Memur-Sen ağalarına Audiler, yüksek maaşlar!



Milyonlarca emekçinin yüzde 4 oranında “zamma” mahkum edilmesini bir sirk oyunu sergileyerek seyreden pek “yerli ve milli” Memur-Sen’in tepesine çöreklenen ağaların sadece maaşlarına astronomik zamlar yapılmıyor, bir de altlarına Audi A4’ler, Passat’lar çekiliyor


AKP döneminde palazlanarak TİS görüşmelerinde de yetkili sendika haline gelen, son sözleşme sürecinin yüzde 4 gibi bir “zamla” YHK’da bağıtlanmasını bir sirk oyunu sergileyerek seyreden son derece “yerli ve milli” bir sendika olan Memur-Sen’in başkanlarının ne kadar maaş aldıklarına dair daha önce de haberler çıkmıştı. Bu haberlere göre Durmuş’un 17 bin 340 lira olan maaşının, yüzde 50.4’lük zamla 26.094 liraya; yönetim kurulu üyelerinin maaşının da, 13 bin 946 liradan, 17 bin 338 liraya yükseltildi öğrenilmişti.

Bu adamlar bir de emekçileri yüzde 4 “zamma” mahkum ederlerken sergiledikleri sirkte Çalışma Bakanlığı önüne boş cüzdan atma “eylemi” yapmışlardı!

Bu ağaların kurdukları saltanat ve sergiledikleri pişkinliğin maaşlarını arttırmakla sınırlı kalmayacağı açıktı. Nitekim, aynı zamanda konfederasyon başkanvekili de olan 250 bin üyeli Sağlık-Sen Genel Başkanı Semih Durmuş, maaşını yükseltmek için çevirdiği katakullilerle ilgili haberlerden sonra bu sefer de 800 bin liralık Audi A6 marka özel araçla gündeme geldi.

Sadece Durmuş’a yeni araç alınmamış tabi. Tüm bir yönetim kurulu, aynı çürümüş yaklaşımla yeni araçlara kavuşturulmuş. Altı kişiden her birine tanesi 230 bin liraya 6 adet Passat marka araç satın alınmış! Belli ki “tut beni tutayım seni” denilmiş!

Durmuş’a sorulan “bir araç varken, yenisini neden aldınız?” sorusuna “Eskisi kullanışlı değildi” yanıtı vermesiyse ağalığın ulaştığı çürüme düzeyinin yeni bir teyidi oldu. O da yaklaşık 1 yıl önce şeker fabrikalarının satışının önüne engel çıkarmamasının karşılığında 1 milyon TL’lik lüks makam otosu satın alan Şeker-İş Genel Başkanı İsa Gök’le aynı familyadan geliyor ne de olsa. Gök de benzer bir soruya “Ne gerekiyorsa o yapıldı, bu konulara mı kalındı” diyecek bir pişkinlik sergilemişti.

Her iki yanıt da “yerli ve milli” sendikacılığın kitabının nasıl bir amentüyle açıldığının açık ilanı gibi.

Siyasi iktidara yastıklık yapan, işçi ve emekçileri iktidar sopasıyla yola getirerek, her türlü kötülüğe rıza getirmelerini sağlayan bu “yerli ve milli” sendikalar ve sendikacılık da tıpkı arkasındaki güç gibi pis kokular yayıyor. Demek ki son yakın!