Türkiye’de hemen tüm işkollarında çalışma koşulları üç aşağı beş yukarı aynıdır. Hemen hepsi için sayısız hak gaspını, insanlık dışı muameleyi, mobbingi, haksız işten çıkarmaları, alınmayan işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini sayabiliriz. Kısaca kölece çalışma koşulları her yerde!…
Fakat bu koşullar bazen öyle bir nitelik kazanıyor ki insana “bu kadar olur” demek dışında bir şey kalmıyor. Patronların kendilerine ait olduğunu düşündükleri bir çöpün bile işçi tarafından alınması konusundaki tahammülsüzlükleri mesela. Çöpe atılacak bir kutunun ya da çürük sebzenin işçi tarafından alınması patronların bilinç altındaki korkuları adeta ayaklandırır. Sanki işçi onun özel mülküne ve bu mülk üzerinden kurulmuş düzene baş kaldırmış gibi tepkisel bir refleks gösterirler. Kendilerinin emek hırsızlıklarıysa dünyanın en olağan şeyidir onlara göre.
Daha önce Bursa’nın merkez ilçe belediyesinde taşeron firmada çalışan 4 çocuk annesi Emine A.’nın boş çikolata kutusunu aldığı iddiasıyla işten atılmasına ve bu sırada da 16 yıllık tazminat hakkının gasbedilmesine tanık olmuştuk. Emine A’nın 2010’da yaşadığı bu olay ve ardından gelişen hukuk süreci basında da geniş yer bulmuştu. Yerel mahkemenin Emine lehine verdiği kararın, patronların sınıf güdüsüyle hareket edip, “özel mülkiyetin kutsiyetini” her şeyin üstünde tutan Yargıtay tarafından nasıl bozulduğunu ve Emine’nin 16 yıllık tazminatının “çaldığı” iddia edilen bir çikolata kutusu bahanesiyle gasbedilme sürecinin nasıl işlediğini okumuştuk.
Burada anlatacağımız olay da Emine’nin yaşadığına benzer. Aynı sınıf güdüsü, aynı refleks!
Anlatacağımız olay 3 Nisan 2019 tarihinde Dikmen Caddesi, 538/A adresinde faaliyette olan Çağdaş Matket’te gerçekleşti. Manav reyonunda 8 yıldır çalışmakta olan Hulusi Öztürk ve servis şoförünün “güveni kötüye kullanma” ithamıyla işlerine tek taraflı son verildi.
“Güveni kötüye kullanma” nasıl gerçekleşti? Bunu Hulusi Öztürk şöyle anlatıyor:
Ben 8 yıldır bu markette manav reyonunda çalışıyorum. Manav reyonuna gelen malların sağlam ve çürük olanları her gün, akşam ayrılır. Çürük olanlar çöpe, sağlam olanlar reyona konulur ki sabaha hazır olsun.
3 Nisan 2019 tarihi akşam saat 20:30 sularında yine aynı işi yaptım. Geçirdiğim bir rahatsızlıktan kaynaklı kolumdan ameliyat olduğum için kasa ya da ağır poşet taşıyamıyorum. O nedenle bana yardımcı olması için marketin servis şoförünü görevlendirmişlerdi. Ben kasalardaki çürük ve sağlam ürünleri seçiyorum. Çürük olanları çöp poşetine doldurup şoför arkadaşa veriyorum, o da çöpe atıyor. Bizim çöpe bıraktığımız çürük ürünleri atık kâğıtçıları alırlar. İçinde kendilerince iyisini seçip kullanıyorlar. Bunu her zaman görüyoruz.
Olay günü de şoför arkadaş çöpe atılacak poşeti servis aracının bagajına koymuş. Market sürekli kamera ile denetlendiği için market müdürü bunu görüyor. Görür görmez de polis çağırıp, bizi hırsızlıkla suçlayarak karakola götürttü. Yani bunlar çöpe attığımız ürünlerdi; üstelik şoför arkadaşın servis aracının bagajına koyduğunu bile görmedim.
