Yunus Özgür
“Tek bir işçi için direniş yapılır mı?”, “Kazanma şansı neredeyse yok gibi…”, “Sinpaş gibi kanun tanımaz iktidar yanlısı bir firma karşısında ne yapabilirsiniz?”
Direniş başlamadan önce ve direniş sürecinde buna benzer birçok uyarıyla karşılaştık. Dostane olarak dile getirilen tüm bu uyarılara rağmen Sinpaş direnişine başlama kararı alarak yola çıkıldı. Zayıf yanlarımız, güçlü yanlarımız, olanaklar ve olası sonuçları hesaba katarak başladığımız direnişi tahmin ettiğimiz gibi kısa sürede kazanımla noktaladık.
Sendikal direniş tarihimizde defalarca kez tek işçinin hakkı için direniş başlatmamıza rağmen Sinpaş direnişi bu direnişler içerisinde önemli bir yerde durmaktaydı. Gerçekten de Sinpaş’ın Marmaris Kızılbük’teki otel inşaatının mahkeme kararıyla defalarca kez iptal edilmesine, bu arada kamuoyunda ciddi tepkilerin ortaya çıkmasına rağmen inşaatın durdurmayan doğa ve işçi düşmanı bir holdingle karşı karşıyaydık.
Sinpaş Holding’in kapısının önünde başlattığımız eylem somutunda da çok açık gördüğümüz bir gerçek vardı: Sinpaş patronunun iktidardan aldığı o muazzam güç! Sinpaş patronları, bu gücü ve pervasızlığı direniş alanında da sergilemekten geri durmadı. Holding açısından kapısının önünde tek bir işçinin ücret, ihbar ve mesai haklarının gasp edilmesine karşı başlatılan eylemin kamuoyunda yaratacağı etkiye ve olumsuz görüntüye rağmen sorunu çözmek bir yana çözüm anlamında hiçbir temas kurmayarak sorun yokmuş gibi davranması bu gücün dışavurumuydu adeta.
Direnişin tek bir işçiyle yürütülüyor olması Sinpaş patronlarının elini güçlendiren bir faktördü, fakat kamuoyunda giderek gündemleşmesi, ziyaretlerin -sınırlı sayıdaki kişilerle de olsa- artması ve üniversiteli gençliğin yüzünü direnişe dönmeye başlaması Sinpaş patronlarının çok da hesaba katmadığı sonuçlardı. Burnundan kıl aldırmayan Sinpaş patronları bu gerçeği görerek taşeron firma yetkililerini devreye sokup bizim dahi bu hızla çözüleceğini beklemediğimiz bir hızla sorunu çözme yoluna gitmek zorunda kaldı.
Sinpaş Direnişi, her şeyden önce sendikal mücadelede sayıların değil izlenen mücadele hattı ve iradenin belirleyici olduğu gerçeğini gösteren/hatırlatan yönüyle önemli bir kazanım oldu. Bu farkı, sınıfın çıkarını/çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan fiili meşru mücadele anlayışıyla burjuvazi ve devletin çizdiği sınırlar içinde kalarak sonuç almayı uman/bekleyen yasalcı bürokratik sendikacılık anlayışı arasındaki fark olarak özetleyebiliriz.
Bu farkı, Sinpaş’ta tek bir işçiyle yaptığımız ve bütün taleplerimizi fazlasıyla elde ettiğimiz direnişin sonucuyla bir süre önce Aslı Atasoy tarafından hazırlanıp T24 sitesinde yayınlanan Soma Dosyası’nda şu an DİSK Genel Sekreteri konumunda olan Devrimci Maden İş Başkanı Tayfun Görgün’ün “Soma’yı neden siz örgütleyemediniz” sorusuna verdiği yanıtta kendini gösteren acizlikle kıyaslayarak görebilirsiniz.*
İkinci olarak, Sinpaş direnişi/kazanımı Sinpaş gibi doymak bilmez kâr hırsı uğruna Marmaris’in o güzelim doğasının canına okumakta tereddüt etmemekle kalmayıp yasa/kural/mahkeme kararı tanımayan bir holdinge karşı kazanılan zafer yönüyle önemli. Zaten üyemiz olan işçi bu kural tanımaz doğa ve emek düşmanlığını deşifre ettiği için hakları gasp edilerek işten atılmıştı ama sendika olarak biz bu haydutluğa boyun eğmeyeceğimizi ilan ederek direniş bayrağını açtık ve o Sinpaş’ı dize getirdik.
Üçüncüsü, bu kazanım İnşaat-İş olarak 71 üyemizle taleplerimizi elde ettiğimiz ATR Direnişi dahil son dönemde tekrar yükselişe geçen işçi direnişlerine moral ve cesaret aşılayacak bir sonuçla noktalanması açısından önemliydi.
Sınıf mücadelesinde her zaman başarı kazanılamayabilir ama sınıfın geniş kesimlerinin örgütlenmeye ve harekete geçmeye hâlâ kuşku ve tereddütle yaklaştığı böylesi kesitlerde ileriye doğru atılan her adım, elde edilen her başarı başkalarını da cesaretlendirip esinleyici bir rol oynamaları nedeniyle önemlidir.
(*) T24
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!