İnşaat İşçileri Kadıköy’den Haykırdı: İnşaat İşçisi Köle Değildir!



Sakarya Şehir Hastanesi inşaatında çalışıp hakları gasbedilmeye çalışılan İnşaat-İş üyesi işçiler 5 gündür geceli gündüzlü devam eden direnişlerini Kadıköy sokaklarına taşıdı


Sakarya Şehir Hastanesi yapımında çalışan İnşaat-İş üyesi işçiler, ATR Yapı ve Çeltik Grup tarafından gasbedilen hakları için 5 gündür geceli gündüzlü direniyor. Urfa’dan gelerek ana firma konumundaki ATR Yapı önüne direniş çadırı da kuran işçiler geceyi dışarda, beton zeminde yatarak geçiriyor.

Firmanın oyalayıcı tutumuna tepki gösteren işçiler, bugün Kadıköy Süreyya Operası önünde basın açıklaması yaparak “Hakkımız olanı istiyoruz, ne bir eksik ne bir fazla! Kuruşu kuruşuna almadan bir yere gitmeyeceğiz, direnerek kazanacağız” diye vurguladılar.

Bahariye Caddesi’nin başından yolu trafiğe kapatarak sloganlarla yürüyüp Süreyya Operası önüne ulaşan işçiler hiç susmayan sloganları, yere vurdukları baretleri, elle tutulacak kadar somut öfke ve kararlılıklarıyla Kadıköy sokaklarını çınlattılar.

İşçilerin eylemi, DİSK Dev Yapı-İş, DGD-SEN, Özel Öğretmenler Sendikası ve gençlik örgütlerinin de katılımı ve konuşmalarıyla 1 Mayıs öncesinde bir direniş kürsüsü niteliği kazandı.

Sürekli olarak “Yaşasın sınıf dayanışması!”, “ATR gelecek hakkımızı verecek!”, “ATR şaşırma sabrımızı taşırma!”, “İşçiler yürüyor, mücadele büyüyor!”, “İşçiyiz, haklıyız, kazanacağız!”, “İnsana, hayvana, yeryüzüne özgürlük!” sloganlarının haykırıldığı eylemde ilk olarak öğrenci gençlik adına bir İstanbul Üniversitesi öğrencisi söz aldı. Beyazıt’taki öğrencilerin selamını getirdiğini belirten öğrenci, öğrencilerin direnen işçileri selamladıklarını, onlarla birlikte direndiklerini söylediklerini iletti. Gençliğin işçilere genel grev, genel direniş çağrısı yaptığını hatırlatan öğrenci, işçilerle birlikte olacaklarını, onlarla birlikte direneceklerini vurguladı.

Daha sonra söz alan DGD-SEN Genel Başkanı Neslihan Acar da işçilerin yaşadığı sorunları depolardan bildiklerini vurgulayarak, yoksullaşan öğrencilerin, genç işçilerin, toprağı gasbedilen emekçilerin, hukuku gasbedilen bir halkın 1 aydır direndiğini belirtti. “Yıllardır bas bas bağırıyoruz. Bu hak gaspları ücret gaspıyla başlıyor” diye belirten Acar, işçi sınıfının en örgütsüz bölüklerine yönelik sermaye saldırganlığının aslında tüm topluma yönelik saldırıların özeti olduğunu, buna karşı kolektif bir tutum alınmadığı için bugün yurttaşlık haklarının gasbedildiğini, seçme hakkına yönelik bir saldırıya girişildiğini ifade etti. “Halkın talepleriyle işçilerin talepleri birdir. İşçilerin çıkarına olan halkın çıkarınadır. İkisi aynı mücadelede, aynı kanaldan akmak zorundadır. Nerede bir işçi çığlığı duyarsak orayı kuşatacağız. Eğer işçilere sahip çıkmazsak yarın yaşam alanlarımızda bizi boğacaklar. O yüzden de sınıf dayanışması sloganı sadece slogan değildir” diye vurgulayarak tüm toplumsal kesimleri işçilerle yan yana durmaya, direnişleri güçlendirmeye çağırdı.

Daha sonra söz alan DİSK Dev Yapı-İş Genel Başkanı Özgür Karabulut, “Kardeş sendikamız İnşaat-İş’le birlikte ve İnşaat-İş’in başlattığı bütün direnişlerde kazanmadan direnişlerimiz bitmedi. Fazla bir şey istemiyoruz. Patronların iktidarları da yanlarına alarak gasbettiği haklarımızı istiyoruz. Sonuna kadar da kuruşu kuruşuna direne direne alacağız. Mücadeleniz bütün arkadaşlarınıza örnek oluyor. ATR işçileri günlerdir soğuğa karşı geceli gündüzlü direniyorlar” diye belirtti. Karabulut, patronların işçilerin haklarını gasbedeceğini sandığını, ama İnşaat-İş’in direniş duvarına çarptıklarını vurguladı.

