Ahmet Yolal
Antep’in Islahiye ilçesinde Amanos Şelale Dağları’nın eteklerinde bulunan Kerküt, Haltanlı, Sulumağara, Çamurlu Kayabaşı ve Dolan köyleri, 2010 yılından bu yana Boksit maden ocağı ve iki kaya ocağı eşliğinde üç cephede maden ocağı projeleriyle doğa yıkımının hedefi durumunda
Maden ocağının Proje Tanıtımı Dosyası’nın tanıtımını yöre halkına yapmadan, işletme ruhsatını göstermeden, en önemlisi de halkın onayı olmadan, onların görüş ve önerileri alınmadan faaliyete geçmesi devletin kendi kanunlarına göre yasadışıdır!
ÇED raporunun herkese açık olması gerekir; şirketin internet sayfasında bu rapor görülmüyor. Madencilik açısından çalışmaya başlamadan önce, doğal yapının bozulmayacağı, ağaçların kesilmeyeceği, yeraltı sularının zarar görmeyeceği, yöre halkının toza maruz kalmayacağı söyleniyordu.
Zeytin Yasası’na göre zeytinliklerin 3 km yakınına toz kaynağı olabilecek maden ocağı açılamaz, tesis kurulamaz. Oysa Haltanlı, Kayabaşı, Dolan, Sulumağara, Çamurlu köylerindeki zeytin ve fıstık arazileri açılması planlanan maden ocağının 1 kilometre yakınındadır.
Bu proje yasadışıdır. Adı geçen zeytinlik sahaları, 03.04.1996 tarihinde ve 22600 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Zeytinciliğin Islahı Yabanilerinin Aşılattırılmasına dair Kanun’un 4 Maddesi’nde zeytinlik saha her nevi sakız çeşidi veya orman veya tapulu sınırları içinde olup bu yasa korumaktadır 17/10/1983 tarihli ve 2924 sayılı Orman köylülerin kalkınma desteklenmesi hakkında güvenceye alınmıştır.
Maden ocağında yükleme yapıldıktan sonra gideceği yere kadar trafik ve çevre koruma yasalarına göre çadırla örtülü olması gerekirken. Ne yazık ki, ta Kerküt Köyü’nün Boksit ocağından İskenderun’a kadar üstü açık gidiyor ve çevreye toz dağıtıyor.
Doğal kaynaklar tahrip ve talan ediliyor. Kerküt Köyü’nün ve komşu köylerin halkının geçim kaynakları yok ediliyor. Bu durum bölgenin ekolojik, ekonomik ve sosyal yapısını ciddi şekilde etkiliyor, etkilemeye de devam edecek. Bu projeler, yalnızca doğal kaynakların kullanımı açısından değil aynı zamanda Kerküt ve komşu köylerin halkına yönelik büyük kayıplara yol açacak. Çünkü boksit alüminyum tozu akciğerlerde bir çeşit pnömokonyoz türü olan alüminoza yol açar.
Orman kesilecek ve zarar görecek. Oysa büyük bir ağacın 5 kişiye kadar bir günlük oksijen sağlayabileceği biliniyor. Yabani hayvanları yeraltı suları zarar görecek ya da tümüyle yok olacaktır. Ocaktan çevreye yayılacak tozdan çevrede yaşayanların sağlığı olumsuz bir şekilde etkilenecek (kanser ve benzeri hastalıklar da artış).
Su kaynaklarının seviyeleri düşer veya toptan kururlar.
Boksit ocağıyla yeşil su olarak nitelendirdiğimiz yağmur sularının süzülmesinin ve yeraltı suyu olarak mavi su ayak izlerini oluşturan kayalar yok edildiğinde su kaybı ve alimunyum karışımı olmaktadır.
Kaybedilecek su, insan, hayvan ve bitkiler için gerekli olduğundan zaten giderek boyutlanan iklim krizi çıkacak insanlar hayvanlar ya ölecek ya da göç edecek. Daha şimdiden kanser hastalığı yoğunlaştı, halk sürekli yorgun.
Üzüm, Zeytin, fıstık, incir, nar ve diğer meyve sebze tarımında eksiklerin olduğu ortadadır.
Boksit Maden ve taş ocakları, toprak ve ormanların yok olmasına yol açmakta, bu da Kerküt köyün’daki ve komşu köylerin tarım arazilerinin verimsiz hale gelmesine neden olmaktadır. Tarım ve hayvancılığın sona ermesi, yurttaşların işsiz kalmasına ve yoksulluğun derinleşmesine neden olacaktır.
