Açıklık ve gerçekleri isteyen eleştiriler karşısında hiç bir kırgınlık duymuyoruz.
Devrimci bir mücadelede devrimciler düşmana karşı ne kadar sertseler, kendilerine karşı da o kadar sert olmalı.
Genel olarak Filipinliler çabuk sinirlenen ve hemen bir şeyler yapmaya davranan hareketli bir ulus olarak tanınır. Bir ulus hakkında yabancıların düşündükleri genellikle yanlış oluyor. Filipinliler hakkındaki bu inanç da gerçeklere uymuyor. Filipinli o kadar çok yabancı egemenliği ve feodal baskı görmüştür ki, adeta her şeyden elini eteğini çekecek kadar hissizleşmiş. Bahala Nader çoğu kez, Allah Kerim!
Sömürge bir ülkede yaşayanların düşünce şeklini hangi özgür insan bilebilir? Sokaktaki her beyaz adama saygı duyulması ve özel ilgi gösterilmesi gerekir. Toprak ağası tam bir ağadır. Önünden geçerken ellerin yerlere değerek selam vermen gerekir. Bir dükkâna girdiğin ve raflarda Filipin malı ya da yabancı malı birşeyler gördüğün zaman yabancı olanı alırsın, çünkü onun daha üstün olması gerekir. Annenin babanın elini öp, papazın elini öp, ustabaşının vereceği emirleri gözle.
Bütün bunlar kibirli İspanyolların yönetiminde 400 yıl, daha sonra da kendilerini herkesten üstün gören Amerikalıların yönetiminde 50 yıl devam edince, elbette halkın kişiliğine bir şeyler oluyor. Mutsuzluğun sonucu ayaklanmaların doğduğunu öne süren teoriler vardır, ama mutsuzluk insanın elindeki bir şeyi kaybetmesinden doğuyorsa, bu doğru olabilir. İnsan 450 yıl mutsuzluktan başka hiçbir şey görmemişse yıkılır, ezilir, mutsuzluğu bu yıkıntının altında unutulur ve yaşantısını olağan bulmaya başlar. Bu topluluğun içinden ayaklanmaya kalkan bir grup azınlık öldürülür, her şeyi unutup savaşını sokakta sürdürmek isteyen vurulur. Çoğunluk kulübelerinin kapısında oturup tanrının buyruğunu bekler.
Böyle bir halkın ayaklanabilmesi için çok güçlü nedenler gerekli. Birisinin karşılarına çıkıp açsınız, yoksulsunuz, diye haykırması yetmez. Bir devrim hareketi kolay değil, sonu ölümle bitebilir, sefalet içinde bile olsa yaşamak değerli olabilir. Böyle bir halk ancak ölmek ya da yaşamak arasında bir fark kalmadığı zaman ayaklanabilir.
Ama insanın bellediği toprak, yetiştirdiği meyva kendinin olamayınca, özgür olacağı söylenen toprak yabancıların eline düşünce kendisi kağnı arabasında otururken, ülkesindeki yabancı pırıl pırıl arabasına kurulup gözlerine tozlar savurarak geçerse yanından, kendi seçtiği kimseler kendi adına konuşmak istediği zaman yerinden edilirse, liderleri katledilirse, sendikaları yasadışı ilan edilirse, köyü saldırıya, yağmaya uğrarsa, karısı kızları gözlerinin önünde tecavüze uğrarsa, bütün yaşantısı boyunca sefalet içinde kalacağını bilirse ne yapabilir?
Çözümlenmesi tanrıya bırakılamayacak bazı şeyler de vardır.
***
Kasabadan bir levazım birliği geliyor. En son yamaçtan harap olmuş bir hattı geçerek gelmişler. Yol boyunca yağmur yağmış, hepsi bellerine kadar sırılsıklam… Taşıdıkları yükün ıslanmasını önlemek için Anahow yapraklarını üzerine bağlamışlar. Birer birer gelip ağır çuvalları levazım kulübesinin önüne bırakıyorlar.
Kardı yoldaş alışveriş listesini kontrole geliyor. Kamptan birileri, yeni gelenlere yaklaşıp biraz eğlenmek için kasabaya gitme konusunda dalga geçiyorlar.
Bu mücadelenin halkın sırtında yürütüldüğünü söylemek çok doğru olur. Her şey halkın sırtında taşınıyor -gıda maddeleri, ofis malzemesi, silah, cephane, her tür levazım. Herhangi bir Huk askerinin taşıyabileceği ağırlığı görünce her gün biraz daha şaşıyorum, yalnız kaldırmak değil, günlerce taşımak…
İşte ortalama bir Filipinli köylü: boyu 1 .50-1 .60 arası, gıda yetersizliğinden vücudu sıska, hacakları beri-beri yaralarının izleriyle dolu. Yolculuğa hazır duruyor. Sırtında, üçte biri pirinç dolu bir koca çuval var, çuvalı tutan kayışlar omuzlarını kesiyor, aynı kayışa bağlı normal büyüklükte bir daktilo, onun üstünde de KAWALİ denen büyük demir tavalardan bir tane. Bunun üstünde de kendi özel eşyalarıyla dolu torbası var. Kurşunları belinde, elinde tüfeği ateş etmeye hazır. Ayakları çıplak.
Bu adam ender görülen bir şey değil. Normal bir Huk yola düşmüş. Bu tür bir yük bütün gün ya da haftalarca hiç durmaksızın çamurlu dağ yamaçlarından, nehirlerden, uçurum kenarlarından taşınabilir. Yükün niteliği değişebilir: Daktilo yerine teksir kağıdı, başka birtakım yiyecek maddeleri, Kaldero denen demir tencereler ya da lambalar için yağ ya da çoğaltma makinası taşınabilir. Aynı zamanda gerektiğinde bu yükle birlikte savaşması da beklenir bu elemanlardan ve savaşırlar da…
Benim bir defa sorduğum gibi, bu yükü nasıl taşıyabildiğini sorun, sömürülmenin daha ağır bir yük olduğunu söyleyecektir.
Düşmanın elinde kendine gerekli olan, bütün ulaşım araçları var. Düzenli karayolları üzerinde vızır vızır giden kamyonlar, trenler, ırmaklarda motorlar, her gün malzeme atabilecek uçaklar. Hukların bir tek kamyonu bile yok, yüklerini taşıyacak hayvanları bile. Karayolları yerine derme çatma patikalar kullanılıyor. Her Huk kendi başına bir ulaşım birliği sayılabilir.
[Filipinler Gerilla Savaşı /Orman-hukbalahap, W. J. Pomeroy, Çevirmen: İnci Giritlioğlu, Toplum Yayınları]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!