Poyraz Soysal
Tekbir sesleri, ırkçı sloganlar, salyalı güruhlar, kırılan camlar takvime yeni eklenen bir utanç sayfası daha. Ezilen halklar, işçi ve emekçiler sürekli diken üstünde. “Kristal Gece”* rejimi sürekli kendini hatırlatıyor. Irkçı ve gerici olarak yetiştirilen kitleler, zor zamanlarında rejimin vurucu gücüne dönüşüyor. Bu sanıldığı gibi yeni bir durum da değil.
Rejim yıllardır aynı yöntemi izliyor.
Utanç sayfası her geçen gün büyüyor. Solun etkisini büyük oranda yitirmesi de bu güruhları güçlendiriyor. Bu durumun tek panzehiri de devrimci bir direniş hattı.
“Elime geçerse dilini keseceğim”
Bir gazete matbaası, kırılan camlar ve yağmalanan bir gazete…
Dillerinde nefret sloganlarıyla geldiler. Daha önce yaşanmış ve daha sonra da farklı biçimleriyle yaşanacak bir barbarlığı ustaca uygulamaya başladılar. Bu giriş, 30 Temmuz gecesi yaşananları herkesin gözünün önüne getirmiş olabilir. Hayır, neredeyse yüz yıla yakın bir zaman önce yaşanan Tan Gazetesi baskınından söz ediyorum. Yanlış bir anlayış kitlelerin bilincinde şekillenmesin diye. Bu tür faşist uygulamaların 23 yıl öncesine kadar olmadığı düşünülmesin diye. Çünkü bunlar geniş bir faşist deneyimler bütününün mirasını daha da ileri taşıdılar. Zaten öyle bir miras olmasa 23 yıllık bu dönüşüm de gerçekleşemezdi.
Yöntem çok tanıdık. Takrir-i Sükun Kanunu’yla tüm basın susturuluyor. Tan Gazetesi’nin sahibi de olacak olan Sertel de bir dönem İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanıyor. Oldukça ilginç bir yargılama gerçekleşiyor. Cevat Şakir’in rumuzla yayımlanan bir yazısını mahkeme başkanı tanıyor. Mahkeme başkanı Cevat Şakir’in öldürdüğü paşa babasının yakın arkadaşı ve kendisine ait olduğunu kanıtlayamadığı bir yazı nedeniyle Halikarnas Balıkçısı ile dergi sahibi Sertel’i İstiklal Mahkemeleri’nde yargılıyor.
Böylesine “özgür” bir ortamda, doğal olarak her şey “güllük gülistanlık” görünüyor. Çünkü gerçeği yazacak gazete yok. Bu sansürü bir şekilde Tan Gazetesi deliyor. Başta liberal olan gazetenin yönetimi, Ahmet Emin Yalman’ın Mustafa Kemal’in hastalığını da haber veren bir yazısının ardından değişiyor. Yazı ve gelen tepkiler sonrası Serteller ile Yalman’ın arası açılıyor ve zaten sağlıklı olmayan bu birliktelik sonlanıyor. Tan bu dönemden sonra sol ve ileri bir çizgiyi benimsiyor. Aralarında Adnan Cemgil, Pertev Naili Boratav, Aziz Nesin gibi sol sosyalist aydınların da içinde yer aldığı Görüşler Dergisi çıkıyor.
Tabii yakın tarihe hakim olan herkes bu sürecin sorunsuz ilerleyemeyeceğini bilir. Hele de Tan Gazetesi’nin yayın yaptığı süreci bilenler. Sürecin karakterini anlamak için şu bilgiler yeterli: Saraçoğlu etiyle kemiğiyle Nazilere ait ve o dönemde Hitler’in meşhur propaganda bakanı Goebbels, Sabiha Sertel için “Elime geçerse onun dilini keseceğim” diyor. Sonrası çok tanıdık. Sivas’ta, Maraş’ta daha vahşi örneklerini yaşayacağımız bir süreç başlıyor. Tanin Gazetesi’nden adeta saldırı talimatı veriliyor. Gazete, “Kalkın Ey Ehli Vatan” başlığıyla çıkıyor. Cumhuriyet gazetesi de “Bizim Yoldaşlar Maskeyi Çıkardı” provokatif manşetini atıyor. Görüşler Dergisi’nin ilk sayısı toplatılıyor ve Cumhuriyet’in o başlığı attığı 4 Aralık günü gazete basılarak yağmalanıyor.
“Kafir Aziz Şehrimize Geliyor”
Tarihin belki en utanç verici katliamlarından biri bu ve benzeri gazete başlıklarıyla örgütleniyor. Yıllar sonra Sivas merkezde yapılmak istenen Pir Sultan Abdal şenlikleri gerici çevrelerin saldırılarına sahne oluyor.
