Hem gıda ürünlerinde yüksek enflasyon yaşanıyor ama hem de belli gıda ürünlerinin stoklarının yeterli olmadığı haberleri var… Gıda krizi yaşandığı ya da yaşanacağı daha sık duyuluyor. Sizce gıda krizi nedir? Pahalılık mı, ürünlerin yeterince üretilmemesi mi?
Bizce dünyada yeterince gıda üretiliyor ve üretilme kapasitesi de mevcut. Asıl sorun gıdanın kâr için üretilmesi ve emeği ile geçinmek zorundaki milyarlarca insanın çok düşük gelirlerle ya da işsizlikle yaşamak zorunda bırakılmasıdır. Ayrıca kâr amaçlı üretim kapitalist şirketleri, en ucuz maliyet ve en fazla kâr için en uygun ülkelere yöneltmektedir. Örneğin Türkiye tarımsal üretim için Sudan’dan toprak kiralıyor.
2007-2008 krizinden beri dünyada çıkan ayaklanmalarda temel gıda fiyatlarına yapılan zamlar en başat etkendir. En son Covid-19 salgınının üzerine gelen Rusya’nın Ukrayna’yı işgal savaşı bir zamanlar tahıl ambarı olan Türkiye’nin ayçiçeği yağını Ukrayna ve Rusya’dan ithal ettiği gerçeğini gözler önüne serdi. İthal edilen tarımsal ürünlerin tedariğinde sorun çıktığında da fiyatlar artmaktadır. Mesela yakın dönemde yaşadığımız ithalat sorunu nedeniyle ayçiçek yağı fiyatlarının hızlıca yükselmesi.
Endüstriyel tarım yerel ve kendine yeterli üretim döngülerini parçalayarak gıda ürünlerini, fiyatları, uluslararası borsalarda belirlenen ticari metalara dönüştürmüştür. Çok az sayıda tekelin tohumu ve gıdayı kontrol etmesi gıda krizinin nedenlerinden biridir. Endüstriyel tarım endüstriyel girdiler ile sürdürülmektedir. Bu da maaliyet girdileri ve ardından fiyatların artışını getirmektedir.
Dünyanın her yerinde yerel üreticilerin tasfiyesi ve tarımın uluslararası tekellerin eline geçmesi sonucu giderek ağırlaşan gıda krizi, Covid-19 salgını ve emperyalistler arası rekabet ve savaşlar nedeniyle daha da ağır bir döneme girmiştir.
Gıda krizi ile bağlantılı en çok duyulan bir başka konu da gıda egemenliği. Gıda egemenliği nedir ve gıdada yaşadığımız sorunlarla bağı nedir?
Gıda egemenliği; gıda sisteminin yerelleştirilmesi, gıdanın geleneksel yöntemlerle üretilmesi, toplumun her kesiminin sağlıklı, kültürüne uygun gıdaya erişim hakkı, köylülerin meralar, ormanlar, dereler, tohumlar, tarımsal arazilere erişiminin sağlandığı ve güvence altına alındığı, bilge köylü tarımının yapıldığı ve bilginin aktarımının ticarileştirilmeden kuşaklara aktarıldığı, ekolojik bir tarım modelinin inşa edilmesi olarak bütünlüklü bir sistemi ifade eder. Gıda egemenliği, gıda meselesini sınıfsal bir mesele, toplumsal cinsiyet meselesi, göçmen meselesi, mevsimlik işçi meselesi ve doğa meselesi olarak görür.
Gıda egemenliği neoliberalizme, serbest piyasaya, yıkıcı ticaret ve yatırımlara karşı bir direniş alanı açar. Demokratik gıda ve iktisat sistemleri, adil, süreklilik arzeden bir gelecek kurmaya zemin oluşturur. Gıdayı, toplumu ve hayatı kontrol etmek isteyen ulus ötesi şirketlere karşı bir cevaptır gıda egemenliği.
Tarımda uygulanan neoliberal politikalar Türkiye gibi başka ülkelerde de uygulandı. Başta da Güney Amerika ve Afrika ülkelerinde ve Hindistan’da. Oralarda durum nedir? Ve aynı zamanda oralardaki çiftçiler neler yapıyor, bu sorunlarla baş edebilmek için?
