“Gazze Bekleyemez!”



Branco Marcetic, Küresel Sumud Filosu katılımcısı David Adler ile İsrail’in kısa bir süre önce filoya düzenlediği drone saldırısı iddiası ve katılımcıların tehlikelere rağmen yolculuklarına devam etmeleri konusunda bir söyleşi yaptı


Küresel Sumud Filosu katılımcısı David Adler ile İsrail’in kısa bir süre önce filoya düzenlediği drone saldırısı iddiası ve katılımcıların tehlikelere rağmen yolculuklarına devam etmeleri üzerine konuştuk:

Söyleşiyi yapan: Branco Marcetic

Branco Marcetic: Dünyanın büyük bir kısmı İsrail’in Katar’ı bombalamasına odaklanmışken, Tunus’un 2 bin 600 mil batısında farklı ve muhtemelen bağlantılı bir milli güvenlik ihlali oluşmuştu. Orada Gazze’ye insani yardım taşıyan bir filo, drone olduğu söylenen bir unsurun yirmi dört saat içinde iki kez saldırısına hedef olmuştu. Tunuslu yetkililerin karşılığı kafa karıştırıcıydı: İçişleri Bakanlığı ilk olarak drone iddiasının “gerçeği yansıtmadığı” ve aslında bizzat kafileden biri tarafından bir yangın başlatıldığı konusunda israr ederken şimdi “saldırı” denilen şeyin “planlı bir saldırı” sonucu olduğunu ve incelenerek ardındaki suçlunun ortaya çıkacağını söylüyor.

David Adler: Gazze Sumud yardım filosuna ait yaklaşık 20 tekne, İsrail’in Gazze’de yarattığı yapay kıtlığı ve sadece Ağustos ayında üçte biri çocuk yüzlerce Filistinliyi açlıktan öldüren acımasız kuşatmayı kıracak en son girişimdi. Gazze’nin çaresizlik içinde ihtiyaç duyduğu gıdayı ve bebek maması dahil diğer yardımları taşımak için daha önce yapılan girişimlerinn, bizzat İsrailli liderlerin Gazze’yi haritadan silme ve Filistinli sivilleri cezalandırmayı ve kovmayı hedefleyen “ya aç bırak ya teslim al” stratejisiyle açıkça tanımladıklarının bir parçası olarak İsrail Ordusu tarafından yolu kesilmiş ve yardımlara el konulmuştu.

GSF’nin (Küresel Sumud Filosu) insani görevlerinin İsrail güçleri tarafından bloke edilip edilmeyeceğini ve bunu yapmak için hangi yöntemleri kullanacaklarını ve sözde drone saldırısının bir erken uyarı atışı olup olmadığını ilerde göreceğiz.

Progressive International’ın eş-genel koordinatörü olan David Adler filonun delegasyonunun bir parçasıdır. Jacobin, saldırı sonrası kendisiyle filodan görüşmüştür.

Branco Marcetic: Bilmeyenler için, filonun amacı nedir ve kimler katılmaktadır?

David Adler: GSF’nin amacı yalın ve acildir. Gazze’deki İsrail kuşatmasını kırmak ve açlık çeken insanlara erişmek için insani bir koridor açmak. Bunu görev edinen kişilerden hiçbiri Gazze’deki insani krizin boyutları ve sadece hükümetlerin krizi aşmadaki rolü konusunda saf değildir. Fakat Gazze’deki savaşın 700. gününde uluslararası kamuoyu en temel yükümlülüklerini bile yerine getirmekte başarısız olmuştur.

Dünyanın her tarafından kırk dört ülkeden gelen delegasyonların GSF’de bir araya gelmelerinin nedeni tam da budur. Bunlar sadece bazı sivil toplum kuruluşlarının profesyonel aktivistleri değil derin bir ahlaki aciliyet hissiyle hareket eden sıradan insanlar da. Şimdi Tunus’ta, irili ufaklı onlarca yelkenliye ve balıkçı teknesine dağılmış durumda, yolculuğumuzun son etabına hazırlanıyoruz: Uluslararası hukuku, insan hakları emekçilerini ve Filistin halkını savunan dünya halklarından benzeri görülmemiş tepkisi…

Bu İsrail’in insan hakları çalışanlarına ilk saldırısı değildir, hatta onları ilk kez katletmiş de değildir.

