Bir halk isyanını üç kişinin tezgahı olarak sunup, bu tezgahı da yürütme erki ve başındaki için mağduriyet edebiyatı üretecek bir senaryoya oturtmaya çalışan Gezi Direnişi Davası, hakkında müebbet istenen üç “sanığın” beklenmedik şekilde beraat ettirilmesiyle sonuçlandı. Her türlü itirazı ve talebi reddeden heyet 15 dakikalık aranın ardından aralarında müebbet istenen üç “sanık” da dahil tüm “sanıklar” hakkında beraat kararı veriverdi!
Bu kararın hemen ardından benzer davalarda olduğu gibi İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Bölge İdare Mahkemesine süre tutum dilekçesi vererek, gerekçeli kararın açıklanmasından sonra itiraz dilekçesi sunacağını belirtti.
İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nin son anda kim tarafından ve hangi kaygılar, niyetler sonucu kulağına üflenen beraat kararını vermesinin hemen ardından yaşanan gelişmeler bununla da sınırlı kalmadı. Tıpkı rehin tutulan Selahattin Demirtaş hakkında tahliye edildiği dosyadan yeni bir tutuklama kararı çıkarmalarında olduğu gibi bu sefer de Osman Kavala hakkında yeni bir gözaltı kararı çıkarıldı. Gerekçeden bol ne var. “Gezi olmazsa 15 Temmuz darbe girişimi olur” denilerek çıkarılan bu gözaltı kararının içeriğine dair yorumlar dışında net bir bilgi yok henüz.
Nereden baksanız yürütme erki ve onun tepesindekilerin sopasına dönüşmüş yargı kurumu her yerinden dökülüyor. Diğer kurumlar gibi… Burjuva devletlerin alışılmış ölçütleri, kuralları, normları altüst olmuş durumda. İflah olmaz bir krizin de ifadesi olan sözkonusu durum aynı zamanda iflah olmaz bir saldırganlık ve öngörülemezliği de ifade ediyor. Karşımızdaki gücün tüm özelliklerini deşifre eden Gezi Davası bu yönleriyle aynı zamanda mücadelenin karakterinin ne olması gerektiğini de bir kez daha hatırlatıyor…
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!