Öğretmen Sendikası adına konuşan öğretmen de inşaat işçilerinin mücadelesiyle öğretmenlerin mücadelesinin neden birbirinden koparılamayacağını ifade ederek, birlikte mücadelenin önemine işaret etti.

Hrant Dink Vakfı’ndan haksız bir şekilde işten çıkarılan ve tek başına adalet ve vicdan nöbetine başlayan Caner Gönder de kısa bir konuşma yaparak işçi sınıfının beyaz ya da mavi yakalı olarak ayrıştırılamayacağını, yakaların bir öneminin olmadığını ve hiç kimsenin işçiye parmak sallayamayacağını vurguladı.

Direnişçi bir işçinin okuduğu açıklamada ise şunlar belirtildi:

Biz inşaat işçileri ölümle burun buruna çalışan bir işçi bölüğüyüz. Tüm işçiler gibi emek gücümüzü satarak yaşamak dışında bir seçeneğimiz yok. Çoğumuz memleketlerimizde buna da ulaşamayız, o yüzden çalışmak için kilometrelerce yol tepip başka kentlere geliriz, gurbetçi işçi oluruz.

Berbat barınma ve beslenme koşullarının olduğu, işçi sağlığı ve iş güvenliğinin hiçe sayıldığı, işi bitirmek için tepemizde ‘hadi, hadi’ kırbacının şaklatıldığı koşullarda çalışan bizler çoğu zaman yasal haklarımızı da alamayız. Oldukça kuralsız bir işçi cehennemi olan inşaatlarda patronlar, fiziksel gücümüzü iliğine kadar sömürürken, bu haklarımızı ödememek için kırk takla atar.

İnşaat işçisinin örgütsüzlüğünü, haklarının bilgisine sahip olmamasını tepe tepe kullanırlar.

Sakarya Şehir Hastanesi şantiyesinde çalışan biz işçiler bunların hepsini yaşadık.

Sendikamızla buluştuktan sonra haklarımızı öğrendik ve bu haklar yazılı olarak varolsa da direnmeden uygulatılamayacağını gördük. Şimdi bunun bilgisiyle direniyoruz.

ATR Yapı ve Çeltik Grup ücret de dahil tazminat ve diğer haklarımızı gasp etmeye çalışıyor. İnşaatlardaki ‘elden-asgari’ şeklindeki ikili sistemle hem devletten vergi kaçırıyor hem de bizim geleceğimizden. Yasal haklarımızı ödememek için kırk dereden su getiriyor.

Bizler bunu yapamayacaklarını bilerek kilometrelerce uzaktan, memleketimiz Urfa’dan İstanbul’a geldik. Sendikamız İnşaat-İş’le birlikte 5 gündür sokakta yatıp kalkıyoruz. 5 gündür yaşadıklarımızın nedeni patronların pervasızlığı, haklarımızı gözümüzün içine baka baka gasp etmeye çalışmasıdır. Buna rağmen onlara kimse dokunmuyor. Sözümona denetlemesi gelerek kurum ve merciler ‘ne oluyor?’ diye bile sormuyor.

Bizler alınterimizin karşılığı olanı istiyoruz. Ne bir fazla ne bir eksik! Bunu almadan da bir yere gitmeyeceğiz.

ATR patronlarıyla günlerdir süren görüşmelerde her defasında bir oyalama tutumu sergilendi. Bu oyalamacılığı onurumuzun kırılması olarak görüyoruz. Patronların işçileri insan yerine koymamasının bir ifadesi olarak reddediyoruz.

Bu tutum sorunun görüşmelerle çözülmeyeceğinin ifadesidir. Biz de buna uygun davranacak, patronlarla anladıkları sınıf dilimizle konuşacağız. Onlara ait şantiyeleri, kent meydanlarını direniş alanına çevireceğiz. Kapılarının önündeki direniş çadırımızı haklarımız kuruşu kuruşuna ödeninceye kadar kaldırmayacağız!

Taleplerimiz nettir: Haklarımızın kuruşu kuruşuna ödenmesini istiyoruz, ne bir fazla ne bir eksik!

Kilometrelerce uzaktan gelişimizin, günlerdir sokaklarda yatıp kalkmamızın, tüm harcamalarımızın karşılanmasını istiyoruz.

Taleplerimiz kabul edilinceye kadar buradayız, direnişteyiz!

Sonuna kadar!