Devrimci Odak İnşası Yolunda Bir Adım



Bugüne dek ayrı mecralarda ilerleyen arayış ve çabalarımıza şimdi yeni bir halka ekliyor, devrimci odağı yaratma yolundaki çabalarımızı ortaklaştırıyoruz. Marksist-Leninist temelde teori-siyaset-örgütlenme-pratik bütünlüğünü gözeterek bu birlikteliği işçi sınıfı ve emekçi yığınların geniş kesimlerinin görüş alanına sokacak çok yönlü devrimci bir pratiği esas alma noktasında hemfikir olarak ortak bir yürüyüşe başladık


Dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de çok yönlü bir kriz içinde debelenen iflas etmiş bir kapitalist sistem gerçekliği var karşımızda. Burjuvazi ve uşakları bu varoluş krizinin çöküşe dönüşmesini ötelemek için insanlığı ve doğayı giderilmesi çok daha zor, yer yer imkânsız yeni yıkım ve tehlikelerle karşı karşıya bırakacak arayışlar içinde.

Kendi bencil çıkarları dışında hiçbir değer, ilke ve kural tanımayan bir siyaset ve hegemonya anlayışı oluşturuyor onların bu arayışlarının özünü. Ölçü-kural tanımaz zorbalığa dayalı bir rejim biçimi, işine yaradığı sürece onur kırıcı koşullarda gücünün son kırıntısına kadar sömürdüğü emeği tükettiği noktada “çöp” olarak gören bir emek rejimi, gücü olanın aklına eseni yaptığı pervasız bir uluslararası düzen, dünyanın eko sistemini alt üst etmekle kalmayıp uzayı sömürgeleştirmenin peşinde koşan doymak bilmez bir yağma ve talan düzeni kurulu tüm dengeleri sarsarak çapı giderek büyüyen savaşlarla büyüyen paylaşım kavgalarıyla bir kez daha kurulmak isteniyor.

Bunun karşısında ise bu çürüme ve geleceksizliğe isyan ederek onurlu ve özgür bir yaşam arzusu ve arayışı içinde olan emekçi kitleler ve halklar var. Bu öfke ve arayış dünyanın dört bir yanında neredeyse her 3-5 yılda bir yeni isyan dalgaları doğuruyor. Bazıları işbaşındaki çürümüş zorba diktatörleri ve hükümetleri devirmeyi başarsa bile arkası gelmiyor hatta bu dalganın üstüne binerek gelenlerden bazıları gidenleri de aratıyor. Çünkü bu öfke ve arayışlara emeğin ve insanlığın nihai kurtuluşu doğrultusunda yol gösterecek tutarlı devrimci bir öncülük ve program eksikliği var bütün dünyada.

Öznel plandaki bu boşluk Türkiye’de de büyük ve yakıcı. İşçi sınıfı ve emekçi yığınların çıkış arayışlarına öncülük etmek için canını dişine takan güçler ve örgütler var elbette. Fakat yapabildiklerimiz ve etkimiz toplam olarak da sınırlı. Herbirimizin birbirimize kıyasla gelişkin yönleri, güç ve olanakları var. Fakat hiçbirimiz diğerlerini, daha da önemlisi arayış içindeki emekçi yığınlara güven vererek geniş kitleleri peşinden sürükleyebilecek bir güç ve konumda değiliz. En gelişkin olanlarımızın etkisinin sınırları bile belirli an ve alanlarda görece biraz daha öne çıkıp görünür olmanın ötesine geçemiyor.

Alınteri ve Köz olarak bu tespitlerden hareketle devrimci öncüyü yaratma mücadelelerinin bir parçası ve bu mücadelenin önceliklerine tabi şekilde yıllardır devrimci bir odak inşa etmenin çabası içindeyiz. Bu girişimin yanı sıra, en azından emeğin acil talep ve beklentilerine yanıt oluşturacak dönemsel bir program temelinde güç birliği yapmak için aramızda ciddi görüş ayrılıkları olan kapıları çalmayı da sürdürüyoruz.  

Bugüne dek ayrı mecralarda ilerleyen arayış ve çabalarımıza şimdi yeni bir halka ekliyor, devrimci odağı yaratma yolundaki çabalarımızı ortaklaştırıyoruz. Marksist-Leninist temelde teori-siyaset-örgütlenme-pratik bütünlüğünü gözeterek bu birlikteliği işçi sınıfı ve emekçi yığınların geniş kesimlerinin görüş alanına sokacak çok yönlü devrimci bir pratiği esas alma noktasında hemfikir olarak ortak bir yürüyüşe başladık.