Genellikle bu şekilde girilir konuya. Oysa o faşist güruh belki o etkinliklerden bile haberdar olmayacaktı. Ne hikmetse 30 Haziran Leman Dergisi olayında olduğu gibi bir anda “hassasiyetleri” kabaracağı tuttu. Hassasiyetleri anca talimatla kabarabilen bir katliam makinesi oldukları için ne Pir Sultan Şenliklerini ne de Leman Dergisi’ni bildiklerini düşünüyorum. Bilseler de “hassasiyetleri” olduğunu anca beslendikleri odakların hatırlatmasıyla idrak edebilirler.
Sivas’ta da böyle oldu. Gelişen devrimci hareketin ve Kürt hareketinin daha da büyümesinin önüne geçmek, iç ve dış krizlerini aşabilmek için sistem yine katliam ve provokasyon peşine düştü. Aziz Nesin’in çevirdiği “Şeytan Ayetleri” kitabı da bahane edilerek katliam örgütlendi. Şairin ölümsüzlüğe yürürken dediği gibi “Kalanların ölenlerin ardından şiir yazdığı” utancı, acısı ve ölümsüzlerimize özlemimizin hiç bitmeyeceği bir katliam gerçekleşti. Bir kentin ortasında, ülkenin sayılı aydın birikimi tekbirlerle katledildi. Katilleri salıverildi. Zaman aşımından düşürüldü katillerin davası. Oysa insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olamaz. Dönemin başbakanı “Hayırlı olsun” dedi dava düştüğünde. Yüzleşilemediği, hesabı hakkıyla sorulamadığı için Madımak katliam geleneği kendini her yerde gösteriyor.
En son Leman Dergisi’ne yönelik baskında bu salyalı ağızları gördük. 4 gün önce yayımlanmış ve hakaret içermeyen bir karikatür, 4 gün sonra meşhur “hassasiyetleri” kaşımış oluyor ne hikmetse. Bunun üzerinden şeriatçı gruplar sahneye çıkarılıyor. İşçilere, Kadınlara LGBT+lara kapalı olan sokaklarda şeriat çağrıları yapılıyor. Cam çerçeve indirmekle övünülüyor. Daha dün mağdur rolündeki İBDA-C’nin gençlik lideri meydanı boş bulup “mağrur” bir şekilde halkı ölümle tehdit ediyor. Tabii şu an en az kitleselliğini yaşayan devrimcilerin iş başa düştüğünde o sokakları onlara dar edebileceğini düşünemeden…
Sözün özü 19 Mart sonrası CHP eliyle sokaktan halkın çekilmesi hükümetin elini güçlendirdi. Eskisi gibi dev mitinglerle gövde gösterisi yapamayan rejim bu karikatürü bir fırsat bildi. Umut diye pazarlanan İmamoğlu ta oralardan Leman Dergisi’ni kınadı. Evet bu bir gövde gösterisi girişimiydi ama halkta karşılığını bulmadı. Bira içen insanlara bile saldırdı o güruh ama kimseyi korkutamadı. “Bize bira şişesi attılar” yalanını da kullandılar. Burada hiç de geri bir noktadan savunma yapmaya gerek yok. İnsanların yaşam alanına girersen, o an ellerinde ne varsa kafana yersin. Eşyanın tabiatı bu!
Tabii bu sadece bir sindirme hareketi değildi. Doğa düşmanı politikaların mecliste oylandığı bir dönemdeyiz. İklim Kanunu, vergi yükünü daha çok artıracak torba yasalar, doğalgaza gelen zam ve her tür halk düşmanı politikanın konuşulmaması için de yapılmış bir provokasyondu. Halk büyük oranda korkularını yendi ve bunu sistem sayesinde gerçekleştirdi. Elinde ne varsa alındı, sürekli aşağılanıyor ve korkacak bir şeyi kalmadı. Bunu hala örgütlü bir güce dönüştürmemek günün en büyük sorunsalı.
‘80 öncesi devrimcilerin halkın can güvenliğini sağlaması da kitleselleşmenin yolunu açmıştı. Bugün de emekçi halkların devrimci politikalara ve örgütlenmelere ihtiyacı var. Kısacası, “Dün Maraş’ta, bugün Sivas’ta, çözüm faşizme karşı savaşta!” sloganı bugün hala güncel ve kitlelerin diliyle devrimcileri çağırıyor.
(*) 1938’de 9 Kasım’ı 10 Kasım’a bağlayan gece, Almanya’da Naziler Yahudilere yönelik kanlı bir saldırıya giriştiler. Yahudiler’e ait ev, iş yeri ve sinagoglar yakılıp yıkıldı. O gece 400 kişi öldürüldü.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!