Giresun’un Doğankent ilçesine bağlı Çatalağaç Köyü’nde yaşanan son felaket, yalnızca bir teknik arıza ya da doğa olayı olarak açıklanamaz. Alagöz Madencilik’e ait maden sahasında yoğun yağışlarla taşan atık havuzu, ağır metallerden sülfürlü minerallere, flotasyon kimyasallarından asidik drenaj sularına kadar zehirli bir karışımı serbest bıraktı. Bu zehir köyün derelerine karıştı, tarım arazilerini boğdu ve Harşit Çayı üzerinden Karadeniz’e ulaştı.
Bu manzara, ekosistemin bütünlüğünün göz göre göre parçalanmasıdır. Bir dere kirlenince toprak da zehirlenir. Toprak zehirlenince, insanın yaşam kaynağı olan suya ve denize taşar.
Denetimsizliğin Kronolojisi
Çatalağaç’ta yaşananlar yeni değil aksine yıllardır süren bir pervasızlığın son halkasıdır. Şirketin daha önce ÇED süreci tamamlanmadan atık havuzu inşa ettiği, sızıntıların çevreye yayıldığı belgelenmişti. Bakanlık denetimlerinde kirlilik sınırları aştığı tespit edildi, şirkete 464 bin TL ceza kesildi. Fakat bu miktar bir şirketin günlük kârından bile küçük. Doğanın feryadı birkaç kalem rakama indirgenmiş oldu.
Bu memlekette çevre cezaları, şirketler açısından “işletme maliyeti”ne dönüşmüş durumda. Sonuç ise toprağın verimsizleşmesi, suların kirlenmesi ve köylünün geçim kaynaklarının ellerinden alınmasıdır.
Ekosistemin Kopuşu
Ağır metallerle dolan tarım arazileri, verim gücünü yitiriyor. Bu kirlenme yalnızca bugünü değil gelecek kuşakların yaşamını da ipotek altına alıyor.
Zehir yeraltına sızıyor, köylünün içme suyunu tehdit ediyor. Çatalağaçlıların “solucan bile kalmadı” sözü, yaşanan yıkımı rakamlardan daha net anlatıyor.
Harşit Çayı’nın taşıdığı zehir Karadeniz’in dalgalarıyla birleşiyor. Bu, yalnızca bir köyün değil kıyıları boyunca milyonlarca insanın ortak yaşam alanını etkileyen bir tahribat. Balıkçılığın geleceği denizin direnciyle birlikte eriyor.
Doğa parçalı değil bir bütündür bir yerde kırılan denge, başka yerde fırtına yaratır.
Sessizlik ve Siyasi Gölge
Köylülerin CİMER’e yaptığı başvuruların “ticari sır” gerekçesiyle cevapsız bırakılması, devletin doğa karşısında şirketten yana saf tutmasının en açık göstergesidir. Şirket sahibinin bir milletvekili olması, soruşturmaların neden ilerlemediğine dair kuşkuları büyütüyor. CHP’li yetkililerin sorduğu “Bu sessizliğin nedeni, madenin sahibinin bir AKP milletvekili olması mıdır?” sorusu kamu vicdanında yankılanan bir hakikatin ifadesidir.
Doğanın Hafızası ve Direnişin Çağrısı
Çatalağaç’ta yaşananlar bize bir gerçeği hatırlatıyor: Doğa unutmaz. Taşan her damla zehir, toprağın hafızasına yazılır; derenin yatağında bir çığlık, Karadeniz’in dalgalarında bir isyana dönüşür. Bugün köylülerin susuz bırakıldığı bu topraklarda, yarın sofralara balık diye dönecek zehir saklanıyor.
Ama doğa yalnızca sessiz acılardan ibaret değildir; aynı zamanda direnişin kaynağıdır. Çatalağaçlı köylülerin sesleri, Karadeniz’in dalgalarıyla birleşerek büyüyor: “Bu toprak bizim, bu su bizim, bu yaşam bizim.”
Paranın ve “ticari sır”ların ardına gizlenen bütün hesaplar, sonunda doğanın adaletine çarpar. Çünkü doğa, yalnızca seyredilecek bir manzara değil yaşamın ta kendisidir.
Bugün Giresun’un derelerinde taşan zehir, aslında geleceğimizin akışına karışıyor. Ya bu akışı durduracağız ya da birlikte boğulacağız.
Zehirli Sular, Çığlık Atan Toprak: Maden Atıkları Dereleri ve Yaşamı Zehirliyor
Bugün Giresun’un derelerinde taşan zehir, aslında geleceğimizin akışına karışıyor. Ya bu akışı durduracağız ya da birlikte boğulacağızhttps://t.co/HFCtFdyxci pic.twitter.com/lPZbpGkhD9— Alınteri Gazetesi (@GazeteAlinteri3) September 21, 2025
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!