Asli görevini yerine getirmede başarısız olmakla kalmayıp Gazze halkına karşı paralı askerlerle yürütülen bu savaşın bir başka aracı haline gelmiş bir örgüt olan Gazze İnsani Vakfı’nın (Gaza Humanitarian Foundation) soykırımcı kepazeliğine izin veremeyiz. Kendi adıma, bu filonun anne-babalardan, öğretmenlerden, hemşirelerden oluşan, buraya çok uzaklardan gelen, bu göreve katılmak için son kuruşlarını tüketen üyelerinden çok etkilendim ve onlardan ilham aldım.

Branco Marcetic: Bana saldırının nasıl gerçekleştiğini ve bunun bir drone olduğunu nasıl belirlediğinizi anlatır mısınız?

David Adler: GSF, ardı ardına iki drone saldırısına maruz kaldı. Her iki saldırı da gece yarısına yakın, 23:30 ile 00:00 arasında gerçekleşti. O sırada mürettebat teknelerdeydi ve dronların yaklaşarak patlayıcı bıraktığını, ardından teknelerin alevler içinde kaldığını bizzat gördüler.

Neyse ki bu saldırılarda, Barcelona’dan gelen iki ana teknenin -Alma ve Family- mürettebatı salimen tahliye edildi. Ancak böylesine şiddetli bir saldırıya verilen tepkiler son derece şaşırtıcıydı.

Önce Tunuslu yetkililer olayı örtbas etmeye çalışarak, yangının teknelerde unutulan sigara izmaritinden çıktığını ileri sürdü. Ardından sosyal medyadaki bazı “mavi tıklı” kullanıcılar ise bu saldırının bir tür “sahte bayrak operasyonu” olduğunu iddia ederek mağdurları suçlar nitelikte yorumlar yaptı.

Fakat GSF’nin dirençliliği -Tunus’un egemenliğine ve aynı zamanda bu görevin güvenliğine yapılan alçak saldırı karşısında delegelerinin yılmazlığını ve korkusuzluğunu görmek- beni  hayran bıraktı.

Branko Marcetic: Tunuslu yetkililerin bu değişken tepkilerinin nedeni nedir?

David Adler: Beklenebileceği gibi, bu dronların nereden geldiği ya da teknelere ne yansıttığı konusunda tam bir açıklama alamadık. Bu durum Tunus’u oldukça rahatsız edici bir duruma soktu.

Bir yandan, birçok komşu ülkenin yapmayacağı bir şeyi yaparak bu teknelere güvenli geçiş imkânı sundular. Diğer yandan, iç sularda cumhurbaşkanlığı sarayına sadece birkaç yüz metre mesafede gerçekleşen drone saldırıları sonucunda Tunus makamlarının İsrail ile bir çatışmayı tırmandırmakla ne ilgilendikleri ne de buna hazır oldukları çok açık hale geldi.

Bu, İsrail’in insani yardım çalışanlarına saldırdığı ilk olay değil elbette -hatta onları öldürdüğü ilk olay da değil, zira son iki yıldır Gazze’de bunu defalarca yaptı. İsrail’in bu girişime saldırısı da ilk kez olmuyor. Hepimiz 2010 yılında Özgürlük Filosu’na yapılan ölümcül saldırıyı hatırlıyoruz. Daha da yakın zamanda, Malta açıklarında Conscience gemisine bir saldırı düzenlendi, ancak yetkililer kapsamlı bir soruşturma başlatmak ve İsrail ile diplomatik bir çatışmayı tırmandırmak istemedikleri için bu olayı da örtbas ettiler.

Yerel yetkililerin bu tür bir sindirme tavrı, GSF’yeyönelik açıkça bir saldırı olan olaydan mürettebatın kendisinin sorumlu olduğu şeklindeki bu temelsiz suçlamayı büyük ölçüde açıklıyor.

Branko Marcetic: Saldırıdan İsrail’in sorumlu olduğuna neden inanıyorsunuz? Filoya katılanların ruh hali nasıl?

