“Marx her şeyden önce devrimciydi”



Bilimsel sosyalizmin kurucusu Karl Marx, 143 yıl önce bugün, 14 Mart 1883’de ölümsüzleşti. “Adı yüzyıllar boyunca yaşayacak, yapıtı da!”


Bilimsel sosyalizmin kurucusu Karl Marx 143 yıl önce bugün “koltuğunda rahat rahat, ama sonsuza dek uyudu”. “Her şeyden önce devrimci olan” Marx’ı, yoldaşı F. Engels’in 17 Mart 1883’te mezarı başında yaptığı konuşma ve Küçük Felsefe Sözlüğündeki 1952 tarihli metinle anıyoruz:

Engels, Marks’ın mezarı başında yaptığı konuşmada Marks için şunları söyledi:

14 Mart günü, öğleden sonra üçe çeyrek kala, yaşayan düşünürlerin en büyüğü artık düşünmez oldu. Ancak iki dakika yalnız bıraktıktan sonra odaya girince, onu koltuğunda rahat rahat, ama sonsuzluğa dek uyumuş bulduk.

Avrupa ve Amerika militan proletaryasının bu adamda yitirmiş bulunduğu şey, tarihsel bilimin bu adamda yitirmiş bulunduğu şey, ölçülemez. Bu devin ölümü ile bırakılan boşluk, kendini duyumsatmakta gecikmeyecek.

Nasıl ki Darwin organik doğanın gelişme yasasını bulduysa, Marx da insan tarihinin gelişme yasasını, yani insanların, siyaset, bilim, sanat, din, vb. ile uğraşabilmelerinden önce, ilkin yemeleri, içmeleri, barınmaları ve giyinmeleri gerektiği; bunun sonucu, maddi ilksel yaşama araçlarının üretimi ve, böylece, bir halk ya da bir dönemin her iktisadi gelişme derecesinin, devlet kurumlarının, hukuksal görüşlerin, sanatın ve hatta sözkonusu insanların dinsel fikirlerinin üzerinde gelişmiş bulundukları temeli oluşturdukları ve buna göre, bütün bunların şimdiye değin yapıldığı gibi değil, ama tersine, bu temele dayanarak açıklamak gerektiği yolundaki, daha önce ideolojik bir saçmalıklar yığını altında üstü örtülmüş bulunan o temel olguyu buldu.

Ama hepsi bu değil. Marx günümüz kapitalist üretim tarzı ile onun sonucu olan burjuva toplumun özel hareket yasasını da buldu. Artı-değerin bulunması sonunda, bu konuyu aydınlattı; oysa, burjuva iktisatçıların olduğu kadar sosyalist eleştiricilerin de daha önceki bütün araştırmaları, karanlıklar içinde yitip gitmişlerdi.

Bu türlü iki bulgu koca bir yaşam için yeterdi. Kendisine böyle bir tek buluş yapma nasip olana ne mutlu! Ama Marx araştırmada bulunduğu her alanda (bu alanların sayısı çoktur ve bir teki bile yüzeysel irdelemelerin konusu olmamıştır), hatta matematik alanında bile, özgün buluşlar yaptı.

Bilim adamı olarak, buydu. Ama onun etkinliğinde asıl önemli olan, hiç de bu değildi. Marx için bilim, tarihi etkinliğe geçiren bir güç, devrimci bir güçtü. Pratik uygulamasının düşünülmesi belki de olanaksız olan herhangi bir teorik bilimdeki bir bulgudan duyabileceği sevinç ne denli katıksız olursa olsun, sanayi için, ya da genel olarak tarihsel gelişme için doğrudan doğruya devrimci bir önem taşıyan bir bulgu sözkonusu olduğu zaman duyduğu sevinç bambaşkaydı. Böylece Marx, elektrik alanındaki bulguların gelişmesini ve daha şu son günlerde, Marcel Deprez’in çalışmalarını çok dikkatli bir biçimde izliyordu.

