Derviş Ali Kavazoğlu ve Kostas Mişaulis



11 Nisan 1965 sabahı Derviş Ali Kavazoğlu sendikacı yoldaşı Mişaulis’le birlikte Larnaka’ya giderken Türk Mukavemet Teşkila­tı (TMT) tarafından düzenlenen pusuda katledilir. Ancak barış için çıktıkları yol, otomatik silahların namlularıyla sona ermez. Kavazoğlu ve Mişaulis’nun yaşamları kadar ölümleri de iki halkın birlikte yaşama arzusunun sembolü olur.


Türkiye’de solun, dünyanın çeşitli yerlerindeki toplumsal mücadeleler tarihine ve gündemine ilgisi olduğu bir gerçek. Örneğin pek çok kişi Şili’de Allende dönemi ya da Zapatistaların tarihi hakkında iyi kötü tartışma yürütebilecek seviyede bir bilgiye sahip. Ya da Victor Jara’yı severek dinliyoruz, Mikis Theodorakis son dönemde milliyetçilerle aynı sahneyi paylaşmaya başladı diye darılıyoruz… Enternasyonalist motivasyonlarla oluşan merakın kıtaları aşmasında asla ve asla kötümsenecek bir yan yok. Haksızlık etmeyelim, Türkiye’nin dünya tarihine meraklı bir solu var. Peki ama Kıbrıslı Türklerin ya da Rumların “sol” tarihine, barış için ödedikleri bedellere dair neler biliyoruz?..

Bu soru, daha önce Kıbrıs ve Türkiye solunu bir araya getiren çeşitli etkinliklerde sitemkâr bir şekilde dile getirildi. Buradaki sitemi anlamamak mümkün değil: Kıbrıs ile Türkiye’nin tarihsel, kültürel, coğrafi, ekonomik, en önemlisi de siyasi bağlarının ne kadar kuvvetli olduğunu tekrarlamaya gerek yok. 11 Nisan 1965’te iki komünist, barış ve birlikte yaşamı Kıbrıslı Türklere anlatmak üzere Larnaka’ya giderken Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) tarafından pusuya düşürülür ve kurşunlanarak katledilir. Bu iki yoldaşın el ele ölümü, yüzlerce sayfalık resmi tarih kitaplarını, şovenist tezleri çöpe atarak bize adadaki birlikte yaşama arzusunun ruhu hakkında önemli bir ders verir. Ne yazık ki adada TMT ya da EOKA (Ethniki Organosis Kyprion Agoniston; Kıbrıslı Rumların Enosis amacıyla kurduğu örgüt) tarafından öldürülerek barış içinde birlikte yaşamı savunmanın bedelini ödeyenler sadece Derviş Ali Kavazoğlu ve Kostas Mişaulis değil. Kavazoğlu’nun hayatını okuduğumuzda bu isimlerden kimilerine rastlayacağız. Fakat öncesinde Kıbrıs’taki sınıf ve birlikte yaşam mücadelesi tarihine dair küçük bir arka plan çizelim.

Kıbrıs’ın hayli çetin bir işçi mücadelesi tarihi bulunuyor. Bölgenin İngiliz hâkimiyeti yıllarında çeşitli işçi eylemlerinde en dikkat çekici nokta, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların mücadeleyi kol kola yürütmeleridir. Özellikle 1930 ve 1940’lı yıllarda yoğunlaşan işçi hareketlerinden bazı rakamlar ve tarihlerden bahsetmek gerekirse; Limasol Hamal Sendikası’nın kuruluşuna 40 Kıbrıslı Türk’ün katılması, Mağusa Hamal Sendikası’nın komitesinde Türkler ile Rumların eşit sayıda temsil edilmesi sayılabilir. Fakat en önemlisi, toplam yaklaşık 2 bin işçinin katıldığı ve 1947-48 yıllarında dört ay süren maden grevidir. Greve katılan 700 Kıbrıslı Türk işçinin grevi bırakması için her türlü “milliyetçi” engel yaratılsa da işçiler aldırış etmez ve Rum işçilerin yanından ayrılmazlar. Polisin yer yer silah kullandığı bu grevde 76 işçi hapis cezası alır ve bunlardan 17’si Türk’tür. Bu birlikte mücadele deneyimi örneği adanın Türk ve Rum milliyetçilerince hoş karşılanmaz. İşçi sınıfının çelişkileriyle beraberce yüzleştiği o an, birlikte yaşamak istemeyenlerin en büyük tedirginlik kaynağıdır.

