Ankara’da Filistin Paneli



Ankara’da bileşeni olduğumuz ‘Filistin’de İşgale Son’ bileşenlerinin düzenlediği “Direnen Filistin Halkı Kazanacak! Dünden bugüne Filistin Direnişini Konuşuyoruz” paneli Mülkiyeliler Birliği’nin Oral Sander toplantı salonunda gerçekleştirildi.


“Direnen Filistin Halkı Kazanacak! Dünden bugüne Filistin Direnişini Konuşuyoruz” paneline Hasan Tahravi (Filistinliler için 7 Ekim’in anlamı ve solun bakışı), Ayşe Düzkan (Filistin Direnişinden öğrenmek), Vecih Cüzdan (Türkiye’nin İsrail ile ilişkileri ve Filistin tutumu) konu başlıklarıyla sunum yaptılar. Panelde Moderatörlüğü Sevgi Ulaş yaptı. 

Geniş katılım ve yoğun ilgi gören panel Sevgi Ulaş’ın kısa açılış konuşmasının ardından kısa bir sinevizyon gösterimi yapıldıktan sonra  ilk olarak Hasan Tahravi “Filistinliler için 7 Ekim’in anlamı ve solun bakışı” konu başlığında konuşmasını yaptı.

Tahravi konuşmasına başlarken Filistin direnişinin 7 Ekimle başlamadığını 7 Ekim sürecine gelene kadar tarihsel süreçlerde neler yaşandığını ve buna karşı Filistin halkının direnişlerine bakmak gerektiğine vurguladı:

“1917 tarihinde başlayan bir süreçtir Filistin direniş süreci, 1917’de İngiltere Filistin’i işgal etti. Daha sonra Balfour Deklarasyonu ile Yahudileri Filistin topraklarında yerleşimci olarak kalmalarının önü açıldı. Filistin için bu tarih hayati önemdedir.

Balfour Deklarasyonu ile Filistin’in tamamen bir Yahudi devleti haline dönüşmesi isteniyordu. Filistin’de kurulması düşünülen Yahudi devleti de bir İngiliz projesidir. 1922’de İngiltere’nin düzenlediği bir nüfus sayımı, Yahudilerin sayısının Filistin’deki 750 binlik nüfusun yüzde 11’ine ulaştığını gösteriyordu, Temmuz 1937’de İngiltere bölgeyi Yahudi ve Arap devletleri arasında ikiye bölmeyi önerdi. Yahudi devleti, İngiliz mandasındaki Filistin’in üçte birini kaplayacaktı. Filistin halkı ayaklandı. Filistinli ve Arap temsilciler teklifi reddetti. İngiltere 1947’de Birleşmiş Milletler’e devretti. Yahudiler artık nüfusun üçte birini oluşturuyordu. Ama toprakların yüzde 6’sı onların elindeydi. Fakat çatışmalar da devam ediyordu.

İsrail Devleti Tel Aviv’de 14 Mayıs 1948’de saat 16:00’da ilan edildi. 1961 savaşında Filistin toprakları tamamen abluka altına alındı. FKÖ bu dönemde kuruldu. Filistinliler silahlanmaya başladı, örgütlenmeye başladı. ‘Filistin’in kurtuluşu Filistinlilerle olabilir’ anlayışı hakim oldu. Filistin’i Araplar, yani Filistinlilerden başkası kurtaramazdı. Filistin’in ayaklanmasıyla başlayan intifada hayata geçti. Fakat yerleşimci işgaliyle Siyonist İsrail devleti kurulmuştu. Yüzlerce filistin katledildi. Her Cuma sınıra kitlesel yürüyüşler yapılırdı. İsrail keskin nişancıları, önceleri yürüyüşe katılanları ateş edip öldürüyordu. Sonraları ise ellerine, ayaklarına, gözlerine nişan alarak sakat bırakmayı hedeflediler. On binlerce insan sakatlandı, yaralandı.

7 Ekim’e geldiğimizde ise, 7 Ekim’e birden çok örgütün birlikte gizli odalarda tartışıp konuşmalarıyla birlikte karar verilmişti. 7 Ekim’de neden Hamas görünür oldu? Çünkü silahlı gücü var, diğer örgütlerin de vardı ama Hamas nicelik olarak daha genişti. Bu sadece Hamas’ın yaptığı bir başlangıç değildi. Diğer örgütlerle kararlaştırılmış bir tarihti. 7 Ekim’in iki özelliği vardı Filistinliler için. Birincisi, yenilmez gibi gözüken İsrail Ordusu imajı yerle bir edildi. İkincisi ise Filistin kurtarılabilir. Bu savaş, karşı koyuş, direniş bize bunu da gösterdi. Filistin, yerleşimci Siyonist İsrail’den kurtulabilir.” 

Tahravi’den sonra Ayşe Düzkan konuşmasına başlarken “Filistin direnişinden iki şey öğrendik” dedi ve sürdürdü: “Birincisi, Sömürgecilik ile yerleşimci sömürgecilik arasında çok büyük fark olduğudur. İkincisi ise feda eylemleridir. Bir amaç için kendini feda etmedir. Filistinliler Avrupa’nın birçok ülkesine yerleşmek zorunda kalan mültecilerdir. Batı Şeria’da uygulanan NAKBA ile evlerinden çıkarılıyorlar. Her Cuma günü Gaze’de sivil insanlar sınıra yürüdüler. Bunlar arasındaki gazeteciler ve sağlıkçılar öldürüldüler. Hatta keskin nişancılar tarafından 10 bin insan yaralandı, sakatlandı. İsrail için kadın ya da çocuk olmanın hiçbir önemi yoktur. Filistinlilerin hangi örgütlerle direneceğine karar verme hakkı vardır. Filistin halkı yıllardır savaşın içinde yaşıyor. Bu durum 7 Ekim ile başlamadı. Bunu görebilmek gerekiyor.” 

Son olarak Vecih Cüzdan şunları Türkiye’nin İsrail ile ilişkileri ve Filistin tutumu konusunda konuşmasını yaptı. Cüzdan, “Türkiye ile İsrail ilişkini üçe ayırmak gerekiyor” dedi. Konuşmasını şöyle sürdürdü: “7 Ekim’den bugüne nasıl bir siyaset izlediğine bakmak gerekiyor. 7 Ekim bir başat noktası oldu. Bu süreç 7 Ekim’de başlayan süreçte iki tarafı da eşitleyen bir tutumu vardı. 17 Ekim’de Türkiye’nin dört bir yanında İsrail’i lanetleyen protestolar oldu. Bu AKP iktidarı için ayrı bir nokta oldu. Ve her iki tarafı başat tutmaktan vazgeçti. 2017, 2018, 2021, 2022 bu süreçlerde yaşananları gözden kaçırmamak gerekiyor. 2023’de direniş halkın içinde vardı zaten. İsrail Filistin’in kimliksizleştirilmesidir

Gerçekten İsraile karşı nasıl mücadele etmek gerekiyor. İsrail ile Türkiye’nin ilişkilerinin teşhir edilmesi önemli bir yerde durmaktadır. Boykot çok önemli bir yerde durmaktadır. Türkiye cephesinde ciddi boykot çağrıları ve teşhirleri yapılabilir.”

Panel katılımcıların soruları ve görüşlerini de ifade etmeleriyle sonlandırıldı.

Alınteri / Ankara