İkinci paylaşım savaşı sonrası ortaya atılan ‘yeşil devrim’ politikaları ile gıda artık geçimlik olarak üretilen, küçük ölçekli bir üretim olmaktan çıkıp tekelci şirketler elinde hızla metalaştı. Ölçek büyüdükçe çiftçileri yoksullaştıran, çiftçilerin topraklarını elinden alan sömürgeci, paramiliter bir yapıya dönüştü. Latin Amerikalı çiftçiler başta olmak üzere dünya genelindeki küçük çiftçiler böylesi küresel bir saldırıya karşı küresel ölçekte bir mücadele geliştirmek için kolları sıvadılar. Uluslararası çiftçi örgütü La Via Campesina böylece kuruldu. Bugün göçmen emeğinden kadın emeğine, agroekolojiden yerel tohumlara dek pek çok konuda gıda egemenliği perspektifiyle yol alan ve ufuk açan bir mücadele örüyor Latin Amerika ve Afrika halkları.
Hindistan ise özellikle çiftçi intiharlarının en yüksek olduğu ülkelerden biri. Borçlanarak hayatlarını sürdürmeye çalışan, kast sistemi ve neoliberal politikalar altında ezilen çiftçiler, son olarak küçük aile çiftçiliğini bitirmek ve tarımı tekelci yerli ve yabancı şirketlerin hizmetine sunmak için getirilmesi planlanan üç tarım yasasına karşı büyük bir direniş sergilediler. Aylarca yol işgalleriyle, büyük genel grevlerle ölümüne kavga ederek hükümete geri adım attırdılar. Hindistanlı çiftçiler mücadelenin sokakta kazanılacağını da tüm dünya çiftçilerine göstermiş oldular.
Latin Amerika’da Brezilya’da on yılları bulan örgütlenme ve mücadele deneyimi ile Topraksız Kır İşçileri Hareketi (MST) neoliberal saldırı dalgasına karşı katliamlara rağmen kalıcı bir direniş ve mücadele sürecini örgütlemeye başararak dünyada bir çok yere esin kaynağı olmuştur. İşgal ederek üretim yapan MST hayatın örgütlenmesi noktasında üretim, sağlık ve eğitim hizmeti veren üretim ve yaşam alanları inşa etmektedir. Diğer yandan Brezilya’da toprak reformu ve tarım politikalarının değiştirilmesi içim mücadele etmektedir.
Afrika’da özellikle Güney Afrika Cumhuriyeti’nde topraksızlar doğrudan eylem yöntemleri ile Apartheid döneminden kalan mülkiyet ilişkilerini sorgulamaktadırlar. Batı Afrika’da gelişen gıda egemenliği hareketi yerel ve ekolojik tarıma hayat vererek halklarının gıda üretimini sağlama noktasında adımlar atıyorlar.
ZMO, Tarım-Orkam Sen, Bağımsız Tarım Orman İşçileri Sendikası gibi emek ve meslek örgütlerinin de içinde olduğu üretici köylü örgütlerinden tüketici örgütlerine kadar tarımla ilişkili örgütlerin bir araya gelmesi ile Tarım Platformu kuruldu. Gıda merkezli örgütlenmeler açısından durum nedir? Neler yapılabilir?
Bu alanda yıllardan beri çalışan örgütlenmeler var. Birçoğu yukarda işaret ettiğiniz platformun katılımcılarıdır. Bir de bu örgütlenmelerin dışında kırda yeni kurulan üretim kooperatifleri, kentte gıda dağıtımı yapan kooperatifler, gıda toplulukları var. Kapitalizmin krizine iklim krizi ve ekolojik krizin eklendiği ağır bir süreçten geçiyoruz. Önümüzdeki dönemde gıda örgütlenmelerinin iklim krizine, ekolojik yıkıma ve ticarileşmeye karşı mücadeleyi de içeren dayanışma ekonomileri zemininde, yeni bir perspektifi birlikte inşa etmeleri gerektiğini düşünüyoruz. Bunun içinde dışa bağımlılığı azaltmalıyız söylemi değil Dünya Ticaret Örgütü anlaşmalarına karşı çıkarak; kır ve kentte birlikte örgütlenerek kır kent ilişkisini kuracak çok yönlü bir örgütlenme sürecine ihtiyacımız var.
