Militan Sınıf Sendikacılığı İçin Şimdi Harekete Geçme Zamanı!



Her tarihsel dönemeç bir sınıfsal kırılma yaratır. Türkiye işçi sınıfı bugün bu kırılmanın eşiğindedir. Ya bu kırılmayı mevcut sarı sendikal yapılar sermayenin lehine yumuşatacak ya da sınıf, kendi militan gücüyle bu kırılmayı yeni bir mücadele dönemine dönüştürecektir


Kamuda çalışan yaklaşık 600 bin işçinin 2025 ve 2026 yıllarına dair ücret artışlarının belirleneceği toplu sözleşme görüşmeleri teknik bir pazarlık sürecinin ötesinde, Türkiye işçi sınıfının içinde bulunduğu tarihsel tıkanmanın aynasıdır. Açlık sınırının 26 bin TL’yi, yoksulluk sınırının 86 bin TL’yi aştığı, bekâr bir işçinin yaşama maliyetinin 34 bin TL’ye ulaştığı bir düzlemde, hükümetin işçilere sunduğu zam teklifi -ki yılın ikinci yarısı için yalnızca enflasyon oranında ve bu oran fiilen yüzde 5’e kadar gerileyebilir- açıkça bir kölelik dayatması, daha da ötesi bir sınıf aşağılama belgesidir.

Üstelik bu aşağılamayı süsleyen şey, bir bakanın el yazısıyla kaleme aldığı 40 TL’lik seyyanen artış notudur. Bu alaycı bir sadaka teklifidir ve işçi sınıfının alınterine hakarettir.

Yıllardır “masada” kaybettiklerini, sahte bir “istikrar” adına susarak gizleyen ve iktidarın sosyal ortaklık söyleminin koltuk değneğine dönüşen Türk-İş ve ona bağlı bürokratik sendikal yapılar, bu kez tabandan gelen öfke karşısında köşeye sıkışmıştır. Türk-İş Genel Merkezi önünde bir araya gelen işçiler “Gemileri yaktık, geri dönüş yok!” diyerek yılların biriken yoksunluğunu haykırmış, maden işçileri yere baret vurarak öfkesini taşırmış “Birleşe birleşe kazanacağız” sloganlarıyla işçilerin artık çaresiz olmadığını göstermiştir. Bunlar sıradan bir protesto olarak değil sessizliği delen sınıfın içsel birikiminin dışavurumu olarak görülmelidir.

Ancak tam da bu nedenle bu öfkenin bir kez daha boğulmasına, çalınmasına, yatıştırılmasına izin vermemeliyiz!

Sınıfın Öfkesini Bilince, Bilinci Güce Dönüştürmek: Militan Çizgiye Acil İhtiyaç

İşçi sınıfı bugün yalnızca hayat pahalılığına değil onu çaresizliğe ve örgütsüzlüğe iten sistematik bir kuşatmaya karşı mücadele ediyor. Ekonomik krizler, enflasyon, vergi adaletsizliği, sosyal güvenliğin çökertilmesi ve ücretlerin gerçek enflasyon karşısında erimesi, salt ekonomik göstergeler değil kapitalist sömürü mekanizmasının sınıfa yönelttiği kapsamlı saldırıların ifadesidir.

Bu koşullarda işçiler için mücadelenin tek meşru ve gerçekçi zemini militan, mücadeleci bir sınıf sendikacılığı hattından geçmektedir.

Ancak ne yazık ki mevcut sendikal yapıların büyük bölümü bu hattı izlemek bir yana, sınıf mücadelesini yönetilebilir bir öfke biçimine dönüştürmeye çalışmaktadır. Türk-İş Başkanı Ergün Atalay’ın “Devlet söz verdi, tutacak” söylemi, işçiye değil devlete güven çağrısıdır. Bu, sınıfın öz gücünü değil devletin keyfiyetini esas alan bir anlayıştır. Aynı Atalay, grev takvimine dair sorulara “günü geldiğinde yaparız” diyerek yanıt vermekte fakat aynı anda eylemleri bir kez daha ertelemekte, yaşanan her gelişmeyi süreci oyalamak için bir gerekçeye dönüştürmektedir.

Bu tutarsızlık, sadece bir sendikal basiretsizlik değil sınıfın iradesine karşı bilinçli bir hizalanmadır.

