Kamu emekçilerine sefalet dayatma kararlılığı…



Belli ki hükümet emekçileri sefalete mahkum edecek ve yerel seçimlere birkaç ay kala yani Ocak 2024’te yine kök maaşlara yansımayacak şekilde bir “iyileştirmeye” gidecek.


Yaklaşık 4 milyon memur ve 2,5 milyon memur emeklisini ilgilendiren toplu sözleşme görüşmelerinde süreç Memur-Sen’in bile göze alıp altına imza atamayacağı bir sefalet dayatmasıyla ilerliyor.

1 Ağustos’ta başlayan görüşmelerde hükümet ardı ardına ikincisi birincisinden sadece 2 puan fark eden 2 teklif sundu. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ilk olarak 15 Ağustos’ta, 2024 için ilk 6 ay yüzde 14, ikinci altı ay yüzde 9 teklifini sendikalara iletti. Enflasyonun çok çok altında kalan bu teklif Memur-Sen de dahil sendikalar tarafından reddedildi. Işıkhan birkaç gün sonra teklifini “Elimizden geleni yaptık” diyerek revize etti. Buna göre de 2024 yılının ilk 6 ayı için yüzde 15, ikinci 6 ayı için yüzde 10, 2025 yılının ilk 6 ayı için yüzde 6, ikinci 6 ayı için yüzde 5 artış yapılacaktı. Yani öncekinden sadece 2 puan fark ediyordu.

Her defasında “en iyisini yapacağız” diyen Işıkhan’ın gıdım bile diyemeyeceğimiz bu “bonkörlüğü” de doğal olarak reddedildi. Hatta Memur-Sen Başkanı Ali Yalçın, anlamakta güçlük çektiklerini söyledi. Işıkhan da “daha görüşmeler bitmedi” tekerlemesini sürdürerek beklentiyi diri tutmaya devam etti.

Işıkhan teklifi reddeden sendikalara kenar süsü bile olamayacak “sosyal hakların” propagandasıyla yanıt vermeyi de ihmal etmedi. Mesela “hac izni” gibi damardan girecek maddeler vardı. Dahası, “TOKİ konutlarında memurlara öncelik tanınması”, “dereceye ulaşan tüm kamu görevlilerine 3600 ek gösterge getirilmesi konusunda” çalışma yapılacağı, aynı işi yapan emekçiler arasındaki hiyerarşi ve eşitsizlikleri derinleştiren “görevde yükselme ve kademe atlama sınavlarının belirli süreler ve düzenli aralıklarla yapılması”, “Mobing izleme kurumunda sendika temsilcilerinin yer alması, “belirli şartlarda” disiplin affı gibi çeşniler de… Ama bu kenar süsleri de getirilen teklifin aslında Merkez Bankası’nın 2024 için açıkladığı yüzde 33’lük enflasyon tahminini bile yakalayamadığı gerçeğini perdelemeye yetmedi. 3’üncü teklif de yarın (21 Ağustos) getirilecek. Belli ki bu sefer de taş çatlasa yüzde 2’lik bir artış telaffuz edilecek.

Teklif karşısında “Öncelikle hayretlerimi ifade ediyorum” diyerek yaşadığı sıkışmayı itiraf eden ve arkasından “bize doğru düzgün bir teklifle gelinsin” diye “ültimatom verip” aynı gün 81 ilde “eylem” kararı alan Memur-Sen’in neredeyse tek derdinin “Refah payı ile ilgili konuşma yok. 1650 TL talebimizle ilgili cümle kurulmadı. Kira katkısı talebimiz konuşulmadı” olduğu anlaşılıyor. Fakat mevcut koşullarda iktidarın onun bu kadarcık serzenişini bile duymaya pek de niyetli olmadığı açıkça anlaşılıyor.

Anlaşılan o ki bu işin sonu hükümetin sunduğu teklifin onaylanmasıyla Yüksek Hakem Kurulu’nda bitecek. Keza Memur-Sen’in bile altına imza atmaya cesaret edemeyeceği bu tekliflere karşı anlamlı bir karşı koyuş da yok.

16 Ağustos’ta greve giden KESK’in nasıl bir grev hazırlığı yaptığı ve bu sefalet dayatmasına karşı “fiili mücadele”, “hak verilmez alınır” dese de buna uygun nasıl bir kararlılıkla hareket ettiğini kestirmek de zor değil. Keza 16 Ağustos’taki grev kararının bir çeşit basın açıklaması düzeyine indirgendiğini bilmeyen yok.

Ayrıntıları bir yana en düşük memur maaşının 2024’ün Ocak ayı itibarıyla eş, çocuk yardımı ve kira yardımı ile en az 45 bin liraya çıkarılması talebinde bulunan KESK’in talepleriyle hükümetin dalga geçer gibi sunduğu teklifler arasındaki açı farkının büyüklüğü düşünüldüğünde şimdiye kadar grev gibi greve gidilmesi gerekirdi. “En düşük maaş 45 bin lira olmalıdır” diyen bir konfederasyonun kararlılık ve samimiyeti, talebinin yarısı bile etmeyen teklifler karşısında hızla fiili meşru mücadele yoluna gitmesiyle sınanır. Bu açıdan da hükümetin süreci YHK’da bitirmekteki kararlılığına karşı “21 Ağustos 2023 Pazartesi ve 22 Ağustos 2023 Salı günü işyerlerinde GREV sandıklarını kuruyoruz!” demenin daha baştan hükümsüz bir tutum olduğunu söylemek haksızlık olmayacaktır.

İşyerlerine grev oylama sandıkları koymak toplu sözleşme görüşmelerinde en azından ilk teklif getirildiğinde anlamlı olabilirdi, ama sürecin sona doğru ilerlediği bir kesitte diğer konfederasyonların üyelerinin de katılımını teşvik için bile olsa bu yola gitmek ya da diğer konfederasyonlarla birlikte ortak bir tavır belirlemek gibi bir beklentiye girmek akıl karı değil.

Belli ki hükümet emekçileri sefalete mahkum edecek ve yerel seçimlere birkaç ay kala yani Ocak 2024’te yine kök maaşlara yansımayacak şekilde bir “iyileştirmeye” gidecek. Şimdiye kadarki pratiği hep bu yönde oldu, farklı bir yaklaşım beklemek kadar anlamsız bir şey olmasa gerek.