Daha 17 yaşındayken o zamanlar hala devrimci olan SPD’ye katıldı. Partinin giderek yozlaşması ve burjuvalaşmasına karşı çıktı. Rosa Lüksemburg ve Karl Liebknect ile birlikte SPD’nin ve sendika önderlerinin gittikçe güçlenen Alman emperyalizmine bağlı hale getirilmesine karşı mücadele ettiler.
Ernst Thälmann’ın dünya görüşü, tecrübe ve deneyimi halkın gündelik hayatının gerçekleri sayesinde gelişti, pekişti. Çevresini dikkatli bir şekilde gözlemliyordu. Hamburg kentinde kapitalist sömürü toplumunun sınıf çelişkileri göze çarpıyordu.
15 Mayıs 1903’te on yedi yaşındayken Sosyal Demokrat Parti’ye üye oldu. O parti, August Bebel ve Wilhelm Liebknecht önderliğinde Marksizmin, proletarya enternasyonalizminin kararlı mücadelesinin bayrağı altında güçlenmiş bir partiydi. 1904’te sendikaya da üye oldu. Parti ve sendikanın toplantılarına katılır, protesto, miting ve gösterileri de hiç kaçırmazdı.
Nerede çalıştıysa, hamal, amele, gemi kömürcüsü, yük arabacısı… çoğunlukla da çamaşırhanelerde arkadaşlarının çıkarlarını kararlı ve titiz bir şekilde savundu. Bu genç sendikacı, 1906’da polisin dikkatini çekmiş, polis “Ernst Thälmann” dosyası açmıştı.
Birinci Dünya Savaşı’nın ön gününde Thälmann 28 yaşındaydı. 1 Ağustos 1914 tarihinde Alman Kaiser hükümeti seferberlik emri çıkardı ve Rusya’ya savaş ilan etti.
4 Ağustos’ta sosyal demokratların meclis grubu savaş kredilerini onayladı. Anavatan savunması adı altında açıkça burjuvazinin safında yer alarak işçi hareketini böldü. Sınıf bilinçli sosyalist işçi hareketi için korkunç bir darbe ve acı dolu bir hayal kırıklığıydı. Uğruna savaştıkları, inandıkları parti ve Sosyalist Enternasyonal artık yoktu. Proleter sınıf savaşının kızıl bayrağı kirlenmiş ve ihanete uğramış olarak yere düşmüştü. Sosyal demokrat önderlere karşı muhalefet gelişmeye başladı.
Lenin’in partisi ve Alman solcuları, halkların katledilmesine karşı mücadele ederek ilerliyorlardı. En belirgin güç Karl Liebknecht, Rosa Luxemburg, Clara Zetkin etrafındaki grup oldu. Mecliste ‘savaş kredilerinin oylanması’ sırasında hayır oyu kullanarak önemli mesajlar verdi. Thälmann diğer sol sosyal demokratlarla birlikte davrandı. 1915 Ocak ayında askere çağrıldı.
Thälmann ağır yaralandıktan sonra izne gönderildiğinde siyasi arkadaşlarıyla bir araya geldi. Savaşa karşı çalışmalarını sürdürdü. Hamburg’da siyasi olarak örgütlenmiş işçilerin çoğunluğu sosyal demokratların içinde kaldı. Fakat Thälmann ve arkadaşları, Bağımsız Sosyal Demokrat Partisi’ne (USPD) katıldılar.
Thälmann’ın birliği terk ettiği gün, 3 Kasım’da Kiel’li bahriyelerin başlattıkları ve kısa sürede bütün Almanya’yı saran devrim başkente de ulaştı. Bütün ülkede işçi ve asker konseyi kuruldu. 11 Kasım’da Spartaküs Birliği olarak birleşen Spartaküs Grubu, devrimi sosyalist bir devrime dönüştürmeye çalışıyordu.
Aralık 1918 sonunda Karl Liebknecht ve Rosa Lüksemburg önderliğinde oportünizmle bağları örgütsel olarak da kopararak Alman Komünist Partisi’ni kurdular.