Şirketlerin egemenliği, özel mülkiyet sistemi yani kısaca tarımda kapitalizm varken yaşanan sorunların çözümü sadece agroekoloji ile aşılabilir mi?
Endüstriyel tarım kapitalist üretim ilişkileri içinde yapılan tarımdır ve bugünün dünyasında kapitalizm nasıl bir kriz içindeyse endüstriyel tarım da yaşanan krizin sebebidir. Dolayısıyla sorunlara neden olanlar zaten çözüm olamazlar. Bunun için Halkların Gıda Egemenliği perspektifini savunuyoruz. Yani gıda meselesi gıda egemenliği tanımında da söylediğimiz gibi bir sınıf, ekoloji, toplumsal cinsiyet, göçmen işçi ve mevsimlik işçi meselesidir aynı zamanda. Yeni bir toplumsal ilişki biçimini tahayyül etme ve kurma perspektifidir. Agroekoloji bu mücadelenin önemli parçalarından birdir. Örgütlü küçük köylüler halihazırda dünya gıda üretiminin yüzde 60’ına yakınını üretiyorlar. Tabii ki tarımda sorunların temel kaynağı uluslararası gıda tekelleri ve Dünya Ticaret Örgütü-Tarım Anlaşmalarıdır. La Via Campesina DTÖ’ye karşı mücadeleyi öne çıkaran bir hat izledi. Bugün de DTÖ’ye karşı çıkılmadan bir tarım politikası üretilmesi mümkün değildir. Bu yeni alternatif bir gıda sisteminin ancak antikapitalist bir zeminde ele alınabileceğini gösteriyor.
Sizin gibi kooperatiflerin bu açıdan rolü nedir?
Kooperatifler kentte ve kırda doğal, sağlıklı, adil fiyatlı gıda üretiminin ve dağıtımın temel araçlarından birisi olarak sadece gıda üretimine değil geri planındaki üretim ilişkileri ve üretim süreçlerine de odaklanan, insani gelirden, toplumsal cinsiyet meselesine pek çok soruna değinen geniş bir perspektiften meseleyi ele alıyorlar. Böylelikle bir yandan doğa dostu, insani bir üretim süreci inşa ederken diğer yandan kentliler sofralarına gelen aşın tüm süreçlerine dahil oluyorlar. Kooperatifler ortak iş yapmanın, kolektif akılla üretmenin, dayanışmayla güçlenmenin pratiklerini ortaya koymaya çalışıyorlar. Bireysellikten çıkıp özne olarak, yaşamın tam da ezilenler cephesinden yeniden inşa edilmesini sağlamaya çalışıyorlar. Kâr eksenli olmayan, yerelde üretimi teşvik eden, hem kırda hem kentte birlikte hareket eden bir mücadele ekseninde ilerliyorlar.
Ayrıca bizim gibi kentte var olan kooperatifler, gıdanın son kullanıcıya ulaşmasında aradaki aracıların (Bir ürün İstanbul’a gelene kadar 7 ayrı noktadan geçiyor) kalkmasını sağladığı, gıdayı doğrudan üreticiden temin ettiği için hem üretici hem de tüketici tarafında adil fiyat uygulamasını mümkün kılıyorlar. Kooperatif ürünü doğrudan üreticiden aldığı için kooperatiften alınan herbir ürüne ödenen para doğrudan üreticiye gitmiş oluyor. Üretici adil fiyatlarla üretim yaparak hayatını idame ettirebildiği için çiftçilik yapmaya devam edebiliyor.
Üreticilerle yakın ilişkilerimizden dolayı neyi nasıl ne kadar ve hangi koşullarda ürettiklerini biliyoruz. Karşılıklı konuşarak planlamalarına destek vermiş oluyor ve insanlar arasında yok edilmeye çalışılan güven ilişkisini dayanışma zemininde yeniden tesis etme yolunda adımlar atıyoruz. Toparlarsak gıda egemenliği perspektifi ile hareket eden dayanışma ekonomileri olarak yaşamın birlikte örgütlenmesinde mütevazı adımlar atıyoruz.
Polen Ekoloji’ye teşekkür ediyoruz.
Polen Dergi 6
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!