Türk-İş, Hak-İş ve TİSK dün ortak bir açıklama yaparak hükümete korona sürecinde yaptıkları için teşekkür etti. Sermayenin taleplerinin dile getirildiği açıklamada, işçinin tek bir talebi yer almadı.
Adına işçi sendikası denilen ve fiilen sermaye örgütü gibi hareket eden bu iki sendikanın TİSK’le birlikte böyle bir açıklama yapma ihtiyacının nereden doğduğu, bu açıklıkta bir sınıf satıcılığına neden ihtiyaç duyduklarını anlamak ise zor değil.
Türk burjuvazisinin tüm kesimlerinin devletleriyle birlikte korona sonrasında ortaya çıkabilecek yeni üretim organizasyonları ve iş bölümü içinde yer kapmak için hazırlık yaptıkları sır değil. Sürecin kar oranlarında yarattığı düşüşlerin, ekonomideki sarsıntıların hızla telafi edilmesi gibi bir zorunlulukla karşı karşıya oldukları da…
Belli ki zaten alenen o gemide olan Hak-İş’in yanına şimdiye kadar her şeye rağmen belli perdeleri korumaya çalışan Türk-iş de atlayarak bu pazarlama işine “milli seferberlik” ruhuyla dört elle sarılacaklar. Keza pazarlamada işçi sınıfının örgütlülük düzeyi, onları temsil ettiğini iddia eden sendikaların tutumu, devlet ve sermayeyle ilişkileri de belirleyici olacak. Öyle ya sermaye örgütsüz işçi cennetlerine meyleder! “İstihdamın korunması” ulvi amacını perde yapmalarıysa bu misyonlarını gizleyemiyor.
Hummalı bir çaba var
Koronavirüsün sermaye ve devleti açısından, bu süreçte oluşacak emperyalist kapitalist iş bölümü içinde Türkiye’yi “yatırım yapılacak” sömürü cenneti olarak pazarlamanın fırsatı olarak görüldüğü tekrarlanıp duruyor. Erdoğan’ın daha ilk haftada altını çizerek belirttiği ve defalarca yinelediği bu yaklaşım, MÜSİAD’ın “İzole Üretim Üsleri”, nam-ı diğer modern toplama kampları gibi projeler üzerinden yapılan reklamlarla somut bir gerçeğe dönüşüyor. Burjuvazinin diğer bileşenleri de benzer “atılımlarla” bu süreci değerlendireceklerdir. O “atılımların” esas öznelerinin de her şeye boyun eğen işçiler olacağı sır değil. MESS’in fabrikalarda işçileri sözümona koronadan korumak adına fiziki mesafelerini ölçmek ve aslında hareketlerini kontrol etmek için tasarladığı elektronik boyunduruklarda olduğu gibi…
‘Türk sanayisinin zayıflamasına müsaade etmeyecek’lermiş
Burjuva devletin temsil ettiği sınıf için bu sürecin yönetimine nasıl bir iştahla hareket edeceğini dün açıklamalar yapan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’ın “Türk sanayisinin zayıflamasına müsaade etmeyeceğiz, her hal ve koşulda üretimi ayakta tutacağız” sözleriyle de yinelendi.
Sokağa çıkma yasaklarında bile ihracat taahhüdü olan ya da faaliyetini durdurduğunda büyük zararla karşılaşabilecek üreticilerin çalışabilmesinin önünü açtıklarını, 16-19 Mayıs tarihlerinde çalışması gereken firmaların da aynı şekilde çalışabileceklerini övünçle dile getiren Varank, konuşmasının devamında “Rekabet gücümüzü daha da artıracak politikaları tereddütsüz uygulayacağız” diyerek önümüzdeki günlerin işçi sınıfı açısından nasıl bir anlam taşıyacağını da ilan etmiş oluyor.
Covid-19 salgınının farklı fırsatları da beraberinde getirdiğini anlatan Varank, küresel şirketlerin üretim merkezlerini farklı ülkelerde çeşitlendirmeyi planladıklarını söyleyerek, “Türkiye, bahsettiğim bu değişim sürecinde avantajlı bir konuma sahip. Dolayısıyla reel sektörle istişare halinde rotamızı belirleyip, hızlı hareket etmek istiyoruz” sözleriyle sabırsızlıklarının altını çizdi.
Türk-İş, Hak-İş, sermaye ve devlet aynı noktada
Varank’ın bu açıklamalarıyla Türk-İş, Hak-İş ve sermaye örgütü TİSK’in ortak imzalarını taşıyan ve işçi sınıfının çıkarına tek bir satırın yer almadığı o metin aynı noktalardan çıkış alan bir metindir.