KPD ile USPD’nin (Sol) 4-7 Aralık 1920’de yaptıkları ortak kongre, Almanya Birleşik Komünist Partisi’nin kurulmasıyla sonuçlandı. Thälmann USPD’nin Denetleme Kurulu’na seçildi. 1923 Eylül’ünde yönetici yoldaşlarıyla, KEYK’nın Almanya’daki durumunu görüşmek için Moskova’daki toplantıya katıldı. KEYK, uluslararası proletaryayı Almanya’nın önündeki devrimi desteklemeye çağırdı.
Almanya’da 1923 sonbaharında güçlü bir devrimci durumun oluştuğu gözlemi doğruydu. KPD’nin yöneticileri Saksonya ve Thüringen Eyalet Hükümeti’ne girdiler. Komünist ve sosyal demokratlardan oluşan işçi hükümetlerinin varlığı, Almanya’daki işçileri harekete geçirici bir etki yaptı. Thälmann partiyi, alınan kararlar doğrultusunda silahlı mücadeleye hazırlamak için hemen Moskova’dan Hamburg’a döndü. 22 Ekim’de Hamburg’daki grev cephesi sağ kanat sosyal demokrat yöneticilerinin yatıştırma çabalarına rağmen genişliyordu. 22 Ekim akşamı Thälmann başkanlığında Bremen, Hamburg, Hannover KPD ortak yönetimi, ayaklanmanın askeri yöneticileri toplanarak ayaklanma planını onayladılar. Çoğunluk MK’nın direktifi doğrultusunda ertesi sabah ayaklanmayı başlatmaya karar verdi. Saat 05:00’te hücuma geçilecekti. Ayaklanma başladıktan 30 dakika sonra on yedi polis karakolu işgal edilmiş, yüzlerce silah ele geçirilmişti. Sayısız barikat yerden bitercesine kuruluyordu. Proleter dayanışma ve kahramanlık görüntüleri hiç kimsenin hafızasından silinmeyecek düzeydeydi.
Polisin her yerde ileri gelen komünistleri aramasına rağmen, Thälmann Hamburg ayaklanmasından sonra da şehirde kalmaya devam ederek partiyi koruma altına almaya yönelik tedbirlerini sürdürdü. 23 Kasım 1923’te KPD yasaklandı. 1924 Ocak’ta KEYK, Bulgaristan ve Polonya komünist partilerinin temsilcileriyle görüşme yaptı. KPD’nin sağ oportünist hataları mahkum edilerek parti, birleşik cephe politikalarının sürdürme ve sendikalarda çalışmakla görevlendirdi.
9. Parti Kongresi’nde oportünist sağ eğilimlerin parti içindeki etkisini kırarak parti başkanı, 4 Mayıs 1924’te millet meclisine seçildi.
20 Ekim 1924’te meclisin feshedilmesiyle, Thälmann’la birlikte komünist milletvekillerinin çoğu hakkında tutuklama kararı çıkarıldı. Yeraltına çekildi. 7 Aralık 1924’te tekrar meclise girdi. KPD’nin Meclis Fraksiyonu’na başkan seçildi. Kızıl Cephe Savaşçıları (RFB) KPD’nin MK kararınca kuruldu. 15 bin üyesi vardı.
Thälmann, RFB başkanlığına seçildi. RFB’yi proleter bir kitle örgütüne çevirmeye çalışıyordu ve bunu başardı da. Eylül 1925’te üye sayısı, 45 bini partili olmak üzere 75 bini bulmuştu.
Thälmann, komünist partinin, işçi sınıfının ve emekçi halkın bir parçası olduğu, halkın mutluluğunun tutumunun ona eksen olması gerektiği bilincinden hareket ediyordu: “Partinin kitlelerin isteklerini, ihtiyaçlarını ve düşüncelerini tam anlamıyla bilmek için onlarla sıkı bağlara ihtiyacı vardır. Parti ancak buradan hareketle, emekçilerin günlük acil talepleriyle proleter özgürlük mücadelesi arasındaki ilişkiyi kavratabilir ve varolan toplumsal koşulların devrimci tarzda değiştirilmesi mücadelesine sevk edebilir. Parti ancak bu şekilde sınıfın devrimci öncüsü rolüne layık olabilir. Kitleleri sabırla ve ısrarla aydınlatmalıyız. Kitlelerin tüm sıkıntılarının sözcüsü ve tüm günlük taleplerin öncüsü olmalıyız. Onlara günlük çözüm yolunu göstermeli ve bununla bağlantılı olarak nihai çözüm yolunu göstermeliyiz. Günlük sıkıntılardaki büyük bağlantıları gözler önüne sermeyi küçük günlük mücadeleyi, büyük ulusal ve enternasyonal iktidar mücadelesiyle iç içeliği içinde yürütmeyi bilmeliyiz.”