Farklı yapıları olsa da Alınteri ve KöZ, komünist sınıfsız toplumu hedefleyen, komünizm iddiasını taşıyan iki ayrı politik kimlik. Bu hedef ve iddialarımızın gereği olarak emeğin acil ihtiyaçlarına yanıt veren bir eylem birliğinin de devrimci bir odağın da sürekliliğinin ve etkisinin önkoşulunun militan komünist bir öncü parti olduğunu biliyoruz. Omuz omuza yürüteceğimiz bu ortak pratik içinde bir taraftan aramızdaki görüş farklılıklarını yoldaşça tartışarak birbirimizden öğrenip birbirimizi tamamlayacağımız ortak sonuçlarla ulaşmayı benimsemiş böyle bir partinin inşası doğrultusunda ilerletip derinleştirmeyi amaçlıyoruz.

Aynı zamanda, ihtiyaç ve yöntemde anlaştığımız tüm güçlerin bu yürüyüşe katılmaları, onu büyütüp güçlendirmeleri için birlikte çaba harcamayı sürdüreceğiz.

Çok boyutlu olacağını belirttiğimiz bu yürüyüş, sınıfı ve pratiği esas aldığı için dışa dönük ilk ortak adımımızı asgari ücret konusunda bir kampanya ile başlatıyoruz. Değişik araç ve yöntemleri kullanacağımız kampanyamızın ilk bildirisini aşağıda yayınlıyoruz.

Devrimci Bir Odağın Yaratılması Yolunda
Birlikte ve Daha Güçlü
İleri

Ne Asgari Ücret Ne Asgari Yaşam!..

Bu topraklarda AÇLIK SINIRI 27 bin lira. 4 Kişilik bir ailenin sadece beslenebilmek için ihtiyacı olan asgari para miktarı bu. Kira, ulaşım, sağlık, eğitim, ısınma, giyim-kuşam ve diğer ihtiyaçlar yok bunun içinde. Onlar da hesaba katılacak olursa EN AZ 93 bin lira gerekiyor. Bu da YOKSULLUK SINIRI. 

Kan emici burjuvazi ve onun hizmetindeki devlet bize reva gördükleri asgari ücreti 26 bin mi yapalım yoksa 27 bin mi yapalım diye  “tartışacaklar” önümüzdeki günlerde. Bizden de bu kayıkçı dövüşünü sessizce seyretmemiz bekleniyor. ASGARİ ÜCRETİ 30 BİN LİRAYA ÇIKARSANIZ NE OLUR?.. Milyonlarca işçi ailesi açlık sınırında sürünmeye devam edecek demektir!..

Türkiye’de asgari ücret aslında temel ücret. İşçi sınıfının sendikalı çok küçük bir azınlığı dışında ezici çoğunluğu asgari ücrete hatta onun bile altında kalan üç otuz paraya talim ettiriliyor. Kadın işçiler, göçmen işçiler, MESEM cenderesine sıkıştırılan çocuk işçiler asgari ücreti bile alamıyorlar!..

Öte yandan bu coğrafyada asgari ücrete mahkum edilmiş işçi sayısı 10 Avrupa ülkesinin toplamından fazla. Sermayenin gözü bununla da doymuyor. Bölgeden bölgeye hatta şehirden şehire değişecek ücret sistemi getirmenin peşindeler. 

Bize fedakarlık” vaazları veriyorlar… Yükselten sanki bizmişiz gibi enflasyonu düşürme” masalları anlatıyorlar… Oysa kan emici burjuvazi ve hizmetkarları lüks ve sefahat denizinde yüzüyor. Sadece bankaların geçtiğimiz 9 ayda elde ettikleri kâr 700 milyar lira. Bunun 500 milyarını da bizlerin ay sonunu getirebilmek için birinin borcunu ötekiyle kapatarak hayatta kalmaya çalıştığımız kredi kartlarından tırtıkladıkları faizden elde etmişler. 

Geçilmeyen yol ve köprülere, yolcu uğramayan havaalanlarına, cehennemin dibine taşıdıkları şehir hastanelerine… hazineden bu yıl ödenecek para ise en az 103 milyar lira. 

