TÜİK dün Nisan 2025 Hanehalkı İşgücü Araştırması ile ekonomideki 2025 ilk çeyrek büyüme sonuçlarını açıkladı. Türk-İş de 2025 Mayıs ayına ait Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması’nın verilerini…
Her üç veri de Türkiye’de işçi ve emekçilerin sadece yoksullaşmadığını aynı zamanda ciddi bir işsizlik kıskacıyla karşı karşıya olduklarını gösterdi.
Açlık sınırı asgari ücretten 3 bin TL yüksek!
Türk-İş’in açıkladığı ‘Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması’nın Mayıs 2025 sonuçlarına göre dört kişilik ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarını ifade eden ‘açlık sınırı’ 25 bin 92 lira.
Gıda, giyim, konut, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer harcamaların toplam tutarına denk gelen ‘yoksulluk sınırı’ysa 81 bin 734 lira.
Asgari ücretin 22 bin TL olduğu, iktidarın temmuzda bir zam için ya “konuşmak için erken” ya da “zam yaparsak 5 bin TL’lik kira 15 bine çıkar” gibi akıl almaz rakamlarla daha baştan ön kesmeye kalkıştığı bu koşullarda sadece gıda harcamasının 25 bin 92 TL’yle asgari ücreti 3 bin TL aştığı gerçeği ortada duruyor.
Çarşı pazarda mesela yaz meyvelerinden en ucuzunun kilosunun 100 TL’den başladığı, insanların artık taneyle sebze satın aldıklarını ya da çürümeye yüz tuttukları için indirim reyonlarına düşen gıdaları arar hale geldikleri gerçeğini ise herkes biliyor.
Geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 32,2!
Fakat başka bir gerçek daha var. O da ekonominin asgari ücretle çalışmanın bile giderek zorlaşacağı bir daralmayla karşı karşıya olduğu. TÜİK’in açıkladığı işsizlik verileri de bunu ortaya koyuyor. Bu verilere göre 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2025 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre 203 bin kişi artarak 3 milyon 63 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0,6 puan artarak yüzde 8,6 seviyesinde gerçekleşti. Ki, TÜİK son aylarda dar tanımlı işsizlik oranlarında düşüş olduğunu yineleyip duruyordu.
Fakat daha vahimi iş aramaktan umudunu kesmiş, yarı zamanlı veya tanımsız işlerde çalışanların oranını ifade eden geniş tanımlı işsizlikteki geometrik artış. Sayı 13 milyona dayanmış durumda. Bu, çalışabilir durumda olduğu halde çalışamayan 13 milyon kişi anlamına geliyor. Oransal olarak yüzde 32,2!
DİSK-AR geniş tanımlı işsizliğin 2014 Ocak’tan beri en yüksek düzeyine ulaştığını kaydetti. Son 136 ayın rekorunun kırıldığını…
Pandemi döneminde geniş tanımlı işsiz sayısının en yüksek olduğu ayın Ocak 2021, o dönem dar tanımlı işsizlik oranının yüzde 12,3 ve işsiz sayısının 3,9 milyon; geniş tanımlı işsizlik oranının yüzde 29, sayısının da 10,5 milyon olduğunu hatırlattı. DİSK-AR bu durumu “Nisan 2025’te geniş tanımlı işsiz sayısı pandeminin en yüksek olduğu dönemden 2 milyon 527 bin kişi yüksek hesaplandı” şeklinde ifade etti.
Büyüme verileri de emekçilere daha ağır faturalar kesileceğini gösteriyor
Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı 2025 ilk çeyrek büyüme verileri de açlık ve yoksulluğun daha da derinleşeceğini, işsizlik oranlarındaki yükselişin durdurulamayacağını gösteriyor.
Buna göre Türkiye ekonomisi yüzde 2 büyüdü. Beklentilere göre büyüme yüzde 2,3’tü. 2024’ün ilk çeyreğinde ise yüzde 5,7 büyüdüğü belirtilmişti.
Bir önceki çeyrekte yüzde 3 büyüyen Türkiye ekonomisi, böylece ivme kaybetmiş oldu.
En büyük büyüme oranı beton sektöründe, yani inşaatta. Emekçiler açısından dramatik sonuçlar yaratacak olansa tarımdaki yüzde 2, sanayideki yüzde 1.8 oranında küçülmedir. Bu ikisinin bileşimi emekçilere hayat pahalılığı ve işsizlik, dolayısıyla daha vahşi bir emek sömürü rejimi olarak fatura edilecek.
Buna rağmen patronlar cephesi ağlayıp duruyor. Onlar için kamu harcama kalemi biraz daha alta çekilmeli (yani emekçiler lehine olan kalemler biraz daha tırpanlanmalı), devlet kasası biraz daha kendilerine akıtılmalı, yüksek faiz giderlerinin bir kısmı üstlenilmeli ya da faizler düşürülmeli.
Şimşek Programı ve tablo
Son günlerde Yeni Şafak, ekonomideki gidişatın kötülüğü dolayımıyla Şimşek Programı’nı manşetlere taşıyarak hedefe çakıyordu. Anlaşılan o ki, mevcut tablo gerek sermaye içi kliklerin beklentileri ve elde ettiği sonuçlar arasındaki dengesizlik gerek bu gidişatın halk nezdinde yarattığı politik sonuçlar gerekse iktidar içi klik savaşları dolayısıyla yönetilebilir olmaktan çıkacak noktaya doğru gidiyor.
Emekçinin ümüğünü daha fazla sıkmak anlamına gelen, politik kaygıların da herhangi bir seçim arifesinde olunmadığı için rafa kaldırılarak tam gaz saldırı biçiminde uygulanan Şimşek Programı (Esasında IMF programı) açısından tablo böyle olunca Erdoğan yine “faiz sebep enflasyon sonuç” retoriğine dönmeye başladı.
Elbette Şimşek programını övmeyi “yola devam” demeyi ihmal etmeden. Üstüne kendilerinin düşük faiz politikasında başarıyla yola devam ettikleri sırada “üç, beş ağacın taşınması bahane edilerek başlatılan Gezi olayları olmasaydı Türkiye bugün çok farklı bir konumda olacaktı” diyerek “faiz sebep, enflasyon sonuç” politikasının çöküşünün faturasını da Gezi’ye yükleyerek…
Ekonominin dümenine oturtulan Mehmet Şimşek ise dışardan sıcak para akışının esas adreslerinden biri haline gelen Ortadoğu’daki petro-dolarların akışının önemine vurgu yaparcasına bir İslami Finansman Kanunu üzerinde çalıştıklarını muştulayarak nereden ne koparırsak hesaplarında gelinen noktayı ortaya koydu. Yüksek faiz savunucusu Şimşek de özellikle sermaye içi kliklerden ihracata yönelik üretim yapan küçük ve orta büyüklükteki sermaye gruplarının tabandan gelen isyan seslerini bu formülle yatıştırmaya çalışıyor belli ki.
İktidar ve kapitalistler kardan zarar edilmesine tahammül edememenin ya da politik olarak ciddi faturalar ödemekle karşı karşıya kalma ihtimalinin belirlediği reflekslerle konuşup eylerken emekçiler cephesini adeta yen ve çetin bir savaşa davet ediyorlar. Mesele bunun farkında olup hazırlanmakta…
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!