11. Kongre 2-7 Mart 1927’de Essen’de toplandı. KPD’nin 10 bin üyesi vardı, 2 bin 600 mahalle grubu ve 2 bin yüz çalışan fabrika hücresinde örgütlüydü.
KPD, 12. Kongresi’nde anti faşist yönelim öne çıktı. Faşistlerin çevirdikleri entrikaları, ideolojik ve politik olarak bunlarla nasıl mücadele edilmesi gerektiğini saptıyordu. Thälmann, partinin hedefleri doğrultusunda en başarılı ajitatör haline gelmişti. Basit ama ateşli konuşması, insanı adeta kucaklıyordu. İnsanları silkeliyor, onların yüreklerini cesaret ve kararlılıkla dolduruyordu. Faşizme karşı birleşik mücadeleyi örgütlemek için sosyal demokrasinin etkisi altındaki insanları ve diğer kesimleri kazanmak için elinden geleni yaptı. Faşist diktatörlüğün bir hükümet biçimi değil, kapitalist sınıf egemenliğinin bir devlet biçimi olduğunu vurguluyordu.
1932 seçimlerinde parti Thälmann’ı ikinci kez aday olarak göstermişti. Ona verilecek her oy, faşizme karşı bir tavır alışı gösterecekti. Seçmenler Thälmann’a Hitler’den birkaç kat fazla oy vermişti. Ancak Nazilerin yükselişi hızla sürüyordu. Fakat Thälmann faşizme karşı direniş için kitle mücadelesini ve yeni politikasının adı koydu: Antifaşist Eylem! Hükümet ve faşistler meclisin açılışında kadın komünist Clara Zetkin, en yaşlı vekil olarak, hükümetin devrilmesi, faşizmin yok edilmesi için bir uyarı konuşması yaptı. Meclis daha ilk oturumunda, 12 Eylül’de feshedildi.
Hitler 30 Ocak 1933’te başbakanlığa atandı. KPD buna tepki göstererek kitleleri anti faşist eyleme, direnişe, genel greve çağırdı. Direnişe geçildi. Faşistlerin 27 Şubat akşamı gerçekleştirdikleri Reichstag yangını provokasyonu ile sosyalist, komünist, ilerici, kesime yönelik terör ve tutuklama dalgası başlatıldı. 3 Mart günü Thälmann da tutuklandı. 5 Mart’ta faşist terör ve partinin takibatı altında olmasına karşın 5 milyona yakın seçmen oylarını KPD’ye vererek Thälmann’ı yeniden meclise seçti. Naziler, bekledikleri çoğunuluğu sağlayamayınca KPD’nin meclisteki 81 sandalyesini feshettiler, KPD milletvekillerini tutukladılar.
Thälmann tutuklandığında eşine yazdığı mektupta şöyle yazıyordu: “Her kim ki bir düşünce uğruna, büyük ve zorlu bir düşünce uğruna mücadele ediyorsa, o, bu mücadele içinde çekebileceği tüm acılara karşı sakin, bilinçli ve her dürüst devrimcide olması gereken o en büyük enerjiyle dayanmasını bilmek zorundadır”.
Thälmann 27 Mayıs günü Berlin Moabit gözetim hapishanesine götürüldü. Hiç boyun eğmedi. Hep ama hep direndi. Bu cesur tavrı onu anti faşist mücadelenin sembolü haline getirdi.