İşçiye, memura, emekliye, yaşlılara, öğrencilere, üretici köylüye… gelince “para yok”! Tekelci patronlara, dağı-taşı-ormanı yerle bir eden maden yağmacılarına, silaha-savaşa, “itibardan tasarruf olmaz” diyerek altlarına lüks araba filoları çekip har vurup harman savurmaya gelince bol kepçe dağıtıyorlar. Dağıtmak ne kelime yağdırıyorlar!..

Fakat bizler bu gidişi seyretmeye devam eder, çoluk çocuğumuz dahil kursağımızdan geçecek lokmanın sayısını devletin, patronların ve onların uşağı satılmış sendika ağalarının belirlemesine ses çıkarmamaya devam edersek bu devran böyle sürer gider. Dahası yarın bugünleri de arar hale düşürülürüz. 

Hayatımıza başkalarının karar vermesine seyirci kalmamalıyız!.. Asgari ücret mi belirlenecek, o zaman o masada bizlerin gerçek temsilcileri yer almalı!.. Sanayi bölgeleri ve OSB’lerden seçeceğimiz işçi temsilcilerinin belirleyeceği bir heyet oturmalı bizim adımıza o masaya!.. 

Asgari ücret masasında hükümet temsilcilerinin oturması boşuna değil. Devlet tarafsız değil patronların çıkarlarının bekçisi çünkü. Erdoğan hükümeti de önceki hükümetler gibi tüm ücretleri asgari ücrete yaklaştırıyor. Politikalarıyla emekçilerin pazarlık gücünü kırıyor. 

Hükümet istediği asgari ücreti dayatabiliyor;

Çünkü esnek çalışma adı altında yarı-zamanlı, güvencesiz çalışmayı kural haline getirdi.

Çünkü milyonlarca göçmen işçinin vatandaşlık hakkı yok. Geçelim vatandaşlık hakkını hiçbir yasal güvenceye sahip değiller. Kaçak çalıştırılıyorlar.

Çünkü Kürdistan’ın Kuzeyi bu devletin kuruluşundan beri zincire vurulu. Kürtlerin esarete karşı haklı başkaldırısını savaşla yanıtlayan devlet hem milyonlarca emekçiyi topraklarından koparıyor hem de kendi sopasını emekçilere kullanmak için sağlamlaştırıyor. Masrafları elbette yine sırtımıza yıkıyor. Kendi sınırlarıyla da yetinmeyerek Kürdistan’ın batısında ve güneyinde karakollarıyla, askeri ve sivil birlikleriyle işgal politikalarını derinleştiriyor.

Çünkü kayyumlarıyla, keyfi yasaklarıyla, kendi hukukuna bile uymayan mahkemeleriyle üzerimizdeki kıskacı sıkılaştırma peşinde.

O halde asgari ücret belirlenirken elimizi güçlendirmek istiyorsak hem bu hükümete ve onun politikalarına hem de bu sisteme karşı mücadele etmeliyiz.

Asgari ücret, bizi mahkum ettikleri kölelik zincirlerinin en görünür kısmı. Bu zincirleri ancak devrimle kırabiliriz!.. Kanımızı emen, toprağımızı kurutup havamızı solunmaz hale getiren bütün kan emici sülük takımını ancak bu yolla sırtımızdan atabiliriz!.. 

Asalakların değil üretenlerin yediği, emeğin nasıl yaşayacağına emekçilerin karar vereceği, aramızda ayrının-gayrının olmayacağı, kimseye boyun eğip onurumuzun çiğnenmesine izin vermeyeceğimiz başı dik özgür bir yaşamı ancak bundan sonra kurmaya başlayabiliriz!..

Sadece asgari ücret konusunda değil çalışma ve yaşam koşullarımızı etkileyen her konuda kaderimizi elimize almamız şart!.. Böyle böyle hazırlanmalıyız bizi kurtuluşa götürecek olan proleter devrime! Bu yolda düşe-kalka, bazen kazanıp bazen yenilgilerin okulundan geçerek öğrenmeliyiz hayatımızı nasıl örgütleyip yöneteceğimizi!..

Ne Asgari Ücret Ne Asgari Yaşam!..

Yıkalım Bu Köhne Düzeni, Biz Başka Alem İsteriz!..

Krize Karşı Devrim, Kapitalizme Karşı Sosyalizm!   

Alınteri – KöZ