David Adler: Büyük ölçüde İsrail’in insani yardım çalışanlarına yönelik bu yaygın şiddet örneği nedeniyle GSF katılımcıları arasında bunun gerçekten İsrail tarafından organize edilmiş bir saldırı olduğu yönünde yaygın bir kanı var. Ancak aynı zamanda, bu saldırılara takılıp kalmamamız, hatta bunlarla ilgili bir soruşturmanın sonuçlarını beklemememiz gerektiği yönünde de bir algı var.

Bunun yerine, iki yıldır süren, on binlerce cana mal olan ve yüz binlercesini daha tehdit eden bir soykırıma karşı bir tepki gösterme konusunda halkta genel bir aciliyet duygusu var. Dolayısıyla, Tunus’ta hepimiz, temel misyonumuz olan Asya, Afrika, Latin Amerika, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nden filodaki delegasyonların temsil ettiği ilgili devletleri Gazze’ye acil yardım ulaştırmaya çağıran bir insani koridor görevi uğruna denize açılıp bu gözdağı taktiklerini uzaklaştırmak için sabırsızlanıyoruz.

Branko Marcetic: Daha fazla saldırı bekliyor musunuz? Saldırıya uğrayan teknelerden birinin Portekiz bayrağı altında seyretmesi ve filoda eski bir Barselona belediye başkanı da dahil olmak üzere çeşitli yabancı uyrukluların bulunması gözönüne alındığında, yabancı hükümetler sizinle bir şekilde iletişime geçti mi?

David Adler: Filoya ve delegelerine yönelik bu ikili saldırıya daha güçlü bir diplomatik yanıt verilmemesi bizi hayrete düşürdü. Birçoğu düpedüz dezenformasyona başvurdu. Örneğin, filoda birçok delegesi bulunan Portekiz Hükümeti’nin tepkisinin, GSF’yi suçlamak için mavi işaretli botları takip etmek olduğunu görüyoruz.

Bu kuralın bazı istisnaları var: İspanyol kabine üyeleri saldırıyı kınadı. Başka bir örnek vermek gerekirse, saldırıyı olduğu gibi nitelendiren Kolombiya’daki Gustavo Petro Hükümeti’nden sonsuz ve ilham verici bir destek aldık: Uluslararası dayanışma hareketini terörize etme ve her şeyden önce Gazze’de gerçekte olup bitenlerden dikkatleri uzaklaştırma çabası.

Filistin halkına yönelik şiddet ile İsrail’in bu şiddeti dikkat dağıtma taktikleriyle (yurt dışındaki insani yardım çalışanlarına saldırılar veya bir ünlüye iftira atma gibi) dikkatleri başka yöne çekme çabaları arasında oldukça doğrudan bir ilişki var. Bu tür olaylar genellikle birlikte olur; drone saldırılarının Netanyahu Hükümeti’nin işgal altındaki topraklarda yeni bir etnik temizlik kampanyası başlattığını ve bir milyon sakininin yaşadığı Gazze Şehri’nin boşaltılacağını duyurduğu bir anda gerçekleşmesinin tesadüf olmadığı kanısındayız.

Bu bağlamda, ister havadan ister denizden gelsin, konvoya daha fazla saldırı beklemek mantıklı görünüyor. İnsani yardım taşıyan barışçıl bir misyon olarak, dalgaların üzerinde inanılmaz derecede savunmasız olduğumuz aşikar; ancak dünyanın dört bir yanından katılanların, Gazze’nin bekleyemeyeceği bu eşi benzeri görülmemiş küresel eyleme olan inanç ve kararlılıklarını hissedebiliyorsunuz ve bizim korkumuz Filistin halkının her gün yaşadığı kabusun yanında sönük kalıyor.

[Jacobin’in 12 Eylül 2025 tarihli sayfasında yayınlanan Gaza Flotilla Participant: “Gaza Can’t Wait başlıklımakalesi Alınteri Çeviri Grubu tarafından Türkçeleştirilmiştir]

 

Fotoğraf: Global Sumud Filosu’na ait bir gemi olan “The Family”, 9 Eylül 2025’de Tunus’un Sidi Bou Said Köyü açıklarında demir attı. (Fethi Belaid / Getty images)