Çünkü Marx, her şeyden önce bir devrimciydi. Kapitalist toplum ile onun yaratmış bulunduğu devlet kurumlarının yıkılmasına şu ya da bu biçimde katkıda bulunmak, kendi öz durumunun ve gereksinmelerinin bilincini, kendi kurtuluş koşullarının bilincini kendisine ilk onun vermiş bulunduğu modern proletaryanın kurtuluşuna yardımda bulunmak, onun gerçek yönelimi işte buydu. Savaşım onun en sevdiği alandı. Ender görülür bir tutku, bir direngenlik ve bir başarı ile savaştı o. 1842’de birinci Rheinische Zeitung’a, 1844’te Paris’teki Worwärts’a, 1847’de Brüksel’deki Deutsche-Brüsseler-Zeitung’a, 1848-1849’da Neue Rheinische Zeitung’a 1852’den 1861’e değin New York Tribune’e katkı, ayrıca, bir sürü kavga broşürünün yayınlanması, tüm yapıtının doruğu olan büyük Uluslararasi Emekçiler Derneğinin kuruluşuna değin Paris, Brüksel ve Londra’da çalışma, işte, eğer başka hiçbir şey yapmasaydı bile, yapıcısının gurur duyabileceği sonuçlar.

Marx, işte bu yüzden zamanının en sevilmeyen ve en çok karaçalınan adamı oldu. Mutlakiyetçi olduğu kadar cumhuriyetçi hükümetler de kovdular onu; tutucu burjuvalar ile aşırı demokratlar onu karaçalma ve kargışlara boğmakta birbirleri ile yarışıyorlardı. O bütün bunları, hiç aldırmaksızın, örümcek ağları gibi yolunun dışına atıyor ve ancak çok zorunlu durumlarda yanıtlıyordu. Sibirya madenlerinden Kaliforniya’ya değin, Avrupa ve Amerika’nın her yanına dağılmış, tüm dünyanın milyonlarca devrimci militanı tarafından ululanmış, sevilmiş ve aklanmış olarak öldü o. Ve ben çekinmeden söyleyebilirim ki, onun birçok karşı-düşüncede olan hasmı olabilirdi, ama kişisel düşmanı pek o kadar yoktu.

Adı yüzyıllar boyunca yaşayacak, yapıtı da!”

**

KARL MARX

Bilimsel komünizmin dahi kurucusu, dünya proletaryasının büyük öğretmeni ve lideri, I. Enternasyonal’in (Uluslarası İşçi Birliği’nin) öncüsü ve kurucusu Karl Marx, 5 Mayıs 1818’de Almanya’nın Trier kentinde doğdu.

Babası avukattı. Trier’de okulu bitirdikten sonra önce Bonn’a, daha sonra Berlin’e üniversite okumaya gitti. Daha sonra, “Sol Hegelciler” adındaki devrimci görüşlere sahip grupla ilişkiye geçti. Üniversiteyi bitirirken doktora tezini “Demokritos ile Epikouros’un Doğa Felsefelerindeki Ayrım” konusunda yazdı. Bu eseri yazdığında Marx henüz idealistti. Tezini başarıyla savunup diplomasını aldıktan sonra Bonn’a döndü, 1848 Ekim’inde Köln’e geldi ve Rhein Gazetesi’nin baş redaktörü oldu.

Bu gazete, Rhein’in radikal burjuvazisinin yayın organıydı. Marx’ın Rhein Gazetesi’ndeki çalışma dönemini Lenin, “idealizmden materyalizme geçişin işaretlerinin görüldüğü” dönem olarak karakterize eder. 1843 yılının başlangıcında Rhein gazetesi Marx’ın yönetiminde devrimci demokratik bir çizgi izledi, sansüre uğradı ve kapatıldı.

1843 yılının Haziran ayında Marx, çocukluk arkadaşı Jenny Von Westphalen’le evlendi. Aralık ayında Paris’e geçti. Burada Arnold Ruge’yle birlikte “Alman-Fransız Yıllıklarını” çıkardı. Bu dergide Marx’ın, “Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Giriş”, “Avrupa Sorunu Üzerine” gibi çok önemli makaleleri yayınlandı. Lenin bu makalelere çok büyük önem verir. “Marx’ın bu dergideki makaleleri artık onun “varolan her şeyin acımasızca eleştirilmesini” ve özellikle de “silahların eleştirisini” savunan, kitlelere ve proletaryaya çağrı yapan bir devrimci olduğunu göstermektedir” (Lenin).

1844 yılının Eylül ayında Paris’te Engels’le tanıştı. Bu, işçi sınıfı davası için birlikte yaptıkları savaşın başlangıcıdır. Birlikte “Kutsal Aile” adlı kitabı kaleme aldılar. Bu kitap, Genç Hegelcilerin öne çıkan isimleri olan Bruno Bauer ve kardeşine karşı yazılmıştır. Bilimsel komünizmin teorisi Marx ve Engels tarafından ilk defa Alman İdeolojisi kitabında formüle edilmiştir. Marx bu dönemde, Ekonomi Politik ve Fransız Devrimi tarihini çalışmaya başladı. Aynı zamanda büyük devrimci çalışmasını da bırakmadı.

