Osman kavgada büyüyor…



Bahtiyar Özcan Bu yazı Osman yoldaşın kişiliği ve mücadelesini içeren değil -buna ilişkin birçok yazı yayımlanmıştır- Osman Yoldaş’ı ölümsüzlüğe uğurladığımız günün yıldönümünde bir kez daha O’nu “Hücuuuummm!..” sloganıyla selamlama yazısıdır. Bu dönemdeki” hücuuuummmm” iradesinin nerede ve nasıl somutlandığının arayışı, kendi çapında yanıt çabasıdır. “TİKB ruhunun mimarı” yiğit komünist önder Osman Yaşar Yoldaşcan, 12 Eylül 1980’de …


Bahtiyar Özcan

Bu yazı Osman yoldaşın kişiliği ve mücadelesini içeren değil -buna ilişkin birçok yazı yayımlanmıştır- Osman Yoldaş’ı ölümsüzlüğe uğurladığımız günün yıldönümünde bir kez daha O’nu “Hücuuuummm!..” sloganıyla selamlama yazısıdır. Bu dönemdeki” hücuuuummmm” iradesinin nerede ve nasıl somutlandığının arayışı, kendi çapında yanıt çabasıdır.

“TİKB ruhunun mimarı” yiğit komünist önder Osman Yaşar Yoldaşcan, 12 Eylül 1980’de faşist cuntanın işbaşına geçtiği o karanlık dönemde İstanbul Bağcılar’da 29 Eylül günü son mermisine kadar savaşarak ölümsüzleşti.

O karanlık günlerde bir teslim bayrağını göndere çekenler vardı, bir de namlusuna mermi sürenler…

O kesitte devrimci irade, devrim ve sosyalizmde ısrar, halkın üstüne bir karabasan gibi çöken faşist cuntanın yaratmak istediği korku iklimini daha oluşmadan parçalamak, bu havalarda da direnilebileceğini göstermekti. Grevleri devam eden işçiye, konduların yoksul halkına umutla bağlandıkları öncüleri konusunda yanılmadıklarını göstermek, güvenlerini pekiştirmekti. Osman tam da bunu yapmak için “hücuuummm” demişti. Nitekim o ilk kurşunla açtığı yolda yürüdü yoldaşları. En zifiri karanlıkta bile işçi evlerine, fabrikalara, yoksul gecekondulara bildirilerle, gazetelerle, yeraltı nehirlerinin türlü çeşit biçimleriyle aktılar. Bugüne kalan, gelecekte de yaşatılacak olan bir geleneğin köklerine su vermeye devam edercesine…

Osman’ı düşünürken, Mehmet Fatih’i, Sezai’yi, Remzi’yi, Nilgün’ü, Tahsin’i, Lale’yi, Ethem’i, Serdar’ı ve adını yazmadığım tüm ölümsüzlerimizi düşünürüz aslında. Herbiri onun kuşandığı iradenin farklı kesitlerdeki, mücadele cephelerindeki izdüşümleridir. Hiçbiri bu kavgada ‘sadece’ kendileri değil, geleneği taşıyan, onu besleyen ve bedelini ödemekten çekinmeyen yiğit komünist devrimcilerdir. Bugün ise bu kavganın devamcıları bizler değil onlardır aslında ve mesele onları “güzellemek” yerine onlarla yaşamak, yaşatmak ve bir adım daha ileriye sıçramaktır.

YAŞAMAK, YAŞATMAK ve BİR ADIM DAHA

Bu kolektif, 12 Eylül’ün işkence tezgahlarında önder kadro ve taraftarlarıyla direnen bir örgütten ibaret değildir. O işçi sınıfını örgütleme çizgisini daha ilk adımlarında kültür haline getirmiştir. Kadrolarını bu çizgiye uygun olarak sanayi havzalarında, fabrikalarda mevzilendirmiştir. Öğrenci gençlik hareketiyle bile bu yaklaşımla ilişkilenmiştir. Askeri eylemlerindeki felsefesi de emekçi mahallelerdeki anti faşist örgütlenmeleri de işçi ve emekçilere güven vermek, onların politik bilincini sınıfsal bir temelde ileriye taşımak şeklinde olmuştur. Refleks haline gelmiş bir kültür bu. Dünden bugüne en zayıf halinden en güçlü haline kadar her dönemde geleneğin sağlam temelleri hükmünü yürütmüştür.

Yaşadığımız hizip ve tasfiye süreçleri, devlet operasyonları gibi sayısız darbeye rağmen halen de bu ısrarın devamcısıdır. Tıpkı ‘Kavgamızın Şairi Adnan Yücel’ yoldaşın dizelerinde dediği gibi:

“Bitmedi sürüyor o kavga ve sürecek

Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek…” 

En elverişsiz koşullarda pes etmeyen ve dönemin atmosferine göre devrimcilik yapmayan bizler bugün “TİKB”yi yaşatan değil, gücünü kanla yazılan bu tarihten alıp çitlerin olmadığı dünyayı yaratmak için mücadele edenleriz.

Osman’ın Bağcılar’da bir inşaatı direniş kalesine dönüştürüp saatlerce çarpışması gibi, Remzi’nin o teşhir masasına attığı tekme gibi, barikatın en önünde savaşan Ethem gibi ve Tahsin’in son nefesine kadar Parti ısrarcılığı gibi… bizler de sınıfımızın yakıcı ihtiyacı olan umudu somut mevziler yaratarak yeşertmek için gücümüzü seferber ediyoruz/edeceğiz. Bir avuç da kalsak, “bittiler” de denilse Osmanlardan, kimliğimiz haline gelmiş kültürümüzden aldığımız güçle bu ısrarın adı olmayı sürdüreceğiz. En zifiri karanlığın üzerine umudun mavisiyle gidenlerin devamcıları olarak…

Bu bilinci, bu ruhu taşıyacak olduktan sonra Osman’ların/Osman’ın kavgada büyüyeceğini, çoğalacağını biliyoruz. Bugünün zorlu görevi aynı zamanda yakalanması gereken halkadır. Tıpkı Osman’ın yaptığı gibi yakalanması gereken halkaya sıkıca sarıldıktan sonra hangi zorluk aşılmaz ki.

Bugünün yakalanması gereken halkası örgütsüzleştirilmiş, iradesizleştirilmiş sınıfımıza güven verecek, umut taşıyacak sınıf neferleri olmakta düğümlenmektedir. Tıkanan, eskiyen, karşıtına dönüşen tüm “geleneksel” örgütlenmelerin yarattığı umutsuzluğu devrimci bir ruh ve coşkuyla örülen/örülecek olanlarla dağıtmaktır. Osman’ın iradesi bundaki ısrarda toplanmaktadır, bunu bilerek yürüyeceğiz!