Ağaçlarla uğraşırken ormanı gözden kaçırmamak



Salgının gözler önüne serdiği gerçeklerin ideolojik, siyasal, felsefi yönlerden ele alınıp sergilenmesi, pratik olarak sorgulamayı da teşvik edecek bütünsel bir gelecek perspektifine bağlanarak yoğunlaştırılması her zamankinden milyon kat daha önemli ve zorunlu.


Devrim Şen

Tarihin bazı dönemlerinde tüm insanlık aynı dili konuşur. Tüm toplumu etkisi altına alan büyük felaketler gibi büyük alt-üst oluş dönemlerinde bu kaçınılmazdır. Süreçlerin olağan seyrinde herkesin gündelik yaşamın sorunlarına daraldığı dönemlerden farklıdır bu tür dönemler.

Her olay, her süreç mutlak ve kalıcı değildir. Salgın da öyle. Ama şu vakit ama bu vakit bir son bulacaktır. Toplumun tarihsel ilerlemesinde etki ve sonuçlarını bırakarak sahneye çıktığı gibi yerini başka süreçlere bırakacak sahneden ayrılacaktır. Bu sürecin etkileri Türkiye’de henüz yeni görülmeye başlamışken, dünyanın diğer ülkelerindeki ürkütücü manzaraların olasılık olmaktan çıkarak gerçeklik halini alması yeni başlamışken böyle düşünmek “kayıtsızlık” gibi görülebilir. Ancak asıl kayıtsızlık gelecek perspektifini kaybetmekten doğar.

Gelecek perspektifi kaybolmuş toplumlar ve insanlar olgu ve süreçlerin içerisinde sürüklenip kaybolurlar. Dahası nesnel anlamda mümkün olmayan bu düşünsel “geleceksizleşmek” o an var olan sürecin bütünlüğünü ve iç ilişkilerini görüp anlamamıza da müsaade etmez

Tüm toplumlar şu an ve gelecekte bu sürecin neden-sonuç ilişkilerini kurmaya çalışacaklar. Anlamlandırmak isteyecekler. Öyle ki önümüzdeki yıllarda sanat, edebiyat, sinema dünyası bu süreci işleyecek. Toplumun kültürel ürünlerinde tarihe kaydolacak. Örneğin türkülere konu olacak, yüzlerce yıl sora bile bu gün bizlerin yaşadığı acılar gelecek toplumlara aktarılmış olacak.

Şu da açık ki bu süreçten sonra hiçbir şeyin aynı kalması mümkün olmayacak. Toplumsal üretici güçlerin bunca gelişmişliğe, bilimin ve teknolojinin ulaştığı düzeye karşın bir “grip” salgınıyla toplumsal hayatın kolaylıkla çökmüş olması tüm toplumu kendi gerçekliği ile yüzleşmek zorunda bırakacak.

Toplumlara egemen olan sınıflar ve bunların temsilcisi olan siyasiler, ideologlar, burjuva aydınlar, ideo-siyasal-kültürel egemenlik aygıtlarının yürütücüleri yakın gelecekte neyle karşı karşıya olduklarının farkındalar. İşçi ve emekçi kitlelerin bu salgın sırasında katlanmış olarak görüp yaşadıkları güvencesizlik ve çaresizlik halinin nedenlerini sorgulamaya yöneldikleri taktirde bunun doğuracağı sonuçların korku ve telaşı içerisindeler.

Küçük bir örneği Türkiye’den verecek olursak her konuda ahkam kesmeye bayılan, kendini sürekli gündemde tutarak siyaset yapma tutkunu “Reis”, bütün dünya bu konuyla çalkalanırken bu kez  günlerce ekran karşısına çık(a)madı. Sürecin nasıl seyredeceğini kestiremediler. Kontrol altında tutabildikleri süreçlerin içerisinden siyaset yapmaya ve yönetmeye alışkın olmanın rahatlığı yoktu bu kez. O yüzden günlerce bekledi(ler).