Grev Tek Başına Yetmez: Taban Komiteleriyle Gerçek Gücü Kurmak Zorundayız

Bugün Türk-İş’in 500’den fazla işyerinde grev kararı almış olması önemlidir ancak bu kararlar, işçilerin doğrudan iradesine dayanmadığı sürece geçmişte defalarca tanık olduğumuz gibi birer manevraya dönüşmeye açıktır. Hatırlatmak gerekir ki, bu ağalar daha önce de greve çıkılacağını duyurdu ama sonunda kırıntılara razı olup masadan el sıkışarak döndü. Bu kez farklı olmasını istiyorsak, yukarıdan aşağıya sıralanan bürokratik yapılanmanın karşısında tabandan yukarıya kurulan bir mücadele hattı inşa etmek zorundayız.

Her işyerinde her fabrikada her kurumsal alanda işçilerin doğrudan söz ve karar hakkını esas alan grev komiteleri, taban örgütlenmeleri, işçi meclisleri oluşturulması için çabalamalıyız. Bu komiteler yalnızca greve hazırlık değil aynı zamanda grev sürecinin yürütülmesi, kararların alınması, dayanışmanın örgütlenmesi ve mücadelenin genişletilmesinde temel bir rol oynayacaktır.

Bu yapıların varlığı, aynı zamanda işçilerin kendi mücadele deneyimlerini doğrudan yaşadığı bir “sınıf okulu” işlevi görecektir. Militan sınıf sendikacılığı, işçilerin edilgen değil özne olduğu bir sendikal hattı temsil eder. Bu çizgi:

Patronlarla değil işçilerle saf tutar.

Devleti değil sınıfı muhatap alır.

Masada değil sokakta kazanılacağını bilir.

Bürokratik yapıların değil taban inisiyatiflerinin ürünüdür.

Emek Hareketi Yol Ayrımında: Ya Birleşik Direniş ya Derinleşen Tasfiye

Bugün içinde bulunduğumuz moment, Türkiye işçi sınıfı için yalnızca bir sözleşme pazarlığı değil tarihsel bir yol ayrımıdır. Ya mevcut yapıların rehavetine kapılıp yoksulluğun kurumsallaşmasına razı olunacak ya da tabanın gerçek gücüne yaslanan yeni bir mücadele hattı inşa edilecek.

Çalışma Bakanlığı’nın 40 TL seyyanen artış önerisini, yüzde 5’e kadar gerileyebilecek bir zam teklifini, sarı sendikaların sessizliğiyle birlikte okuduğumuzda ortada bir “sözleşme süreci” değil emekçi sınıfların aşağılanmasıyla karşı karşıya olduğumuz açıktır.

Artık yetti!
Türk-İş’in kendi verileriyle mutfak enflasyonunun yüzde 37’yi aştığı, açlık sınırının bir yılda 7 bin TL yükseldiği, ücretlilerin ezici çoğunluğunun açlık sınırının altında çalıştırıldığı bir düzende susmak, beklemek, oyalamak ihanettir.

Yeni Bir Kırılma Noktası

Her tarihsel dönemeç bir sınıfsal kırılma yaratır. Türkiye işçi sınıfı bugün bu kırılmanın eşiğindedir. Ya mevcut sarı sendikal yapılar bu kırılmayı sermayenin lehine yumuşatacak ya da sınıf, kendi militan gücüyle bu kırılmayı yeni bir mücadele sürecine dönüştürecektir.

Bu çağrı yalnızca sendikacılara değil mücadele eden tüm işçilere, gençlere, emekçilere, solun ve sosyalist hareketin tüm bileşenlerine yöneliktir. Sınıfın öncü güçleri bu mücadeleyi yalnızca izleyemez örgütleyici, birleştirici, çoğaltıcı olmak zorundadır.

Bugünden itibaren:

Elimizin uzandığı her işletmede her grev alanında her işçi protestosunda her sözleşme krizinde militan sendikal çizginin bayrağı yükseltilmelidir!

Unutmayalım örgütlü sınıf yenilmez.
Yaşasın Taban İnisiyatifi!
Kahrolsun Sarı Sendikacılık!
Grev Haktır, Grevsiz Toplu Sözleşme Köleliktir!
Militan Sınıf Sendikacılığı Kazanacak!