1845 yılında Prusya yönetiminin baskısı altında – ona tehlikeli devrimci deniyordu – Paris’ten sürgün edildi, Brüksel’e geçti. Burada -1847 yılında- Felsefenin Sefaleti adlı eserini yazdı. Bu eseri Marx, anarşist ve küçük burjuva sosyalisti Proudhon’un “Sefaletin Felsefesi” kitabına karşı kaleme almıştır.

Brüksel’de, gizli propaganda örgütü Komünistler Birliği’ne girdi ve örgütün ikinci Kongresinde yönetime seçildi. Marx ve Engels bu Birliğin programını yazdılar. Ünlü Komünist Parti Manifestosu böyle doğmuştur. Manifesto, 1848 yılının Şubat ayında gün ışığına çıktı.

Marx, Belçika’ya döndükten sonra Prusya yönetimiyle mücadeleye devam etti. Fransa’da 1848 Şubat devrimi başladığında, Belçika yönetimi, kendi ülkelerinde de halk hareketlerinin başlamasından korkarak Marx’ı sürgüne, Fransa’ya gönderdi. Marx, Paris’e geldi. 1848 Mart devriminden sonra Almanya’nın Köln kentine gittikten sonra Yeni Rhein Gazetesini çıkardı.

Almanya’da karşı devrimin zaferinden sonra Marx yargılandı ve ülkeden sürgün edildi. Tekrar Paris’e döndü ama 1849 Haziran ayaklanmasından sonra oradan da sürgün edildi ve Londra’ya geçti, ölene kadar orada yaşadı.

Fransa’daki hükümet darbesinden sonra Marx, Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’ini yazdı. Bu kitapta 1848-1851 yıllarındaki devrimleri değerlendirdi. Devrim sonrası yılları Marx için en büyük eseri Kapital’in yazılmasına ayrıldı.

Marx’ın yıllar boyu yaptığı ekonomik çalışmaların ilk meyvesi, 1859 yılında basılan “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı” adlı eserdi. “Bu eser, Marx’ın para doktrini de dahil olmak üzere, değer teorisinin ilk sistematik açıklamasını içerir” (Engels).

Sekiz yıl sonra, 1867 yılında Hamburg’da Kapital’in Birinci Cildi basıldı. “Marx, en büyük eseri olan [Kapital’in] Birinci Cildinde, sosyalist ekonomik kavrayışının temellerini, varolan topluma, kapitalist üretim tarzına ve onun sonuçlarına yönelik eleştirisinin temel unsurlarını ortaya koyar” (Engels).

Marx’ın Kapital adlı eserini yazdığı yıllar, aynı zamanda çetin bir devrimci pratik içinde bulunduğu yıllardı. İşçi hareketlerinin 1860’lı yıllarda güçlenmesiyle Marx, proletaryanın savaşının taktiğini tek elden yürütme fikrini gerçekleştirmeye koyuldu. 1864 yılında Londra’da Uluslararası İşçi Birliği (Birinci Enternasyonal) kuruldu. I. Enternasyonal’in lideri ve fikirsel yöneticisi Marx’tı.

Marx, I. Enternasyonal’in açılış konuşması da dâhil olmak üzerine onun en önemli dokümanlarını kaleme aldı. “I. Enternasyonal’in kuruluşu, proletaryanın sosyalizm için uluslararası mücadelesinin temellerini attı” (Lenin). Enternasyonali yöneten Marx, işçi sınıfı hareketinin dağınıklığına son vermek için çalıştı. “Enternasyonal, sosyalist ya da yarı sosyalist sektlerin yerini işçi sınıfının mücadelesini yürütecek gerçek bir işçi sınıfı örgütünün alması için kuruldu” (Marx).

Marx, işçi sınıfı içerisinde oportünizme karşı Proudhoncularla, Bakunincilerle ve proleter olmayan sosyalizmin diğer temsilcileriyle mücadele ederken işçi sınıfı mücadelesinin devrimci taktiklerini geliştirdi. 1871 yılında Marx, ünlü kitabı “Fransa’da İç Savaş”ı yazdı. Bu kitapta Paris Komünü deneyiminin dâhice bir analizini yaptı, Paris Komünü’nü Lenin’in deyişiyle “son derece derin, sade, parlak, etkin ve devrimci” bir biçimde değerlendirdi.