Bu konfederasyonların bundan sonra nasıl bir “millilik” misyonuyla hareket edeceklerinin de ilanı olan Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan ile TİSK Yönetim Kurulu Başkanı Özgür Burak Akkol imzalı devlete teşekkür metinde istihdamın korunmasının ortak gaye olduğu vurgulanıyor. Bu çerçevede Kısa Çalışma Ödeneği şartlarının kolaylaştırılmasının en önemli talepler içinde yer aldığı belirtilerek, “Memnuniyetle gördük ki devletimiz, kısa çalışma ödeneği ve diğer birçok düzenlemeyle, çalışanın ve işverenin yanında olduğunu gösterdi, bu zor zamanlarda nefes almamızı sağladı. Biz de tüm bu çalışmalar için teşekkürü bir borç biliyoruz” deniliyor.
Açıklamada, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ‘sosyal taraflar’ olarak çalışana ve işletmelere ortak fayda sağlayan tüm uygulamaların sözcüsü ve sonuna kadar destekçisi olunacağı vurgulanıyor.
Sermayeye teşvikler arttırılsın
Dünya örneklerinde de “yeni normalleşme sürecinin” ilave tedbir ve düzenlemelerle desteklenmesinin gerektiğinin görüldüğüne işaret edilen metinde, “Bu nedenle işçi ve işveren temsilcileri olarak, önümüzdeki dönemde, bizlere can suyu olabilecek bazı düzenlemeleri kamuoyunun dikkatine sunmayı bir borç biliyoruz” ifadelerine yer veriliyor.
Üç konfederasyonun ortak açıklamasında, “yeni normalleşme süreci”ne yönelik taleplerse şöyle sıralanıyor:
Açıklanan ilk pakette 3 ay süre ile uygulanmasına karar verilen Kısa Çalışma Ödeneği uygulamasına bazı sektörlerde mağduriyetin olmaması amacıyla salgının olumsuz etkilerinin süreceği öngörülen yeni normalleşmeye geçiş programıyla uyumlu hale getirilerek 2020 yıl sonuna kadar imkan verilmeli.
Kanunda yer alan sigortalılık ve prim ödeme şartı aranmaksızın, sadece çalışma olgusunun esas alındığı bir uygulama yapılarak tüm çalışanların Kısa Çalışma Ödeneğinden faydalanması sağlanmalı.
Çalışma barışı ve sosyal adaletin korunması amacıyla Kısa Çalışma Ödeneği ile çalışanın ücreti arasındaki farkı ödemeyi üstlenen işverenler için getirilecek teşvik mekanizması ile uygulama özendirilmeli.
“İşverenin ücret farkı ödemesi gelir vergisinden muaf olsun”
Patronlar tarafından Kısa Çalışma Ödeneği kapsamında işçiye yapılan ücret farkı ödemelerine gelir vergisi muafiyetinin sağlanması da talep edilen metinde, “Ayrıca, böyle zor bir dönemde istihdamını azaltmayıp koruyan ve toplu iş sözleşmesinin olduğu işletmeler normalleşme sürecinde ilave teşviklerle desteklenmeli” diye söylenebiliyor.
‘Ortak akılla üzerimize düşeni her daim yapmaya hazırız’
Burjuvazinin bu süreçteki zararlarının bizim vergilerimizle oluşan bütçeden karşılanması, yeni teşviklerin verilmesi ve bunu da istihdamın korunması gerekçesiyle kabul edilir kılmaya çalışan metin burjuvazi-devlet ve işçi ele ele vurgusuyla sonlanıyor.
İşçinin tek bir talebi yer almadı!
Açıklamada işçilerin salgın koşullarında İşçi Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın kendilerine tanıdığı “çalışmaktan kaçınma hakkını” kullanmalarından; zorunlu olmayan sektörler dışındakilerin üretimi durdurarak işçileri ücretli izne göndermelerinden; Nisan ayında en az 103 işçinin koronavirüs nedeniyle can verdiğinden; hafta sonu ve tatillerde ilan edilen sokağa çıkma yasaklarının, illere giriş-çıkış kısıtlamasının, 20 yaş altına getirilen yasakların işçileri neden kapsamadığından; sokağa çıkma yasaklarında bile zorunlu olmayan fabrikaların çalıştırıldığından; SGK’nın korona nedenli hastalık ve ölümleri iş kazası kapsamı dışına çıkarmasından; işten atma yasağı adı altında ücretsiz iznin meşrulaştırılarak patronların eline verilen keyfilik sopasından; işçinin günlük 39 TL’ye mahkum edilmesinden ve başka birçok toplumsal meseleden elbette bahsetmediler.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!