Korkunun Değil Umudun Dili Olan Sanatın Sesini Susturamayacaklar



Bugün Cem Yiğit Üzümoğlu ve Davide Martello’nun sesini kısmaya çalışanlar yarın o sesin bir çığlığa dönüşeceğini görecek. Çünkü sanat korkunun değil umudun dilidir


Halkın tek adam rejimine karşı yükselen özgürlük talebi gençliğin dinamizmiyle büyürken, iktidarın sopası bu kez sanatın yaratıcı ruhuna indirildi. Halk isyanının motor gücü olan gençliğe yönelik baskı ve işkence dalgasının ardından şimdi de sanatçılara yönelik gözaltı terörü başlatıldı.

On altı kişi hakkında çıkarılan gözaltı kararlarının ilk adımında sabahın erken saatlerinde düzenlenen operasyonlarla on bir kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında sanat dünyasının tanınan isimlerinin bulunması iktidarın sokakta yıkılan “korku duvarını” sanatçılar üzerinden yeniden örmeye çalıştığını bir kez daha gözler önüne serdi.

Genç oyuncu Cem Yiğit Üzümoğlu’nun gözaltına alınması gerici faşist rejimin sanata dönük yüzünü tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. Üzümoğlu, Aybüke Pusat’ın boykot çağrısı ile ilgili paylaşımları gerekçesiyle TRT’deki diziden çıkarılmasına ilişkin Oyuncular Sendikası’nın açıklamasını sosyal medyadan paylaşarak “Hiçbir oyuncu, düşüncesini dile getirdiği için işinden edilemez” sözleriyle sesini yükseltmişti. İktidarın bu çıkışa verdiği yanıt ise “demir yumruk” oldu. Üzümoğlu’nun gözaltı hikayesi yalnızca bir kişinin değil sanatın özgürleştirici gücünün susturulma çabasının da sembolü haline geldi.

Baskılar fiziksel sınırları aşarak dijital alemde de sürüyor. Muhalif kişi ve kurumların sosyal medya hesaplarına dönük engellemelerin ardından oyuncular Rojda Demirer ve Alican Yücesoy’un X (Twitter) hesaplarına Türkiye’den erişim engeli getirildi. Sansürün bu biçimi iktidarın eleştiriyi “sıfır noktasında” boğma taktiğinin bir parçası. Boykot çağrısına destek veren her paylaşım her etkileşim, rejim için bir tehdit olarak kodlanıyor.

Üzümoğlu’nun gözaltı haberi sanat dünyasında bir dayanışma ruhunu ateşledi. Sosyal medyada birbirine eklenen sesler, iktidarın beklediği korku ikliminin aksine direncin büyüdüğünü haykırıyor:

Nurgül Yeşilçay: Tüm oyuncu arkadaşlarımın yanındayım! X hesapları kapanabilir, özgürlüğümüz gasp edilebilir; ama yılmıyoruz!

Kubilay Aka: Bir yurttaş, fikrini özgürce ifade etti diye gözaltına alınıyorsa, bu hepimizin geleceğine dönük bir tehdittir!

Kaan Urgancıoğlu: Cem’in sesi, hepimizin sesidir! Susturamayacaklar!

İlyas Salman: Cem Yiğit Üzümoğlu’nu derhal serbest bırakın! Sanat korkunun değil cesaretin dilidir!

Oyuncular Sendikası ise meslektaşlarına sahip çıkmakta kararlı: “Avukatlarımızla iletişim halindeyiz. Cem Yiğit Üzümoğlu asla yalnız değil! Bu hukuk skandalını tüm dünyaya duyuracağız.”

Davide Martello Sınır Dışı Edildi: Sanata Karşı Devlet Zorbalığı

Mevzu korku olunca baskı yalnızca Türkiyeli sanatçılarla sınırlı kalmadı. Kadıköy Mehmet Ayvalıtaş Alanı’nda vereceği resital öncesinde piyanosuna el konulan ve gözaltına alınan Gezi Parkı’ndaki resitallerinden tanıdığımız Alman piyanist Davide Martello sınırdışı edildiğini duyurdu.

Martello, Instagram hesabından yaptığı paylaşımda şunları söyledi: “20 polis memuru tarafından yakalanıp gözaltına alınır alınmaz, polisler beni Instagram’da ‘Bu akşam çalamayacağım’ şeklinde bir paylaşım yapmaya zorladı.”

Ancak Martello, diğer telefonundan yaptığı paylaşım fark edilince karakola götürüldü. Serbest bırakıldıktan sonra Bulgaristan’a kadar sivil polisler tarafından takip edildiğini, arabasına zarar vermeye çalışıldığını anlattı: “Karakolda römorkumu arabamdan ayırmaya çalıştılar. Bunu başaramadılar ancak römorkun hidrolik fren sistemine zarar verdiler. Kadıköy’den Bulgaristan’a kadar süren yolculuk boyunca, arabam zorlansa da sivil polisler tarafından takip edildiğim için duramadım.”

Savaş bölgelerinde, çatışma hatlarında piyano çalarak barışı ve insan haklarını savunan bir sanatçının, Türkiye’de polis zoruyla susturulmaya çalışılması korkunun ulaştığı boyutu gözler önüne serdi.

Sanata yönelik bu operasyonlar iktidarın kökleşmiş bir refleksi aslında. Muhalefetin elindeki belediyelere çökmenin İstanbul’a uzanması öncesi yol temizliği kapsamında menajer Ayşe Barım’ın Gezi direnişiyle ilişkilendirilerek tutuklanması Halit Ergenç, Ceyda Düvenci gibi isimlerin ifadeye çağrılması, sanatçıların “düşman” olarak kodlandığı bir zihniyetin ürünü. Barım’ın yıllar öncesine ait telefon görüşmeleriyle yargılanmak istenmesi, iktidarın sanatı bir tehdit olarak gördüğünün kanıtı.

Gözaltı dalgasının arka planında, İmamoğlu’nun tutuklanması sonrası yayılan tüketim boykotu çağrılarının yarattığı sarsıntı yatıyor. AKP’nin bu “sessiz isyan” karşısında tek çözümü, sanatçıları hedef göstererek toplumsal muhalefeti kriminalize etme çabası oldu.

İktidar sanatın dönüştürücü gücünden ürkerken, unuttuğu bir gerçek var: Tarih, zorbaların değil direnenlerin hikayeleriyle yazılır. Bugün Cem Yiğit Üzümoğlu ve Davide Martello’nun sesini kısmaya çalışanlar yarın o sesin bir çığlığa dönüşeceğini görecek. Çünkü sanat korkunun değil umudun dilidir.