Paris Komünü’nün düşmesiyle başlayan gericilik nedeniyle, I. Enternasyonal’in Hague Kongresi’nin aldığı kararla, Enternasyonal bir süreliğine Amerika’ya taşındı, sonra dağıldığını ilan etti.

Hague Kongresi’nden sonra Marx, yoğun bir biçimde “Kapital”i bitirmek için çalıştı. Marx, bu eserin tamamlanmasına, proletarya devriminin gerçekleşmesi için ve uluslarası işçi sınıfına faydalı olması açısından büyük önem veriyordu. “Bilim, Marx için tarihsel olarak harekete geçirici, devrimci bir güçtü… Marx her şeyden önce devrimciydi” (Engels).

Marx, bilimsel araştırmalarına devam ederken proletaryayı örgütleme çalışmalarına yoğun bir biçimde devam ediyordu. O, dünyadaki devrimci kuvvetlerin ağırlık merkeziydi. Gerici hükümetlerin düzenli olarak başvurduğu sürgün cezası, ömrü boyunca peşini bırakmayan ve Engels’in maddi desteğiyle kısmen azaltılabilen korkunç yoksulluk, proleter olmayan ve proletarya karşıtı eğilimlere karşı amansız mücadele ve ağır teorik çalışmalar Marx’ı yorgun düşürdü. 14 Mart 1883’te, dünya tarihini köklü bir biçimde değiştirecek olan, insanlığın en ilerici sınıfı olan proletaryanın beyni ve kalbi olan bu büyük dahi hayatını kaybetti. “Ve Sibirya’dan California’ya, Avrupa’nın ve Amerika’nın her tarafında bulunan milyonlarca devrimci işçi tarafından sevilmiş, onların saygısını kazanmış ve onlar tarafından yası tutulan [Marx] öldü” (Engels).

Marx, proleter devrimin teori ve taktiklerinin kurucusudur. Engels’le birlikte proletaryanın devrimci dünya görüşünü – diyalektik materyalizmi oluşturmuştur. Eski filozofların aksine Marx ve Engels, sadece felsefi bir “okulun” kurucuları değil, “her gün büyüyen ve güçlenen proletarya hareketinin” (Stalin) liderleridir.

Yeni dünya görüşünü toplum tarihinin incelenmesine doğru genişleten Marx, toplumun gelişme yasalarının, sınıf mücadelesinin yasalarının bilimi olan tarihsel materyalizmi oluşturmuştur. Diyalektik ve tarihsel materyalizmin oluşturulması, felsefe tarihinde gerçek bir devrim olmuştur. Dünya tarihine ilişkin en derin bilgiyi ifade eden diyalektik ve tarihsel materyalizm silahıyla, burjuva toplumunun ekonomik ve politik yaşamını her yönüyle inceleyen Marx, kapitalizm sürecini, onun gelişim eğilimlerini ve yok oluş koşullarını dahice açıkladı.

Marx, kapitalizmin tarihsel olarak geçici karakterini gösterdi ve yeni sistemin, komünist toplumsal formasyonun zaferinin kaçınılmaz olduğunu kanıtladı. Proletarya ve burjuvazi arasındaki sınıf çıkarlarının uzlaştırılamayacağı gerçeğinden hareket ederek kapitalizmin mezar kazıcısı ve yeni, komünist toplumun yaratıcısı olarak proletaryanın tarihsel misyonunu ortaya koyan Marx, kapitalizmden sosyalizme devrimci dönüşümün bir aracı olarak proletarya diktatörlüğü fikrini geliştirdi.

Proletarya diktatörlüğü öğretisi, Marksizmin özü ve temelidir. Marx, çeşitli ütopik sosyalizm teorilerine karşı bilimsel komünizmin temellerini atmıştır. Marx’ın öğretisindeki her unsur, kopmaz biçimde birbirine bağlıdır. “Marx’ın öğretisi herşeye kadirdir, çünkü gerçektir. Kendi içinde bütünlüklü ve uyumludur, insanlara, hiçbir batıl inançla, hiçbir gericilikle, hiçbir burjuva köleliğinin savunulmasıyla uzlaşmayan bütünlüklü bir dünya görüşü verir” (Lenin).

Marx’ın öğretisi ölümsüzdür. Marx ve Engels’in ölümünden sonra bu öğreti, emperyalizmin ve proleter devrimler çağının Marksizmi olan Leninizm’de daha ileri doğru bir gelişme kaydetti.

Kaynak: Kratkiy Filosofski Slavar (Rusça) – Küçük Felsefe Sözlüğü – 1952