Bu olayın ardından sadece Kıbrıslı Türkler için bir sendika kurulur. Yükselen sınıf kardeşliği süreci, Kıbrıslı Türk işçilerin bu sendikaya geçmeye zorlanmasıyla baltalanmaya çalışılır. Ancak hatırı sayılır bir grup da ortak sendikada kalmayı seçer. Dönemi birinci ağızdan dinleyelim. Karma ve komünist AKEL’le (Emekçi Halkın İlerici Partisi) ilişkili PEO’dan (Kıbrıs İşçi Federasyonu) bir Kıbrıslı Türk yönetici, 1950’de Londra’da yayınlanan bir Türk gazetesine şöyle diyor:

Türk ve Yunan işçilerin 1 Mayıs’ı birlikte kutlamalarından sonra büyük bir terör dalgası bizi hedef aldı. 1 Mayıs gecesi Türk Eğitim Kulübü binaları yağmalandı ve ateşe verildi. İki hafta sonra sendika yöneticisi Ahmet Sadi ve karısı öldürüldü. Kıbrıslı Türk milliyetçiler, Türk işçilerini sendikalardan ayrılmaya çağırdılar, aksi takdirde terörize olacaklarını açıkça belirttiler. İngiliz hükümetinin tavrı ise kayıtsızlık oldu. Çünkü bu şiddet eylemleri nedeniyle kimse tutuklanmadı. Türk ve Yunan işçilerin işbirliğini engelleme çabaları Türk işçilerini sefalet ve işsizliğin eşiğine getirdi. Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) ancak bu yöntemlerle Kıbrıslı Türkler arasında güçlenebilmek ve kendi yasalarını dayatabilmek imkânı buldu.

Madalyonun diğer yüzüne bakarsak, orada da durum pek farklı değildi. Benzer bir sıkıntı Kıbrıslı Rum milliyetçiler açısından da söz konusu olacak ki, Makarios 1948’de şöyle diyordu: “Ben Helen’im ve Helen olarak komünizmden nefret ediyorum. Ben Hıristiyanım ve bir Hıristiyan olarak komünizmden tiksiniyorum.” Aslında Kıbrıs’ın tarihindeki en trajikomik noktalardan biri, yeri geldiğinde milliyetçilerin ya da onları temsilen Türkiye ve Yunanistan’ın komünizm karşıtlığında ortak çıkarlar güdebilmesi ve hareket etmesidir. Bu çıkarım, yalnızca işçi kardeşliğinin yükseldiği zamanda yapılan benzer açıklamalardan gelmez; ileriki yıllarda iki ülke kafa kafaya verip bu konuda resmi bir ortaklık dahi imzalar.

1959’da Zürih ve Londra anlaşmalarının imzalanması sırasında, Türk ve Yunan dışişleri bakanları, Kıbrıs’taki Komünist Partisi’nin yasaklanmasını öngören bir “centilmenlik anlaşması” imzaladılar. Bu anlaşmanın ilk iki maddesi uzun süre gizli kaldı: 1- Türkiye ve Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin NATO’ya girişini destekleyeceklerdir. […] 2- İki hükümet Komünist Partisi ve faaliyetlerinin yasaklanması için Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı nezdinde girişimde bulunmak üzere anlaşmışlardır.(35)

Bu anlaşmayı, çatışmaların arttığı yıllarda dahi pratikte görmek mümkündür.

Dönemin, işçi sınıfı mücadelesi açısından anlamına küçük de olsa değindiğimize göre, artık Kavazoğlu’ndan bahsetmeye başlayabiliriz. Yoldaşlarının ‘güleç çocuk’ lakabını taktığı Kavazoğlu’nun hikâyesi Peristerona’da (Alaniçi) başlar. 1924 yılında bu köyde doğan Kavazoğlu, ailenin maddi durumu nedeniyle eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalır ve ilkokul mezunu olarak Kıbrıslı Rum bir marangozun yanında çırak olarak mesleğe girer. Bu dönemden itibaren sıkı bir okur olur. Özellikle de yaptığı Marksist okumalar Kavazoğlu’nun sosyalist mücadeleye ilgisini artırır. Kendi dükkânını açtıktan sonra da sendikal mücadeleyle ilgilenir.

