İstanbul Depremi Kapıdayken Dayanışma Arama Kurtarma ve Toplumsal Örgütlenme Çağrısı



#DoğruMuBu programının 12. bölümünde moderatör Oya Açan, İnşaat-İş örgütlenme sorumlusu Yunus Özgür ve yazar Selçuk Ulu ile 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında “Neoliberal Felaket Makinesine Karşı Sosyalist Direniş” başlığını ele aldı


Alınteri YouTube kanalında yayınlanan #DoğruMuBu programının 12. bölümünde moderatör Oya Açan, İnşaat-İş örgütlenme sorumlusu Yunus Özgür ve yazar Selçuk Ulu ile 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında “Neoliberal Felaket Makinesine Karşı Sosyalist Direniş” başlığını ele aldı.

Programda, depremin jeofiziksel bir risk olmanın ötesinde, rant politikaları ve sınıfsal tercihlerle nasıl bir toplumsal felakete dönüştürüldüğü tartışıldı.

Devletin Yokluğunda Sosyalist Dayanışma

6 Şubat depremlerinin hemen ardından bölgeye giden ilk ekiplerden biri olan İnşaat-İşçileri Sendikası’ndan Yunus Özgür Hatay ve Antakya’daki tanıklıklarını paylaştı. Özgür, depremin ilk beş gününde devletin ve arama-kurtarma ekiplerinin bölgede bulunmadığını, halkın ve gönüllülerin kazma-kürekle enkaz altından insan çıkardıklarını belirtti.

Özgür, bölgedeki deneyimlerini şu çarpıcı örneklerle aktardı:

  • Kolektif Örgütlenme: Devrimcilerin ve gönüllülerin varlığı sayesinde ölü sayısının daha fazla artmasının önüne geçildi.
  • Teknik Beceri ve Yaratıcılık: İnşaat işçileri, şantiyelerde su sızıntısını tespit etmek için kullanılan akustik dinleme cihazlarını modifiye ederek enkaz altındaki birçok canlıya ulaşmayı başardılar.
  • Beklenmedik İlişkiler: Bölgeye sonradan gelen askerlerin, devlet kurumlarına güvenmedikleri için topladıkları yardımları devrimcilere teslim ettiği ve hatta komutanların zamanla inşaat işçilerine “yoldaş” diye hitap etmeye başladıkları bir toplumsal düzen kuruldu. KESK önlüklü memurlar, inşaat işçileri ve askerlerin oluşturduğu “yardım zinciri”, toplumsal bir örgütlenme modeline dönüştü.

Deprem: Sınıfsal Bir Fay Hattı

Selçuk Ulu, depremi sadece teknik bir eksiklik veya mühendislik sorunu olarak görmenin yanlış olduğunu vurguladı. Ulu’ya göre, kırılganlığın kendisi doğrudan siyasal ve sınıfsaldır. Deprem riski toplumda eşit dağılmıyor. Varlıklı burjuva kesimler sağlam zeminlerde ve güçlü altyapılarda yaşarken işçilerin ve yoksullar riskli zeminlerdeki zayıf binalara mahkum ediliyorlar.

Ulu, neoliberal yağma düzeninin kenti bir yaşam alanı değil bir “sermaye birikim aracı” haline getirdiğini ifade etti. Özellikle 1980 darbesi sonrası hızlanan bu süreçte, inşaat sektörü ekonominin motoru yapılmış ve kentsel dönüşüm bir sömürü çarkına dönüştürülmüştür.

Dikey Yapılaşmaya Karşı Sosyalist Yatay Kentleşme

Programda, kapitalizmin neden dikey, sosyalizmin ise neden yatay yapılaşmayı savunduğu üzerinde duruldu.

  • Dikey Kentleşme (Kapitalizm): Toprak rantını maksimize etmek için aynı arsa üzerinde daha fazla satılabilir metrekare ve kira geliri hedeflenir. Bu model, kenti güvenlikli siteler ve AVM’ler gibi parçalara bölerek sınıfsal ayrışmayı derinleştirir ve şehri bir “felaket makinesine” dönüştürür.
  • Yatay Kentleşme (Sosyalizm): Bu yaklaşım sadece binaların kat sayısıyla ilgili değildir; insani ölçekli, dayanışmacı ve planlı bir kent anlayışını temsil eder. Konutun bir meta değil, sosyal bir hak olarak görüldüğü bu modelde; parklar, meydanlar ve sosyal donatılar halkın ihtiyaçlarına göre kurgulanır. Kararlar yukarıdan aşağıya bürokratlarca değil, kentin sakinleri tarafından kolektif olarak alınır.

İstanbul Depremi ve Örgütlenme Çağrısı

Yaklaşan İstanbul depremi hakkında ciddi uyarılarda bulunan Yunus Özgür, Türkiye’deki profesyonel arama-kurtarma ekiplerinin yüzde 90’ının İstanbul’da yaşadığını, dolayısıyla büyük bir sarsıntıda bu ekiplerin de depremzede konumuna düşeceğini hatırlattı. Bu durumun yaratacağı kaosa karşı İnşaat-İş bünyesinde “Dayanışma Arama Kurtarma” ekibinin kurulduğu ve profesyonel eğitimler alındığı belirtildi.

Programın sonunda, depreme karşı mücadelenin sadece teknik hazırlık değil, toplumsal bir direniş olduğu vurgulandı. Konuşmacılar, halkı şikayet etmek yerine mahalle birimleri, sendikalar ve meslek odaları üzerinden örgütlü bir güç oluşturmaya ve dayanışma ağlarına katılmaya çağırdı.