Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rize’de gözyaşları içindeki iki genç öğretmene yönelttiği “Yalan konuşuyorsun!” çıkışı, sıradan bir siyasi tepkinin çok ötesine uzanan derin bir anlam taşıyor. Bu an, Türkiye’de 2000’lerden itibaren bilinçli bir şekilde inşa edilen ve güvencesizliği yeni normal haline getiren yeni emek rejiminin çatlaklarından sızan bir isyanın tezahürü olarak okunmalı. “Kapılar yüzümüze kapandı” sözüne verilen bu sert cevap, devletin dönüşen sınıfsal karakterini ve vatandaşıyla kurduğu ilişkinin yeni halini bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Güvencesiz bir kuşağın somut temsili: Öğretmenler
Bu yeni emek rejimi, klasik kamu personel düzenini tasfiye ederek yerini esnek, performans odaklı ve sürekli rekabet üreten bir modele bıraktı. Eğitim alanı bu modelin en keskin biçimde yaşandığı saha olarak öne çıkıyor. Öğretmen sayısı pedagojik ihtiyaçlarla değil “kamu mali disiplini” adı altında bütçe kısıtlarıyla belirleniyor. Güvenceli kadrolu istihdam, yerini sözleşmeli, ücretli ve yarı-zamanlı öğretmenlik gibi geleceği belirsiz formlara bırakıyor.
Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) gibi görünürde bir sınav araçı dahi, mülakat adı verilen ve “siyasi sadakat”, “uyum” gibi görünmez kriterlerin devreye girdiği keyfi bir eleme mekanizmasına dönüşmüş durumda. Sayıları yüz binlere ulaşan atanmayı bekleyen öğretmenler, bir planlama hatasının ötesinde neoliberal-faşist devlet aygıtının bilinçli bir tercihinin sonucu olarak karşımızda duruyor.
Diyaloğun en çarpıcı kısımlarından biri, Erdoğan’ın “Benim yerim burası değil Ankara’ya gelseydiniz” sözü ve gençlerin buna “Geldik, defalarca geldik” cevabı oldu. Bu kısa alışveriş, devletin nasıl bir “ilişkisel devlete” dönüştüğünü tüm sembolik ağırlığıyla ortaya koydu. Bu yeni rejimde emekçi, hakkına kurumsal kanallar üzerinden ulaşamıyor bunun yerine kişisel temas, “tanıdık” veya “parti yetkilisi” aracılığıyla ulaşmaya zorlanıyor. Kurumsal devlet çözülürken yerini ilişkisel devlet alıyor. Artık geçerli olan başvuru değil “rica”, dilekçe değil “dosya”, hukuk değil “kapı bekçisi”dir. Gençlerin taşıdığı o mavi dosya bu yapının simgesel bir metaforu durumunda. Dosya var fakat onu işleyecek tarafsız, şeffaf ve adil bir sistem yok.
Genç bir yurttaşın samimi şikayetini bir tehdit, saygısızlık veya provokasyon olarak algılayıp “Yalan konuşuyorsun!” diye çıkışmak bu yeni faşist-emek rejiminin tipik bir refleksidir. Bu refleks krizi kabul etmemek, talepleri meşruiyet zemininden uzaklaştırmak, yapısal sorunu bireysel bir başarısızlık veya algı hatasına indirgemek ve nihayetinde toplumsal boyutu gizlemek üzerine kurulu.
Zira “Kapılar kapandı” iddiasının kabulü, “Peki, kim, neden kapattı?” sorusunu beraberinde getirecek ve iktidarın meşruiyet zincirinde onarılmaz bir kırılmaya yol açabilecektir.
Öğretmen adayının yaşadıklarını anlattığı sosyal medya hesabının kısa sürede kapanması, bu rejimin vazgeçilmez bir bileşenini daha hatırlattı. Görünmez kılmak ve susturma mekanizması. Bu, geleneksel bir sansürün ötesinde emek taleplerinin kitleselleşmesini ve politikleşmesini engellemek için geliştirilmiş dijital bir kontrol stratejisidir. Ses yükseldikçe kesilir talep yayıldıkça hesap kapatılır. Amaç, kolektif bir hafıza ve dayanışma ağı oluşumunun önüne geçmektir.
Krizin sokağa vurmuş hali
Rize’de yaşananlar basit bir protokol krizi değil yeni emek rejiminin çıplak yüzünün sokağa yansımasıdır. İktidarın bu denli sert tepki gösterdiği şey, iki gencin bireysel varlığından öte onların bedenlerinde ve sözlerinde görünür kıldığı yapısal gerçekliktir. Kamusal eğitim tasfiye ediliyor, öğretmenlik güvencesiz bir işkoluna dönüştürülüyor ve emeğin ihtiyaçları anayasal bir hak olmaktan çıkarılıp sadakatle kazanılan bir ayrıcalık gibi sunuluyor.
Bu nedenle, o genç öğretmenlerin gözyaşları yalnızca bireysel bir feryat değil yeni emek rejiminin yarattığı koca bir boşluğun dışavurumudur. Ve bu boşluk, yalnızca kapıların kapanmasıyla sınırlı olmayan bir biçimde gençliğin zamanının, emeğinin ve nihayetinde geleceğinin sistematik olarak çalınmasıyla her geçen gün daha da derinleşiyor. Bu çatırtı, sadece atanamayan öğretmenlerin değil bu rejimin güvencesizliğe mahkûm ettiği tüm bir kuşağın sesidir.
Atanamayan Öğretmenlerin İsyanı, Yeni Emek Rejiminin Çatırdayan Sesidir
📌“Kapılar yüzümüze kapandı” diyen genç öğretmenin gözyaşlarına Erdoğan’ın “Yalan konuşuyorsun!” yanıtı, sadece iki gencin değil güvencesizliğe mahkum edilen tüm bir kuşağın hikayesihttps://t.co/eSNPQHXEka pic.twitter.com/Prfg1ByHEn— Alınteri Gazetesi (@GazeteAlinteri3) November 9, 2025
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!