1958 yılında Kavazoğlu’nun arkadaşı, İnkılapçı gazetesi editörü Fazıl Önder TMT tarafından öldürülür. Bir sosyalist olan ve taksim politikalarına (36) karşı tavır alan Önder’in infaz edilmesinin ardından Kavazoğlu da Lefkoşa’nın Kıbrıslı Rum nüfusun yoğun yaşadığı güney tarafına taşınır. 1962’de iki cami önünde bombaların patlamasıyla birlikte adada gerilim yükselir. Bu sırada yine Kavazoğlu’nun zamanında fikir alışverişinde bulunduğu haftalık Cumhuriyet gazetesini çıkaran Ayhan Hikmet ve Ahmet Muzaffer Gürkan, yazdıkları bir makalenin hemen ertesinde öldürülür. Söz konusu makale şu satırları içerir:

Hindistan’da bazı dini inançları körükleyerek Müslümanlarla Hindular arasında bir çatışma yaratmak isteyen teröristler amaçlarına ulaştılar. Hinduların kutsal saydığı beyaz bir inek buldular, öldürdükten sonra Hinduların mahallesine attılar. İneği Müslümanların öldürdüğünü sanan Hindular hemen saldırıya geçtiler. Ortalık kan gölüne döndü. Bayraktar, Omreli ve Akasyon olaylarına bir göz atılırsa, iki toplum arasındaki ilişkileri yok etmek isteyenlerin de benzer bir yöntem kullandıkları fark edilebilir. Teröristler bize korkunç bir hafta geçirttiler. Ancak hedeflerine tam olarak ulaşamadılar, çünkü ne Türk ne Rum toplumu şu anda Hindistan’da var olan kör fanatizme sürüklendi.

Yazının içeriği bir tarafa, samimi ve insani bir birlikte yaşam isteğinin saatler içinde ölümle sonuçlanması şüphesiz eşine az rastlanır bir durumdur. Kavazoğlu da 1963 Noeli’nde yaşanan benzer olaylarda bir çağrı yapar, üstelik onun diline proletarya enternasyonalizmi de içkindir:

Düne kadar aynı işyerinde, aynı atölyede, büroda ya da madende yan yana, omuz omuza çalışan, aynı güç koşullarda hayatlarını kazanan bu genç insanlar, bugün yabancıların çıkarlarına kurban ediliyorlar.

Maalesef Kavazoğlu’nun bu birlikten yana tavrı, (AKEL içinde de) akıntıya karşı kürek çekişi, 11 Nisan 1965 sabahı sendikacı yoldaşı Mişaulis’le birlikte bulundukları arabaya düzenlenen pusuda acı bir şekilde sonlanır. Ancak barış için çıktıkları yol, otomatik silahların namlularıyla sona ermez. Kavazoğlu ve Mişaulis’nun yaşamları kadar ölümleri de iki halkın birlikte yaşama arzusunun sembolü olur.

Kavazoğlu’nun AKEL içindeki devrimci duruşuna da özellikle değinmek gerekiyor. Her ne kadar komünist bir parti olsa da AKEL’in siyasi geçmişi pek parlak değildi. Öyle ki AKEL’in öncülü Kıbrıs Komünist Partisi açıkça Enosis’in emperyalist çıkarlara hizmet eden bir proje olduğunu söyler ve hedeflerinin bağımsız, birleşik ve sosyalist bir Kıbrıs olduğunu duyurur. Ama Kıbrıslı Rum tarafında milliyetçiliğin yükselmesiyle birlikte ardılı AKEL zaman içinde aynı kararlılıkta tutum alamamıştır. AKEL, her ne kadar diğer Kıbrıslı Rum partilerine ve siyasi hareketlerine göre Kıbrıslı Türklere en açık yaklaşanlardan olsa da seçim hırsı, milliyetçi tabanını koruma isteği gibi nedenler bir süre sonra partinin varlığını sürdürebilmesi için “Makarios’dan çok Makarios’cu” olmasına varır.

Ancak parti içinde “Enosis” düşünce birliği içinde kabul edilen bir konu değildir. Partinin merkez komite üyesi Kavazoğlu gibi düşünenler buna muhalefet etmiştir. Enosis hakkında AKEL’in ileriki dönemde (1990) resmi olarak özeleştiri vermesinde kuşkusuz Kavazoğlu’nun bu muhalefetinin, 25 yıl önce söylediklerinin de etkisi olmuştur. Kavazoğlu’nun yoldaşı Hırstakis Vanezos, “Ben ve Leonidas kilisenin, siyasi partilerin ve eğitim sisteminin dayattığı Helen Megali İdeacılığından arınma ve Enternasyonalizmi benimseme yönünde attığımız ilk adımları Derviş Ali Kavazoğlu’na borçluyuz” diyor. Kıbrıs’ın iki toplumu için de barışın gerçekleşmesi en zor taleplerden olduğunu, mücadele tarihinde yerlerini alan Kavazoğlu ve Mişaulis bir kez daha gösteriyor.

*35 Georges Bernandes, “Kıbrıs Komünist Partisi ve Milliyetçilik”, Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi içinde, cilt: 6, s. 1988-9, İletişim Yayınları.

*36 Kıbrıs’ın Kuzeyi’nin Türkiye’ye katılmasını amaçlayan siyasi hat.

[Aynı Öfkenin Çocukları, Kavel Alpaslan, Sel Yayıncılık]