Yargı ve polis zorbalığı bugün de TÜSİAD’ın kapısını çaldı: TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras’la TÜSİAD Başkanı Orhan Turan İstanbul Başsavcılığı’nın emriyle polis tarafından mevcutlu olarak sorguya götürüldüler.
Son Genel Kurullarında iktidarın estirdiği yargı terörüyle keyfi gözaltıları hatırlatarak “sistem çöktü” tespiti yapmakla TÜSİAD patronları iktidarın sinir uçlarına dokunmuş oldular. Erdoğan ve Bahçeli ikilisinin öfke sağanağı gecikmeden geldi.
Erdoğan hedef gösterdi
Erdoğan partisinin bugünkü grup toplantısında “TÜSİAD yine haddini aştı” diyerek hedef gösterdi. “Yeni Türkiye’de haddinizi bileceksiniz” şeklindeki tehdit geldi ardından. Erdoğan kendi dönemlerinde palazlanan sermayeden övgüyle söz etmeyi de ihmal etmedi. “Ekonomiyi rant ekonomisi olmaktan çıkarıp üretim ve ihracat ekonomisine dönüştürdük. Anadolu’nun bağrından yeni aktörlerin çıkmasını sağladık. Milletin kaynaklarını, bir avuç burjuvazinin zenginleşmesi için değil, tüm kesimlerin kalkınması ve refahı için kullandık.” Eski Türkiye’de siyaseti dizayn ediyorlardı” dediği TÜSİAD’ı rantçı ve işbirlikçi olarak niteledi.
Öfkenin nedenini anlamak zor değil. Bugün bir yönüyle tabanındaki erimenin endişesini duyan rejim diğer yandan IMF’siz IMF programını uygulayabilmek için zorbalığın dozunu artırmak dışında bir araca ve hareket alanına sahip değil. Antep Başpınar’da sefalet ücretine isyan eden işçilerin önderi sendikacıyı “halkı suç işlemeye tahrik” suçlamasıyla tutuklayan saldırganlık cephe gerisinden bizzat burjuvazinin içinden “sistem çöktü” diye bir şikayette tabii ki havaya sıçrayacaktı.
Siz misiniz “sistem çöktü” diyen
Aslında TÜSİAD’ın derdi yermekten çok uyarıda bulunmaktı. “Toplumsal nabzı yükseltmekten vazgeçin, elbirliğiyle zaten milletin gırtlağına çökmüşüz, açlığın, yoksulluğun sefaletin dibine itmişiz, alttan alta zaten mayalanan bir öfke var, üstüne bir de yargı terörü, akıl dışı soruşturmalar, gözaltılar sağanağıyla giderseniz tansiyonu böyle yükselterek yapısal programı uygulayamazsınız. Oysa emperyalist işbölümünde ve rekabette yer bulabilmemiz için emeği pula çevirmek temel işiniz olmalı ve bunu da tansiyonu yükselterek değil oluşmuş gazı alarak yapabilirsiniz” demekti. O yüzden sözlerini getirip getirip yapısal reformlara, rekabete, yüksek maliyetlere bağlıyorlar.
Ama iktidar, temsil ettiği burjuvazinin kendi çıkarları için istediği dizaynı takmak ne kelime burjuvazi içi güç mücadelesinde aleni bir taraf olarak TÜSİAD’ın karşısına kendi döneminde palazlanmış sermayeyi yani burjuva kesimleri koyuyor.
Önümüzdeki sürecin temel karakteri maksimum düzeyde baskı, gözdağı ve yıldırmaya hız verilmesidir. TÜSİAD meselesi de biraz bunu gösteriyor. TÜSİAD’a bile dokunulabildiğini göstererek tüm topluma verilen bir gözdağı olarak okumak da mümkün.
Bu saldırganlığın gerisinde bu tür tepkilerin yayılıp genelleşmesinden, dahası son olarak Antep örneğinde görüldüğü gibi eyleme dönüşmesinden duyulan korku var. Ama bu korkuyu “bunların pili bitti, kıpırdayacak halleri ve dermanları kalmadı” şeklinde yorumlamak yanıltıcı olur. Her şey bir yana, ellerinde hala sopa gibi kullandıkları bir yargı, polis ve devlet otoritesi var.
Kolları sıvamalıyız!
Dolayısıyla, onların bu sindirme operasyonunlarına karşı direnişimiz de gerçeğin bu iki yönünü de dikkate alan bir çizgide yükselmek zorunda. Geçmişte belasını bir an önce bulması istenen padişahlara “zulmün artsın” diye beddua edilirmiş çünkü o zulmün bir biçimde mutlaka eyleme, isyana dönüşeceği bilinir ve umulurmuş. Bugün zulmün arttığı da önümüzdeki süreçte daha da artacağı da ortada. O zaman eksik olanı tamamlamaya vermeliyiz bütün dikkatimizi ve enerjimizi: “Sokağa, eyleme, genel greve!” sloganını pratikleştirmek için kolları sıvamalıyız!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!