8 senedir çalıştığım Çağdaş Market’ten 25/11’den itham edilerek işten çıkarıldım. Tabi şoför arkadaş da işten aynı gerekçeyle çıkarıldı. En çok da bu onurumu kırdı. Ben bu yaştan sonra hangi işte çalışabilirim. Hadi diyelim iş buldum. 25/11 benim sicilime işlenecek ve her iş arayışımda, iş görüşmemde karşıma çıkacak ve iş bulmama, bulsam bile işe başlamama engel olacak.
Ben kimsenin güvenini kötüye kullanmadım, her zamanki yaptığım işi yaptım. Reyondaki sağlam ürünlerle çürük ürünleri ayırdım. Sağlam olanları reyona, çürük olanları çöpe… Hakkımı sonuna kadar arayacağım. Haksız yere benim ve şoför arkadaşın onurunu zedelediler, sicilimize 25/11’i işleyecekler. Buna karşı hukuki yollara başvurup, avukatımla dava açacağım. Üstelik 8 yıllık tazminatımı da yok etmiş oluyorlar. Hem kendimi aklayacağım hem de bütün haklarımı alacağım
Hulusi Öztürk’e çalışma koşullarını soruyoruz.
Öztürk, 6 sene öncesine kadar yemeklerin düzgün olduğunu; ancak 6 seneden beri kötüleştiğini söylüyor. Müdürlerin genellikle dışarıdan yemek yediklerini, çoğu zaman çalışanların yemeklerden rahatsızlandığını belirtiyor.
Öztürk, Çağdaş Market’in diğer şubelerinde sabah ve akşam çay molalarının düzgün olduğunu; fakat kendi çalıştıkları şubede sabah çay molasının yaptırılmadığını kaydediyor. Üstelik çalıştıkları marketten hiçbir şekilde, parasını ödeyerek bile hiçbir şey alamadıklarını; çünkü personelin marketten alışveriş yapmasının yasak olduğunu vurguluyor. Bu nedenle de akşam üzeri çay molasında yemek için yakında bulunan başka bir marketten alışveriş yaptıklarında bile azar işittiklerini hatta ellerinden bıraktırıldığını anlatıyor.
Öztürk, mesailerinin eksik ödendiğini, yıl sonu sayımında eksik çıkan ürünlerin de faturasının çalışanların sırtına yüklendiğini ifade ediyor.
Hiçbir sosyal haklarının bulunmadığını ifade eden Öztürk, bütün sosyal hakların asgari ücretin içine sıkıştırıldığını söylüyor. Yıllar önce her ay cüz’i miktarda da olsa çalışanlara alışveriş yapma imkanı tanırlarmış; ama Çağdaş Marketlerin şube sayısı arttıkça “sadece asgari ücretten başka hiç bir şeyimiz kalmadı” diyor.
İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda herhangi bir eğitimin verilip verilmediğini sorduğumuzda ise bize şunları anlatıyor:
Bir kere eğitime gittik. Orada bize ‘poşetleri parmağınızı dudaklarınızla ıslatıp açmayın, ıslak ıstampa kullanın’ dediler. Ben de ‘ıslak ıstampayı kim veriyor ki öyle yapalım?’ dedim. Hemen ‘sen nerden geldin?’ diye sordular ve ardından eğitimi sonlandırdılar. 8 yıllık çalışma hayatımda gittiğim ilk ve tek eğitim buydu.
Öztürk, ayrıca adam kayırmacılığın çok fazla olduğunu da ifade ediyor ve şunları söylüyor:
İşyeri hekiminin olmadığını, işçi sağlığı ve iş güvenliği için denetimin yapılmadığını söyleyen Öztürk, denetim için gelen olsa bile sorulan sorulara çalışan yerine müdür cevap veriyor. Ya da çalışanın kendilerine uymayan bir cevap vermemesi için sürekli peşinde dolanırlar. Ya da müdürlerle çay-çorba içerler, birkaç kilo bir şey verip gönderiyorlar. Zaten önceden haberini de alıyorlar.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!