KEYK, 1 Nisan 1933’te Thälmann’ın kurtarılması için mücadele kararı aldı. Müthiş bir dayanışma kampanyası örgütlendi. Tüm dünyada “Thälmann’a özgürlük!” haykırışları yankılandı. Mitingler, yürüyüşler, grevler, basında çıkan yazılar, bildiriler, afişler, duvar yazılamaları, posta kartları, mektuplar, telgraflar, hiç susmayan telefonlarla Thälmann’la dayanışma haykırışları dünyanın her yanında yankılandı. Dimitrov ve arkadaşlarının kurtarılması Uluslar arası dayanışmanın bir başarısıydı. Hareket bundan güç aldı. 1934 yılında Sovyetler Birliği’nin ısrarlı girişimlerinin sonucu sosyalist ülkeye gidişi sağlandıktan sonra Dimitrov, zindanlara doldurulmuş anti faşistler için dünya çapında mücadelenin daha da yükseltimesinin gerekliliğini vurguluyordu. Ernst Thälmann için en güçlü dayanışma Sovyetler’den geliyordu. Faşizmin kurbanlarıyla dayanışma fonu oluşturmuşlardı. SBKP’nin önderi Josef Stalin’in Thälmann’ı selamlayan mesajı 17. Kongre’de alkış tufanıyla, “Şan olsun Thälmann’a!” sloganıyla yanıtlandı.
KPD’nin Thälmann’ı kaçırma girişimleri yoğun koruma nedeniyle sonuçsuz kaldı. Thälmann’ın tutukluluğu 3 yıla yakın sürmesine rağmen davası henüz başlamamıştı. Ancak o dimdikti, “Uğrunda karşılaşılan zorluklar ve çekilen acılar ne kadar büyük olursa olsun zaferin bizim olacağı kesindir,” diyordu.
Almanya’da faşist diktatörlüğün kurulması, bir yandan Alman işçi sınıfı hareketinin yenilgisi, diğer yandan Birleşik Halk Cephesi’nin başarıları komünistlerde ve komünist partilerde köklü tartışmalara yol açmıştı. Thälmann, “Bizim için uygun olan hiçbir fırsatı kaçırmamalıyız ve bunun için gerekli, akla gelebilecek her olanağı değerlendirmeli ve kullanmalıyız,” diyen komünist politikacı, konuşma dili üzerine de görüşlerini şöyle dile getiriyordu: “Halkın dili, daha çok işçi dostu bir dil kullanılmalıydı. Dildeki soyutluk artık kesinlikle terk edilmek zorundaydı. Argümanlarımız ortamın gerçekliğine uymak, faşist demagojiyi dikkate almak ve sağlam dünya görüşümüzü hiçbir şekilde yaralamayacak şekilde ulusal kurgulu olmak zorundadır. Bildiride hiç çekinmeden emekçi halktan, geleceğin sosyalizm olduğundan, ulusal taleplerden bahsetmeliyiz”.
Thälmann, Komintern’in (Komünist Enternasyonal) yürütme komitesine seçildi. Dimitrov ise genel sekreter oldu. 15 Kasım’da Thälmann tutukluluk halinden muaf tutulacak tebliğine rağmen firar eder gerekçesiyle Gestapo’nun sorumluluk alanına dahil edilmişti. Faşizm davadan vazgeçmişti ama tutukluluk devam edecekti. Alman faşistler Reichstag yangını davasından olduğu gibi Thälmann’ın açık savurmasından korkuyorlardı. Uluslararası baskı ve davaya ilgi faşizmin geri adım atmasını sağlamıştı. Thälmann, dünya kamuoyu önünde faşist rejimin halk düşmanı özünü tartışmak için sabırsızlıkla beklemişti.
Thälmann, bütün yaşamı boyunca gerçekleşmesi için mücadele ettiği davasının zafere ulaştığını, faşizmin yıkılışını göremedi. Hitler’in verdiği emirle 18 Ağustos 1944’te Buchenwald Toplama Kampı’nın krematoryumuna götürülerek alçakça kurşuna dizildi. Nazi rejimi bu cinayeti sakladı. Thälmann’ın bir bombalama sırasında öldüğü yalanını yaydı.
Ernest Thälmann’ın son sözleri ise şunlar oldu: Her komünist, partisinin bütün görevlerini ve sorumluluğunu taşımak ve harfiyen uygulamak zorundadır. Savaştığımız hedeflerin zorluklarını biliyoruz. Bizim görevimiz, proletaryayı günlük sorunlardan kurtarmaktır. Devrimci enerjimizi proletaryanın önünü açacak ve zafere götürecek bolşevik komünist partinin bünyesinde harcayalım. Kahrolsun faşizm! Zafer sosyalizmin olacaktır!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!