Poyraz Soysal
Bir çocuk kendinden daha küçük bir çocuğa hiddetle vuruyor. “Senin ananı, avradını bilmem ne yaparım. Siktir git lan ülkene…” Hiddetle vuruyor. Dişlerini sıkıyor küfür ederken. Belli ki evde kendisine uygulanan davranışı dişini geçirdiğine uyguluyor. Bir çocuğu böyle kinlendiren, körpecik zihnini nefretle dolduran kim? Bir başka vahşet: “Evimizden çıkamıyoruz. İşyerlerimizi açamıyoruz. Çocukları okula gönderemiyoruz. Her şeyimizi yaktılar.” “Geçmişte bir şeyler yaşanmış, deşmemek gerekir” diyenlere yanıt. Yukarıdaki olaylar 1955 yılında yaşanmadı. Bu sene- geçen sene yaşandı. Ne kadar da benziyor değil mi 1955’e, 1978’e.
Dönem değişiyor. Çökülecek sermayeden nemalananlar çeşitleniyor ama aynı alçak tezgah bitmiyor. Çünkü çocuklarımız faşizmin 1930’lardakine benzer bir eğitim sisteminin dinsel gericilikle çeşnilenmiş modeline karşı yapayalnız. “Rum düşman, Ermeni hain, Arap savaş kaçkını…” Böylesi bir nefret ikliminde, anti bilimsel eğitim modeliyle yetiştirilen çocuklar ucuz işgücü olarak sömürülürken çocuk yaşta evlendirilip istismar edilirken, düşmanı alâkasız yerde arıyor. Devletin ideolojik aygıtları misyonunu yerine getirmiş oluyor yani. Sartre’ın “Yahudi Düşmanı” kitabında belirttiği gibi “Yoksulların öfkesi, onu kolay yönlendirebilecekleri kesimlere yönleniyor.” Sonra mı? Sonrası kronikleşen 6-7 Eylül’ler, Maraş’lar..
6-7 Eylül sonrası Lefter “En çok ağrıma giden de dün harçlık verdiğim çocukların bugün evime saldırmasıydı,” der. Benzer bir örneği Aziz Tunç “Beni Sen Öldür” kitabında anlatır. Et işi yapan Alevi bir köylünün komşularının et çalmasına “ihtiyaçları var ki almışlar” demesi, Alevi-Sünni ayrımı yapmadan komşularına yardım etmesi ama komşularının katliam sırasında ona saldırması. İşte bu, sokaktaki insanın faşizmin etki alanına girdiğinde nasıl vahşileşeceğinin, insanlığına yabancılaşacağının tipik bir örneği. Çünkü “Faşizm çürütür!” bir slogandan ibaret değil.
Böyle geldi ama böyle gidemez. Bu ırkçı iklimden rahatsız olan, dünyayı emekçi yığınların zengin bir bahçesi olarak gören ama suskun kalan milyonlar var. Suskunluğumuz faşizmi güçlendiriyor. Katliam sokak canlılarına kadar hedef büyütüyor. Aynı anda sokak canlılarını savunurken Kürtçe slogan atılmaması gerektiğini savunacak kadar marjinal anlayışlar propaganda hakkını görüyor kendinde. Bunun tek sebebi örgütsüzlük. Rejim emekçilerin beliyle yetinmeyip boğazına doladığı kemeri sıktıkça provokasyon ve ırkçılığı da yükseltecek. Yani ekmeğimizle birlikte canımız da tehlikede. O nedenle ekmeğimizi ve özgürlüğümüzü savunacak güçlü örgütlenmeler ihtiyacı ekmek ve su kadar elzem. Yarın da 6-7 Eylül olmasın istiyorsak, tek yol bu!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!