Cuma, 17 Temmuz 2026

“Otomobil uçar gider…” ama ne pahasına



Otomobil egemenliğini sürdürecekse, hâlâ bir çözüm var: Şehirlerden kurtulun. Yani binaları yüzlerce kilometre uzunluğundaki devasa yolların kenarına ip gibi dizip, şehirleri otoyol banliyöleri haline getirin. ABD’de yapılan budur. Ivan Illich bunun etkisini sarsıcı rakamlarla özetler: “Tipik Amerikalı yılda bin 500 saatten fazlasını (haftada 30 saat veya pazar günleri de dahil olmak üzere günde 4 saat) …


Otomobil egemenliğini sürdürecekse, hâlâ bir çözüm var: Şehirlerden kurtulun. Yani binaları yüzlerce kilometre uzunluğundaki devasa yolların kenarına ip gibi dizip, şehirleri otoyol banliyöleri haline getirin. ABD’de yapılan budur. Ivan Illich bunun etkisini sarsıcı rakamlarla özetler: “Tipik Amerikalı yılda bin 500 saatten fazlasını (haftada 30 saat veya pazar günleri de dahil olmak üzere günde 4 saat) direksiyon başında geçirir. Bu süre, direksiyon başında geçirilen hareketli ve hareketsiz zamanın yanı sıra arabanın ücretini, benzin, lastik, otoyol geçişi, sigorta, bilet ücretlerini ve vergileri ödeyebilmek için çalışması gereken vakti içerir. Demek ki bu Amerikalı dokuz bin 500 kilometre yol gidebilmek için bin 500 saat çalışmaktadır (yıl boyunca). 6 km onun bir saatine mâl olur. Ulaşım endüstrisinin gelişmediği ülkelerde insanlar yürüyerek tam da bu hızla seyahat ederler, üstelik asfalt yollara mahkûm olmadan istedikleri her yere gidebilirler.

Illich’in işaret ettiği üzere sanayileşmemiş ülkelerde insanlar boş zamanlarının yüzde 3 ila 8’ini seyahate harcarlar (bu da haftada yaklaşık 2 ile 8 saate denk gelir). Yani yürüyen insan bir saatte araba sürenle aynı mesafeyi kat eder, ama seyahat için 5 ila 10 saat daha az harcar. (…)

Son tahlilde, otomobil tasarruf ettiğinden daha fazla zaman harcar ve aştığından daha fazla mesafe yaratır. Elbette, saatte 95 km hızla işe gidebilirsiniz ama bunun nedeni iş yerinizden 50 km uzakta yaşamanız ve son 10 km için yarım saatinizi vermeye gönüllü olmanızdır. Velhasıl, “Her gün yapılan işin büyük kısmı işe gitmek için gereken yolculuğun masrafını karşılamaya ayrılır.” (Ivan Illich)

Belki “Ama hiç değilse böylece işimi bitirdikten sonra şehrin keşmekeşinden kaçıp gidebiliyorum,” diyebilirsiniz. İşte bu, artık biliyoruz: “Şehir”, nesiller boyunca bir mucize, yaşamaya değer tek yer olarak görülen büyük şehir artık bir “keşmekeşlik” olarak görülüyor. Kırsal alanda yaşamak için herkes şehirden kurtulmak istiyor. Bu tersine dönüş de nereden çıktı? Tek bir nedeni var. Otomobil, büyük şehirleri yaşanamaz hale getirdi. Şehri o kadar kokuşmuş, gürültülü, boğucu, tozlu ve sıkışık hale getirdi ki artık kimse akşamları dışarı çıkmak istemiyor. Öyle ki, arabalar şehri öldürdüğünden bu yana daha uzaktaki banliyölere ulaşmak için daha hızlı arabalara ihtiyacımız var. Ne kusursuz, kısır bir argüman: Bize daha fazla araba verin ki arabaların neden olduğu yıkımdan kurtulabilelim.

[Otomobilin toplumsal ideolojisi, André Gorz, Çeviri: Cüneyt Bender]