Gezi’de ölümsüzleşen Abdullah Cömert, Ahmet Atakan, Ali İsmail Korkmaz, Hasan Ferit Gedik, Medeni Yıldırım, Mehmet Ayvalıtaş ve Ethem Sarısülük yoldaş şahsında devrim ve sosyalizm kavgasında toprağa düşenler için bir dakikalık saygı duruşunun ardından etkinlik başladı.
“Böyle günlerde her şey hem acıya hem umuda benzer”
Haziran günlerinin acıyı ve umudu en somut haliyle hissettiğimiz, ölümsüzleşenlerin acısıyla halk olma bilincinin ve küçükte olsa bir komün deneyiminin mutluluğunun bir arada olduğunu belirten kısa bir açış konuşmasının ardından sözü Avukat Kazım Bayraktar aldı.
Gezi’yi var eden koşullar ve Gezi Direnişi’nin özgünlüğü
“Bu topraklar özü itibarıyla çok fazla halk isyanı deneyimine tanık oldu. Gezi bunlardan farklıydı” diyerek sözlerine başlayan Bayraktar, Gezi Direnişi’nde çok farklı, hatta birbirine mesafeli kesimlerin bir araya geldiğini belirtti. Burada neoliberal politikalar nedeniyle konum kaybına uğrayan orta sınıfın katılımının da altını çizdi. Hatta Koç’ların bile kısmi destek vermek zorunda kaldığını, süreci yumuşatmak ve isyanın büyümesini engellemek için destek verdiğini Kürt hareketinin bütünlüklü katılmamakla birlikte Kürdistan’da Gezi eylemlerine destek eylemleri olduğunu hatırlattı. Sermayenin evrimi, neoliberalizmin gelişmesi üzerinden geniş bir süreç okumasıyla konuşmasını sürdüren Bayraktar, yeni Gezi’lere ihtiyaç olduğu vurgusuyla sözlerini tamamladı.
Sokakta birbirini bulan insanlar ve teknoloji
Bayraktar’dan sonra söz alan video aktivist ve akademisyen Sibel Tekin, Gezi döneminde güçlenen video aktivizmi anlattı. Konuşma öncesinde Sibel’in direnişin 3. yılında hazırladığı nitelikli belgesel izlendi. Videonun ardından Sibel sürecin gelişimine ve sonrasına dair bir sunum gerçekleştirdi. Direnişlere dönemin teknolojik koşullarının da etki ettiğini belirten Tekin, ’68’de toplumcu gerçekçi filmin, ’90’larda polisin eylemciye uyguladığı şiddetin kaydedilmesiyle video aktivizminin ortaya çıktığını hatırlattı. Tekel Direnişi sırasında da yurttaş videoculuğunun olduğunu ama o zaman maalesef çok yankı bulamadığını söyledi. Gezi döneminde herkesin sokakta olması, video çeken mobil cihazların yaygınlaşması ve sosyal medya ile bu alanın genişlediğini belirtti. “Sokakta insanlar birbirini bulup video haber yapıyordu” dedi. Sistemin de özellikle 2015 sonrası video aktivizmine yönelik baskılarına değinerek sözlerine devam etti. Gazetecilerin sürekli engellenmesinin, yıldırma politikalarının ve geçim sorununun birçok insanı geri çektiğini belirten Sibel Tekin, yurttaş gazeteciliğin ve toplumsal hafızanın önemini vurgulayarak sözlerini tamamladı.
Gezi işçiler için üç beş ağaç meselesi değildi
Kendisi de bir işçi olan İbrahim İlhan, direnişin sınıf yansımasını anlattı. “İşçiler kendiliğinden bilinçle konunun üç beş ağaç meselesi olmadığını biliyordu” diyen İlhan şunları söyledi:
“Ben gece vardiyasındaydım. Gündüz eylemlere katılıyorduk. Gece ise direnişi konuşuyorduk. Politik konulara ilgisi olmayan işçiler bile bu konuyu konuşuyordu. Hatta Gezi öncesi OSTİM’de iki direniş olmuştu. O direnişlere katılmayan işçiler bile Gezi’de çatışıyordu.”
Burjuva basının Gezi’de sürekli orta sınıflar vardı propagandasına karşı “Gezi’de polise, gaza, copa direnenler kimdi?” diye sordu. Yaşam tarzı baskısının işçileri de etkilediğini söyleyen ilhan “Beyaz yakalıların her türlü imkanları var. Sinemaya gidiyorlar, tiyatroya gidiyorlar, etkinliklere katılıyorlar. İşçiler arada bir aileleri ile açık havaya pikniğe gidiyor, mangal yakıp rakı içip sosyalleşiyordu. Onu bile işçilerin elinden aldılar. Artık insanlar sadece çalışıyor” dedi.
İlhan, çok farklı kesimlerin bir arada Gezi’ye katıldığını, işçilerin de farklı bölüklerinin bu mücadeleyi sahiplendiğini belirterek sözlerini sonlandırdı.
Kadınlar dönüştürür
Son olarak söz alan İlmek Kadın Dayanışması’ndan Sibel Korkmaz Sarı, tarih boyunca kadınların direnişlerin ön saflarında olduğunu, direnişleri güçlendiren ve dönüştüren bir etkileri olduğunu söyledi. Versailles Yürüyüşü’nde ön saflarda olan kadınlardan Ekim Devrimi’ne giden yolda forumlardaki kadınlara, İzmir’de karaborsaya direnen kadınlardan, tarihe Tarak Yağması olarak geçen direnişin mimarı kadınlara, faşist cuntaya karşı hapishane önlerinde direnen kadınlardan Cumartesi Anneleri’ne, dayağa karşı yürüyüşten Gezi’nin direngen kadınlarına… tarihsel süreci anlattı. Cumhuriyet öncesi kadın mücadelesi ve oy hakkı dahil birçok kazanımın bu mücadele geleneğinin sonucu olduğuna vurgu yaptı. Sistemin kadınlara yönelik baskısına kadınların kitlesel katılımıyla karşılık gördüğünü belirten Sarı, ‘Sapanlı Teyze’den ‘Kırmızılı Kadın’a… direnişe damgasını vuran kadınları anlattı. Suskunluğun gerici uygulamaların önünü açtığını belirterek konuşmasını bitirdi.
Etkinlik katılımcıların söz almasının ardından 1 Haziran’da düzenlenecek Ethem yoldaşın anmasına yapılan çağrıyla sona erdi.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!