Perşembe, 16 Temmuz 2026

‘Hayalet’ Kız Öğrenciler ve Çocuk İşçiliği



Parasız, eşit, erişilebilir, bilimsel, anadilde eğitime ulaşmak her çocuğun hakkı. Geleceği bugünden kurmak ve “Hayalet kız öğrenciler”, “Çocuk işçiliği” gerçekliğini tamamen ortadan kaldırmak için dinci-gerici eğitime karşı verilen mücadeleyi sömürü düzenine karşı verilen mücadeleyle birleştirmek gerekiyor


Eylül Gökçin

Henüz ortaokul çağında küçük bir kız çocuğuyken -kız çocuğu diyorum dikkatinizi çekerim- sabah kalkınca ilk işim gazeteleri elime alıp günlük haberlere bakmaktı. Bu özelliği bana kazandıran babam ve ablamdı. Babam her gün eve en az dört gazete alır ve işten ara verdiğinde gazeteleri adeta satır satır okur ve yine onun gibi gazeteleri okuyan ablamla haberler konusunda sohbete başlarlardı. Ben de bu sohbeti hayranlıkla takip eder ve onların sohbetine dahil olabilmek için okur da okurdum.

Bu sabah uyandığımda günlük rutini gerçekleştirdim yine. Artık okunacak basılı gazete de kalmadığı için telefonumu elime alıp önce saate baktım sonrasında ise haberlere şöyle bir göz gezdirdim. Kısacası son yıllarda keşke yapmasaydım dediğim ama bir türlü kendimi alıkoyamadığım şeyi yaptım. “eeee ne var bunda?” dediğinizi duyar gibiyim. O kadar çok şey var ki… Aslında üzerinde yaşadığımız toprakların son yıllarının özeti var. O zaman kemerlerinizi bağladığınızdan emin olun. Önüme düşen Cumhuriyet’ten Figen Atalay’ın haberi şöyle: “Bir öğretmen anlatıyor: ‘İlköğretim çağında ‘hayalet’ kız öğrenciler var. Okula kayıtlı görünüyor ama gelmiyor. Sınav zamanları sakallı cübbeli adamlar getiriyorlar kızı, bir odaya alıp sınava sokuyorlar sonra da götürüyorlar.”

O kadar çok şey var ki haberde ama en çok da iktidarın rant düzenini sürdürmek için önceleri örtük bir biçimde sonrasında ise gizlemeye bile gerek duymadan bilinçli bir biçimde aşama aşama hayata geçirdiği 4+4+4 Modeli, MESEM, ÇEDES ve “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla son şeklini verdiği eğitim sisteminin, işi bir adım daha ileri götürürsek kız ya da erkek fark etmeksizin çocukların yaşadığı sömürünün en çarpıcı fotoğrafı var.

Ama konuyu derinlemesine açmadan önce özellikle son dönemde eğitim sistemi değerlendirmelerinde düşülen bir yanlışı dile getirmekte fayda var. Eğitim sistemini adeta bir yaz-boz tahtasına çeviren bu değişiklikleri seküler bir bakış açısı ile değerlendirme/eleştirme yanlışı… Çünkü bu durum konunun bağlamından kopmasına ve bütünselliğini gözden kaçırmamıza neden oluyor. Konuyu tek tip bakış açısıyla değil de etrafını bir örümcek ağı ustalığıyla saran bir gelişme olarak ele alacak olursak. Bu noktada öncelikle dinci-gerici eğitime atıf yapmanın yanı sıra yoksulluktan ve yoksulluğun toplumlar üzerinde yarattığı etkilerden de bahsetmemiz gerekiyor.

Çünkü araştırmalar bize gösteriyor ki, açlık ve yoksulluğun arttığı, ekonomik krizin derinleştiği ülkelerde çocuk işçi sayısı da hızla artıyor. Peki bir ülkede çocuk işçi sayısının artması ne anlama geliyor? Evrensel verilerin bize aktardığına göre çocuk işçi sayısının artığı ülkelerde çalışmak zorunda bırakılan çocuklar eğitim hayatından çekilmek zorunda kalıyor. Yani kız ve erkek çocukların okullaşma oranlarında büyük bir düşüş yaşanıyor. Bununla birlikte çalışma hayatının zorlu koşulları çocukların fiziksel ve psikososyal gelişimlerini de olumsuz etkiliyor.

Sermayedarlar, ucuz iş gücü ve emek gücünün en zayıf halkası olarak gördükleri çocuk işçilere rahatlıkla fiziksel, psikolojik ve duygusal şiddet uygulayabiliyor. Özellikle kız çocukları bu anlamda daha dezavantajlı gruplar oldukları için cinsel şiddete de maruz kalıyor. Bu durum ise açlık ve yoksulluğun arttığı dönemlerde toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin derinleşmesinin en başat göstergelerinden biri olarak karşımızda duruyor. İşte etrafımızı bir ağ gibi saran bu sömürü düzenini eğitimden bağımsız ele almak ya da iktidarın eğitim sisteminde aşama aşama gerçekleştirdiği yapılandırmayı sadece dinci-gerici nüvelere atıfta bulunarak değerlendirmek bu uğurda yürütülecek mücadelenin de alanını daraltmak anlamına geliyor.

Zira eğitimde muhafazakarlaşma ve piyasalaşma at başı gidiyor. Çünkü iktidarın üzerinde en fazla değişiklik yaptığı eğitim sistemi piyasanın ucuz işgücü potansiyeli durumunda olan genç beyinlerin kültürel ve ideolojik olarak inşasını da içeriyor. İşte tam da bu noktada AKP iktidarı da burjuvazinin neredeyse her siyasi temsilcisinin yaptığını yaparak eğitim sistemini kendi ihtiyaçlarına göre dizayn ediyor. Dolayısıyla AKP iktidarı, eğitimi bir yandan sermayenin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde piyasalaştırıp, ticarileştirirken bir yandan da eğitimi dinselleştirme-gericileştirme yoluyla emekçi çocuklarını kendi ideolojik ve kültürel hegemonyası doğrultusunda yetiştirerek iktidarını korumayı/sağlamlaştırmayı hedefliyor.

Hepimizin bildiği gibi parasız, eşit, erişilebilir, bilimsel, anadilde eğitime ulaşmak her çocuğun hakkı. İşte tam da bu nedenle geleceği bugünden kurmak ve “Hayalet kız öğrenciler”, “Çocuk işçiliği” gerçekliğini tamamen ortadan kaldırmak için dinci-gerici eğitime karşı verilen mücadeleyi sömürü düzenine karşı verilen mücadeleyle birleştirmek gerekiyor.