Kadın Dayanışma Vakfı: 6284 Sayılı Kanun Etkin Biçimde Uygulanmıyor



Kadın Dayanışma Vakfı’nın “6284 Sayılı Kanun Kapsamında Verilen Kararlara Dair İzleme Raporu” yayımlandı


Kadın Dayanışma Vakfı’nın “6284 Sayılı Kanun Kapsamında Verilen Kararlara Dair İzleme Raporu” yayımlandı. Rapor, kadına yönelik şiddetle mücadelede hayati bir öneme sahip olan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un uygulanmasında önemli sorunlar yaşandığını ortaya koydu.

203 karar dosyasının incelendiği raporda, kadınların büyük çoğunluğu (160 kadın) koruma talebini aile mahkemelerine yaptı. Otuz altı kadın kolluk kuvvetlerine, altı kadın savcılığa, bir kadın ise mülki amire koruma talebinde bulundu. Beş kadın ise kolluğa KADES uygulaması üzerinden ulaştı.

6284 sayılı kanuna göre koruyucu ve önleyici tedbir kararları 6 aya kadar verilebiliyor. Ancak raporda; koruma kararlarının yüzde 44 gibi büyük bir çoğunluğunun 1-2 ay gibi kısa süreli verildiği belirtiliyor. Kısa süreli bu kararlarının tebliği zamanında yapılmadığı için de koruma kararları daha ilk aşamada etkisiz hale geliyor. Yine raporda mahkemeler arası uygulama farklılıklarının süreci yavaşlatıp karmaşıklaştırdığı bu durumun ise kararların kağıt üzerinde kalmasında önemli bir etken olduğu belirtiliyor.

Ayrıca kadınlar koruma kararlarının süresini uzatmak için defalarca başvuru yapmak zorunda bırakılıyor. Raporda, bir kadının 12 kez uzatma talebinde bulunduğu vurgulanıyor. Bu durum ise uzayan bürokratik süreçler nedeniyle kadınların şiddetle yüz yüze bırakıldığını gösteriyor.

Raporda en çarpıcı verilerden biri ise şiddetin aile içinden gelmesi yani şiddet uygulayanların büyük çoğunluğunun kadınların eşleri olması. 17 dosyada aleyhine tedbir talep edilenler kadınların eski eşleri, 28’inde ise eski partnerleri iken “diğer” kategorisinde ise komşular, hizmet alınan kişiler, ev, okul arkadaşı ve yabancılar yer alıyor.

6284 sayılı Kanun’un uygulanmasında karşılaşılan en önemli sorunlardan biri ise kararların izleme ve takibinin yeterli şekilde yapılmaması olarak karşımızda duruyor. Bu durum kadınların şiddetten fiilen korunamamasına neden oluyor ve adalet mekanizmalarına olan güveni sarsıyor. Kadınlar yürütülen ifade ve dilekçe süreçlerinde yaşadıkları şiddeti defalarca anlatmak zorunda kaldıklarını, mahremiyetlerinin korunmadığını ve sorgulayıcı bir üslupla karşılaştıklarını belirtiyorlar. Bu durum ise kadınların koruma talebinde bulunma konusunda çekinceli davranmalarına neden oluyor.

Rapor 67 vakada tedbir kararlarının ihlal edildiğini ortaya koyuyor. Ancak bu vakaların yalnızca 23’ünde zorlama hapsinin uygulanabildiği belirtiliyor. Birçok şiddet vakasında elektronik kelepçe kararının “cihaz yok” gerekçesiyle uygulanmadığı, kolluk görevlilerinin şikayetleri ciddiye almadıkları, dijital mesajların “fiziksel şiddet değildir” denilerek işlem yapılmadığı belirtiliyor. Bu durum ise var olan yaptırımların caydırıcılığını zayıflatıyor.

Takip edilen 203 dosyanın büyük çoğunluğunda tedbir nafakası, konut tahsisi ve faturaların şiddet faili tarafından ödenmesi gibi uygulamaların neredeyse hiç yerine getirilmediği, 203 dosyanın sadece 3’ünde nafaka, 2’sinde ise konut tahsisi kararı verildiği belirtiliyor.

Raporda 203 dosyadan 32’sinde gizlilik talebi bulunmasına rağmen sadece 24’ünün kabul edildiği, alınan kararların kurum sistemlerine zamanında işlenmediği için kadınların adres, sağlık ve eğitim bilgileri erişilebilir kalabiliyor; bu durumun ise güvenlik risklerini arttırdığı vurgulanıyor.

Yine raporda 203 dosyanın 25’inde kadınların elektronik kelepçe talep ettiği bu talebin 16’sının kabul edildiği ancak elektronik kelepçe uygulamasının çoğunlukla ölüm tehdidi gibi riskler oluştuğunda devreye girdiği dile getiriliyor.

İzlenen 203 dosyada yalnızca bir kadının geçici koruma talebinde bulunduğu ve talebin kabul edildiği ancak görevlendirilen polis memurunun kadının adresinde bulunarak konutta koruma görevini yürütmek yerine telefon numarasını verip “bir şey olursa ararsın” demekle yetindiği belirtiliyor. Bu durum kadınların alınan koruma kararlarına rağmen güvende olmadığını ortaya koyuyor.

Sonuç olarak, Kadın Dayanışma Vakfı’nın raporunda da belirttiği gibi, 6284 sayılı Kanun kadına yönelik şiddetin engellenmesine dair geniş ve kapsamlı bir koruma mekanizması sunuyor ancak uygulanmasında sorunlar yaşandığı için kağıt üzerinde kalıyor. Kanunun etkin bir şekilde uygulanması için de var olan kurumların toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde yeniden düzenlenmesi gerekiyor.