Kerküt Köyü’ndeki bu doğa katliamının devam ettiği günümüzde, 2014 ve 2015 yılında Zeki Kaya öncülüğünde Altınüzüm köylüleri Ciner Holding Maden adlı firmaya ait Boksit maden ocağının kapatılmasını istediler. Yolları kesip barikat kurdular, toz gelmemesi için önlem alınmasını istediler, iki gün eylem yaptılar. Bu şartların yerine getirilmesinden sonra eylemi sona erdirdiler.
Zeki Kaya birkaç arkadaşıyla maden ocağının tümden kaldırılması için imza kampanyası başlattı, ancak şirket yetkileri bir kara propagandaya başladılar.İmza kampanyasının Abdullah Öcalan’ın hapisten çıkarılması için düzenlendiğini yaydılar. Altınüzüm köylülerinin bir kısmı buna inanınca Zeki ve arkadaşları ne yazık ki başarılı olamadılar.
Köylülerin talepleri şunlardı:
- Ruhsat dışında ağaçların sahası dişinde ağaçların sökümü yapılmasın.
- Aksam saat 17.00’den sonra kamyon geçişi yasaklansın.
- Yollar 30 dakikada bir yıkansın.
- Hız kurallarına riayet edilsin, korna çalınmasın, yolların bakımı yapılsın. Kesilen ağaçların yerine ağaç dikilsin.
- CED raporu temin edilsin.
Elbette yol trafiğe kapatıldıktan sonra bazı isteklerin yerine getirileceği vaadinde bulundular. Yol dışında hiçbir istek yerine getirilmediği gibi üretimi daha arttırdılar. Şimdi 24 saat gece gündüz günde en az 30 tonluk 300 tır, yani 300×30 ton Boksit köyün içinde geçmektedir.
Bütün çevre köyleri birleşirse bu doğa katliamına dur denebilir
Karşı dağda ise iki yerde taş ocakları alıp başını gitmektedir. Bir yandan taşları talan ederken diğer yandan her gün çok güçlü dinamit patlatılmaktadır. Bu dinamit nedeniyle bütün çevre sarsılmaktadır, yöre halkı her defasında ‘yine bir deprem oldu’ diye korkmaktadır.
Depremde evler hasar gördü ama dinamit basıncıyla evlerdeki çatlaklar her seferinde biraz daha artırıyor. Daha depremzedeler yeni yerleşimlerine yerleşmeden binalarda çatlaklar görülmeye başladı. Köy halkı ocaklarda dinamit patlatılacak korkusunu, psikolojik travmasını yaşıyor.
Maden ocağının yol açtığı ve açacağı onarılmaz zararlar için söylenen her şey bu taş ocakları için de fazlasıyla geçerlidir. Bu talan ve rant kapısının kapatılması için yapılması gereken şey bu şirketlerin ÇED raporu ve ruhsatı incelenmesidir. Bu tür faaliyetler için yasal mevzuat karşılaştırılmalıdır. Bunun için bir insiyatif kurulabilir. Çünkü bundan herkes rahatsızdır. Geçmişimize günümüze ve geleceğimize sahip çıkmak için bu herkesin sorumluluğundadır. Ahlâki ve vicdani bir sorumluluktur.
İnternet çağındayız. Bu tür girişimleri destekleyecek bir çok resmi ve sivil kuruluş var. Doğa koruma gönüllüleri, çevreci kuruluşlar var. Herkesle ilişki kurup bir kampanya şeklinde çalışılabilir. Yörenin hukukçularından destek alınabilir. Birlik olunursa bir girişim ve oluşum yani bir insiyatif kurulursa bir başlangıç yapılır. Ege ve Karadeniz’de bu tür işletmeler kapatılmıştır. Bunun sayısız örnekleri var. Böyle bir girişim hem yasaldır hem demokratiktir hem de meşrudur. Bunun için gösteri, toplantı ve yürüyüş yapmak, barikatlar oluşturmak yasaldır demokratik haktır ve meşrudur.
Tüm bunların yasal çerçevede ve herkese açık şekilde yapılması önemlidir. Olan olmuş demiyelim. Geç kalınmış değil. Çünkü yörede yaşayan hemen herkes bu durumdan rahatsız. Bu hoşnutsuzluk ve itiraz bir insiyatifle başarılabilir.
Kerküt halkı ve komşu köylerin bu talana dur deme zamanı gelmiş de geçiyor. Gelin elbirliğiyle bu talana dur diyelim, doğaya sahip çıkalım.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!