Kartonsan grevi: İşçiyi ve ziyaretçiyi de sağaltan enerji!



Birleşik Mücadele Güçleri dün Kartonsan grevini ziyaret etti. Grev alanındaki hiç düşmeyen coşkulu atmosferde hissedilen; üretim baskısından, onurlarını kıran muamelelerden, dayatılan sefaletten bunalan işçilerin grevi aynı zamanda kendilerini sağaltacak bir moral ve kararlılıkla sahiplendikleriydi.


Birleşik Mücadele Güçleri, dün yasadışı yasak kararını tanımayarak grev haklarını ve geleceklerini savunmak için greve giden Birleşik Metal-İş üyesi Bekaert Ali Kahya işçilerini ziyaret ettikten sonra çok yakınındaki Kartonsan grevcilerinin yanına geçti. Selüloz-İş’in örgütlü olduğu fabrikanın önündeki grev alanının yakınından “Bekaert ve Kartonsan işçileri yalnız değildir! Yaşasın işçilerin birliği!” pankartı ve “Kartonsan işçileri yalnız değildir!”, “Yaşasın sınıf dayanışması!” sloganlarıyla yürüyen BMG’lileri, Kartonsan işçileri, alkış, düdük ve sloganlarla karşıladı.

Mavi önlükleri, yan yana kurulmuş grev çadırları, hep kaynayan çayları, işçiler ve ziyaretçileri için her an hazır tuttukları onlarca tabureyle Kartonsan grev alanı insanı hızla içine çekiyor. Kendileri için o alana gelen herkesi büyük bir ihtimamla karşılıyorlar. İsterse bir kişi olsun dayanışmanın kıymetini hızla organize olarak hissettiriyorlar. BMG’yi de öyle karşıladılar. Grev gözcüsü “Birleşik Mücadele Güçleri’nden arkadaşlarımız uzaktan, İstanbul’dan dayanışmaya gelmiş. Hoşgeldiler, güç verdiler” diye selamlıyor. İşçiler bu selamlamayı hep bir ağızdan attıkları sloganlarla sürdürüyor.

Çaylar hızla hazır ediliyor, onlarca işçi bir anda daire oluşturacak şekilde tabureleri diziyor. Hep birlikte oturulan grev meydanından olağanüstü bir enerji yükseliyor.

Muhtemelen aynı törensel karşılamayı her ziyaretçi ya da ziyaretçi grubu için yapıyorlardı. Ama hallerinde davranışlarında hiçbir rutinlik ya da “bir görevi yerine getirme” mekanikliği yoktu. Bir anda sizi de içine alan taptaze bir enerji yükseliyordu alandan.

Mavi önlüklerindeki gibi alanda da umut vardı.

Eşlik ettikleri işçi marşları, devrim marşları, kendilerinin besteledikleri “maniler” düzenli bir koro uyumuyla yükseliyordu. Kâh çiftetelli oynayan kâh horon tepen kâh patrona hep bir ağızdan mesaj salan ve hepsinde de bitimsiz bir enerji hissettiren anlamlı bir orkestra gibiydiler.

Kendilerine “bu enerjiyi bu kadar diri tutan nedir?” diye sorulduğunda “İçerde posamızı çıkardılar, bu alanda onun bunalmışılığıyla kendimizi özgür bıraktık” diyor bir işçi. Havalandırması bile çalışmayan kimyasal ortamda ömür tüketmek, uzun-upuzun mesailer, aşağılayıcı muameleler… Direniş onlar için kölece koşullardaki çalışmaya karşı soluk aldıkları, kendilerini onurlarıyla insan hissettikleri, yeni anlamlarla buluştukları bir mecra.

170 işçi direnişin o büyüleyici atmosferinde adeta kendilerini sağaltıyor.

İşçilerin burada da bir direniş hafızası var. Övünerek ’89 Bahar Eylemleri’nden bahsediyorlar, daha önce gerçekleştirdikleri grevlerden… En son temmuz ayında asgari ücrete yapılan ara zam sırasında gerçekleştirdikleri eylemi anlatıyor biri. O zamla birlikte üçte ikisinin ücretleri asgari ücretin altında kalmış ve buna karşı 4 gün üretimi durdurarak yüzde 60 oranında ek zam almışlar. Bu ek zam olmasa saat ücreti 30 liradan çalışmayı sürdüreceklerini yani sefalete mahkum edileceklerini vurguluyorlar. Bunları anlatırken çok gururlular.

İşçilerin “Çav bella”yı hep bir ağızdan söylemesi, İlkay Akkaya’nın ezgilerine eşlik etmeleri karşısında “burada herkes solcu sanırız” diye şaka yapıyor bir BMG’li. İşçiler gülüyorlar. Öyle olmadıklarını belirten bir işçi, “Ben muhafazakar da değil, aşırı sağcıyım aslında. Bu fabrikada birçok siyasi görüş bir arada. Ama yanımızda hep solcuları gördük, şimdiye kadar hiç sağcı gelmedi buraya. Tespih çeken namazında niyazında olanımız da sağcısı da solcusu da bu havadan rahatsız değiliz. Birbirimize takılıyoruz ‘ne o komünist mi oldun?’ diye. Aslını istersen komünistlerin milliyeti olsa ben de kendimi komünist hissediyorum” diyor. Sonra işçi sınıfının büyük kısmının muhafazakarlaştırıldığını söylüyor bir diğeri. Kendisini “aşırı milliyetçi” olarak tanımlayan işçi devam ediyor, “Topraklarımızın bölünmesinden korkuyoruz” diyor. BMG’li “halklar birbiriyle dayanışırsa, birbirinin acılarını anlayıp sahiplenirse bölünme değil tersine daha güçlü bir birliktelik olur” dediğinde sadece düşünüyor, yanıt vermiyor.

Başka bir işçi “bu fabrikanın yönetimi sosyal demokrat, işçilerse muhafazakar. Tablonun çelişkisine bakar mısın?” diyor. “Sermayenin dini de imanı ve ideolojisi de paradır” denildiğinde onaylıyor, “kesinlikle öyle” diyor aşırı sağcı olduğunu belirten işçi.

BMG adına yapılan konuşmayı da ilgiyle dinliyorlar. Konuşmayı yapan Muhammet Hizmetçi “İstanbul’dan Bekaert ve Kartonsan işçileriyle dayanışmaya geldik. Grevdeki arkadaşlarımızın coşkusu bize yansıdı. Patronlar her yerde işçilerin cebinden daha ne kadar çalabilirim diye hesaplar yapıyor. Ama karşısında Bekaert’te, Kartonsan’da olduğu gibi işçilerin birleşmiş iradesini, birleşmiş mücadelesini görüyorlar. İşçi sınıfının zaferi kesindir, kaçınılmazdır. Grevinizi, mücadelenizi selamlıyoruz. Yaşasın işçilerin Birliği! Birleşe birleşe kazanacağız” dediğinde hep birlikte alkışlayıp dayanışma sloganı haykırıyorlar.

Kartonsan işçilerinin grev meydanı insanda umudu olduğu kadar işçi sınıfının kendisi için sınıf olması derdi olan her devrimciye yol gösteriyor: Sınıfı sınıfın içinden anlayıp direniş atmosferindeki ilişkiyle bambaşka bir dönüşüm yaşarsın!

Büyük bir keyif aldığımız sohbetlerden, hepimize sirayet eden dinamik atmosferden kopmamız zor olsa da grevcilere başarılar dileyerek oradan ayrılıyoruz. Kazanacaklarına olan inancımızın altını çizerek…