İstanbul 45’inci Asliye Hukuk Mahkemesi’nin CHP’nin 8 Ekim 2023 tarihli İstanbul Kongresi’ni iptal etmesi ve il başkanı Özgür Çelik ile yönetimi görevden alarak yerine Gürsel Tekin başkanlığında beş kişilik bir kayyım heyeti (kendi deyimiyle “geçici kurul’) atamasının kendisi rejimin varlığını tahkim etmek için yapmayacağı şeyin olmadığını bir kez daha gösterdi. Bunun kendisi ciddi bir eşiği ifade ederken kayyımın o koltuğa oturması için İstanbul’da OHAL havası estirilmesi, CHP gibi bir kurucu devlet partisinin binasına gaz bombaları ve polis ordusuyla girilmesiyse bu eşikte ve sonra gelecek olanlarda daha da dizginsiz bir saldırganlığın kuşanılacağının ifadesi oldu.
Polis, #CHPİstanbul İl Başkanlığı binası içerisine biber gazı sıktı pic.twitter.com/diQHQOStao
— Alınteri Gazetesi (@GazeteAlinteri3) September 8, 2025
Bugüne kadar Kürt siyasi hareketine yönelik olarak sınırsız biçimde kullanılan kayyım gaspçılığı ve estirilen OHAL havası, devletin kurucu partisinin mevcut iktidar blokunun fiili parçası haline gelmesi, gelmiyorsa da bölünüp çözülmesi için gerçekleşen zincirleme operasyonlarla tekrarlanıyor.
Çıta yükseldikçe yükseliyor.
Bugün olup bitenler bunun çarpıcı ifadesidir.
Atanan kayyımın o koltuğa oturabilmesi için kentin bir yanı polis yığınağıyla kilitlendi, polis ordularıyla ablukalar-barikatlar oluşturuldu, kayyımın binaya girmesi için polis gaz bombaları ve tüm şiddet biçimleriyle içeriye daldı, koridorları tuttu ve kayyım Gürsel Tekin o binaya böyle girmiş oldu.
Polis, #CHPİstanbul İl Başkanlığı binası içerisine biber gazı sıktı pic.twitter.com/diQHQOStao
— Alınteri Gazetesi (@GazeteAlinteri3) September 8, 2025
Burjuva siyasetindeki yozlaşma ve çürümenin vücut bulmuş hali olan Tekin kabul ettiği kayyımlığın son derece doğal, hukuki bir hak olduğu havasıyla açıklamalarda bulundu, kendisine tepki gösteren partilileri “Onlar CHP’li değil” diye hedef gösterdi. Mevcut iktidar blokunun dili, tutumu Tekin tarafından sürdürüldü.
Tüm burjuva hukuk ilkelerinin rafa kaldırıldığı araçsallaştırılmış yargı, polis gücü, siyasi yetkiler dizgesini tepe tepe kullanan iktidar, CHP tabanı ve dahası genel olarak halk kitlelerinin sokağa taşan öfkesi karşısındaki hiddetini tehdit diline çevirerek sürdürdü.
Bu tehdit ve hiddet dilinin cisimleştiği isim rejimin en tepesinde oturan Tayyip Erdoğan oldu, her zamanki gibi.
Külliyedeki kabine toplantısının ardından konuşan Erdoğan, basit bir aparat haine dönüşmüş yargı gerçeği ortada dururken “mahkeme kararını tanımıyorum demek hukuk devletine kafa tutmaktır” dedi her zamanki pişkinliğiyle. Devamında “Hele hele sokaklarımızın karıştırılmasına, İstanbullu kardeşlerim başta olmak üzere milletimizin huzurunun bozulmasına asla müsaade etmeyiz” vurgusunu yaptığı konuşmasında özetle şunları söyledi:
* (Muhalefete) Talandan, soygundan, rüşvetten, milleti haraca bağlamaktan başka hiçbir iş yapmadılar. Eski Türkiye’den farklı olarak şimdi bunun hesabını yargıya veriyorlar. Bağırsalar da çağırsalar da yabancı medya kanallarına süklüm püklüm sızlansalar da adaletin tecellisine mani olamayacaklar.
* Türkiye’de hiç kimse hukukun kapsama alanı dışında değildir. Mahkeme kararlarını eleştirmek ayrı şeydir, tanımamak ayrı şeydir. Yanlış bulduğunuz kararlarla ilgili başvuru yolları ardına kadar açıktır. Gidersiniz, kanunda işaret edilen kararın gözden geçirilmesi için mahkemelere müracaat edersiniz. Ama ‘ben mahkeme kararlarını tanımıyorum’ demek hukuk devletine açıkça kafa tutmaktır. Böyle bir sorumsuzluğa göz yumulması elbette düşünülemez.
* Hele hele sokaklarımızın karıştırılmasına, İstanbullu kardeşlerim başta olmak üzere milletimizin huzurunun bozulmasına asla müsaade etmeyiz. Ana muhalefetin eski ve yeni kadroları arasında kızışan koltuk kavgasının ülkenin kazanımlarına zarar vermesine ‘eyvallah’ demeyeceğiz. Anayasa ve yasalarımız çerçevesinde adli ve idari süreçlerin sorunsuz işletilmesi için sorumluluklarımızı harfiyen yerine getireceğiz.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!