanıyor. “Açılsa bile yetişmiş işçinin olmadığı bu birimlerin işletilmesi çok zor” diyorlar.

Otomobil lastiklerinde kullanılan telin üretildiği Belçika sermayeli Bekaert, dünyada tekelleşmiş, alanında markalaşmıştı. Kâr oranları pandemi dönemi dahil hiç düşmediği gibi yer yıl bir öncekine göre artmıştı. Bu fabrikadaki işçiler de pandemi dönemi dahil bazı zamanlar kafalarını kaldıramayacak bir yoğunlukla kesintisiz çalışmışlardı.

Öfkeleri bu gerçeklerin toplamı üzerinden gelişiyor.

25 yıllık bir işçi “benim ücretim şu anda asgari ücret seviyesine indi” diyor. Hayat pahalılığının alıp başını gittiği bu koşullarda ve bunca ağır bir işi yaptıkları, kâr oranları fırladığı halde emek gücünün değerinde yapılacak kısmi iyileştirmeyi kabul etmeyen yönetime öfkesini açıkça ifade ediyor.

İşçilerin çoğunluğu İzmit’in yerlisi. Bir kısmının babaları da bu fabrikada çalışmış. Sabancı’ların parsel parsel kendilerine tahsis edilen araziler üzerinde kurulan fabrikalar hepsinin akrabaları, eşleri dostlarıyla bir şekilde çalıştıkları yerler. Tipik bir işçi kenti olan İzmit’te işçiler de yılların deneyimiyle donanmış. İşçi sınıfındaki muhafazakarlaşma-milliyetçilik burada da hissediliyor. Buna rağmen işçilerin hemen hepsi devletin patronların çıkarlarının temsilcisi olduğunu kendi dillerince özetleyecek kadar bilinç kazanmışlar. Kimisi TÜİK’in ayar verilmiş enflasyon oranlarının ücretlerini nasıl erittiğini, kimisi yanı başlarında bekleyen polisin emir geldiğinde karşılarına nasıl çıkacaklarını bildiklerini, kimisi alınan yasak kararının kendisini bu bilincin ifadesi olarak örnekliyor.

Erdoğan’ın seçim “açılımı” olarak “yaş sınırını kaldırdık” diye açıkladığı EYT düzenlemesinin etkisi burada da hissediliyordu. 20-25 yıllık işçilerin olduğu fabrikada onlarca işçi emeklilik hakkı kazanmış durumda. “Ama çalışacağız, yoksa nasıl geçiniriz?” diyerek bir işçinin büyük özlemi olan emekliliği bile yaşayamayacaklarını anlatıyorlar.

Emeklilik hakkı kazanan bir işçiye daha yeni “işbaşı yapacak mısın?” telefonu açılmış, tazminatıyla tehdit edilmişti. Gözleri çakmak çakmak öfkeyle konuşuyordu. Telefon edenlere de söylemiş: “Tazminatımı da gasp etseniz bir milim geri adım atmayacağım.” Ziyaretçilerine de öfkesinin nedenini, neleri göze aldığını, neler yapabileceğini anlatıyor tane tane.

İşçiler Özçelik-İş’in örgütlü olduğu Kartepe Bekaert’teki geri adıma da oldukça tepkililer. “Buraya ziyarete geldiler. Kendilerine de söyledik, ‘arkadaşlar dik durun. Birlikte net bir duruş koyarsak bizimle başedemezler, kazanırız’ dedik. Ama sendika geri adım attı, onlar da uydular” diye anlatıyorlar bunu. Kendileri saat ücreti ortalamasının 100 TL olmasını istiyorlar. Fabrika yönetimi grev öncesinde 65 TL demiş, grevden sonra da Kartepe Bekaert’te imzalanan anlaşmayı teklif etmiş, o da 80 TL! İşçiler “kabul etmeyeceğiz” diyorlar. Fakat Kartepe’de kabul edilen teklif durumu oldukça zorlaştırıyor, keza şirket merkezi de “son teklifimiz bu” demiş.

Bu tablo içinde Kocaeli yerel gazetelerinde çıkan “Bekaert’te anlaşma sağlandı” haberine de ateş püskürüyorlar. Basın ve sermaye arasındaki ilişkiyi özlü bir şekilde ifade ettikleri bu tepki bile ne kadar zor olsa da taleplerinin arkasındaki kararlılıklarının ifadesi oluyor.

Bekaert işçisi direnmekte kararlı. 2011 Mayıs’ında yaptıkları direnişi hatırlatıyor eski bir işçi. O zaman dokuz arkadaşlarının sudan bahanelerle işten atılmasına karşı 400 işçi olarak fabrikaya kapandıklarını… 14 gün süren o direnişte patronun geri adım atmak ve atılan işçilerden üçünü geri alıp diğerlerinin tazminat hakkını vermek zorunda kaldığını ifade ediyor.

Bekaert’te bu kritik eşikte ne olur bilemeyiz; ama direnme ve üretimden gelen gücüne güven konusunda önemli bir birikim oluşturan Bekaert işçilerinin bu halde bile kazandıklarını söylemek yanlış olmayacaktır.