Yönetme deneyimi ve kapasitesi daha güçlü ve yerleşik olan Avrupa burjuva siyasileri duruma daha çabuk hakim olup hızlı kararlar almaya başladılar. Gerçi onlar da önceliği baskı önlemlerine vererek kontrolü kaybetmemeye çalışıyorlar. Ancak ucuz demagojilerle sahne alma yeteneğinde olan taşeronlardan farklı olarak toplum sağlığını ön planda tuttukları izlenimi yaratmaya özen gösteriyorlar.

İnsanlığın hazırlıksız yakalandığı, o nedenle önce şaşkınlık ardından panik yaratan  salgın sürecinin beraberinde getirdiği acılar ve güçlükler içinde yeni bir sorgulama sürecinin mayalanması da kaçınılmaz. Bu kendini henüz çok açık hissettirmeyebilir ancak yaşanması kaçınılmaz. Virüsün yayılmasını önlemek nasıl mümkün olmadıysa toplumun bilincinde sorgulamayı engellemek de mümkün değil. Bunun siyasal biçimler kazanması da  aynı şekilde kaçınılmaz.

Bu büyük olasılıkla bütünsel bir sorgulama süreci olacak. Gerek toplumun iktisadi alt yapısı, üretim ilişkileri gerekse üst yapısı, temel ideolojik parametreleri, kültürü, felsefesi şu ya da bu ölçüde tartışma ve sorgulama konusu olacak. Çünkü sistem bir bütün olarak çöktü! Sadece belli politikalar ve buna dayalı olarak belli biçimlerde örgütlenmiş kurumlarında ortaya çıkan bir kırılım değil yaşanan. Ekonomi, siyaset, sağlık sistemi, güvenlik, özgürlük… Gözle görülmeyen küçücük bir virüs kapitalist sistemin çürümüşlüğünü yüzlerce makale ve bildiriden daha etkili bir tarzda gözler önüne serdi. Bu gerçeğin her an akılda tutulması gerekiyor!

Henüz ham ve embriyonik haldeki bu sorgulama süreci hangi yönde nasıl seyredecek? Kritik soruyu bu oluşturuyor. Bu aynı zamanda devrimci öncülük iddiasının da test edileceği bir eşik. Salgının gözler önüne serdiği gerçeklerin ideolojik, siyasal, felsefi yönlerden ele alınıp sergilenmesi, pratik olarak sorgulamayı da teşvik edecek bütünsel bir gelecek perspektifine bağlanarak yoğunlaştırılması her zamankinden milyon kat daha önemli ve zorunlu. Emperyalist kapitalizmin insanlığa acı, yıkım, ölüm, daha fazla baskı ve denetim dışında verebileceği başka bir şeyin kalmadığı gerçeğini bugün insanlık somut deneyim olarak yaşıyor! Daha ileri bir toplumsal yaşama geçmenin zorunluluğu, günümüz toplumunun ezici çoğunluğunu oluşturan işçi ve emekçi bireylerin her birinin gündelik yaşamında kendini hissettiriyor! Devrimci öncülük iddiası işte bu sezgisel-pratik bilince bilimsel bir form, bütünsel bir karakter, derinlik ve genişlik kazandırmakla yükümlüdür.

Şu ya da bu alanda parça sorunlarla sınırlı sözde ‘muhalif’ mızıldanmalarla bilinçlerin bulandırılmasına, kapitalizmin ve onun özel mülkiyete dayalı toplumsal yaşam biçiminin insanı insanlıktan çıkaran doğasının aklanmasına seyirci kalmamamız gerekir. Daha ileri bir toplum özlemi ve yönelimi, bu gelecek toplumun insani ilişkilerini bugünden kendi içinde yaşatan parti düşüncesi ve en önemlisi klasik filozoflar gibi “sadece dünyayı yorumlamakla yetinmeyen” eyleme dayalı devrimci eleştirellik sürekli gündemde tutulmalıdır.