Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan Arçelik LG’de çalışıyorum. Elbette son dönemde hepimizin gündemi olan, yaşamımızın parçası haline gelen, “alıştırıldığımız” covid-19 salgını ile iç içeyim…
Daha salgının başlarında işbaşı yapmıştım burada. O günlerde bile işçilerde bir gelecek kaygısı, bir korku hakimdi ve herkeste “Ne olacak, neler oluyor?” soruları vardı. İşe başlamamdan 1 hafta sonra bir arkadaşımızı covid-19 şüphesiyle hastaneye yolladılar ve üretim 2 günlüğüne durdurularak ilaçlama yapıldı.
Türk Metal’in örgütlü olduğu fabrikada 2 günün sonunda yeniden üretim başladı. Üretimin başlamasıyla birlikte beyaz yaka olarak çalışan işçiler evlerinden çalışmaya başladı, biz mavi yakalılar yine fabrikadaydık.
Birçok işçi servisi iptal edildi, hastaneye kaldırılan işçi arkadaşımızla aynı servisi kullanan arkadaşlarımız 14 günlük ücretsiz izinle evlerinde karantinaya alındılar. Fabrikada çalışmaya devam eden bizlerse yemekhanede, çay molalarında yan yana, dip dibe kalmaya devam ediyoruz tabi. Tek lüksümüz işyeri hekimlerinin yemek aralarında yemekhanede ateşimizi ölçmesi… Onun dışında maske ve eldiven konusunda oldukça cimriler: Herkese birer tane olmak üzere maske ve yine temizlik işçilerine 2’şer adet olmak üzere eldiven verebiliyorlar!
Çay molalarında ayaküsüstü bile olsa yaptığımız sohbetlerden hepimiz sendikacılara öfkeli olmak noktasında birleşiyoruz. Hemen her arkadaşımız, “Toplu sözleşme dönemlerinde işçileri fabrikada toplayıp eylem yapmasını biliyorlar böyle bir salgında hiçbiri ortada yok” diye sitem ediyor.
Eski işçilerden biri toplu sözleşme döneminde artistlik yapmak için yanımıza bir daha gelirler diyor öfkeyle.
“Niye sahiplenmiyorlar?” diye sorduğumdaysa aldığım yanıt oldukça çarpıcı. “Bu sendika burada patronla baba-oğul gibi” diyor bir işçi, “Hiç oğul babasına karşı çıkar mı?!”
Bu sohbet daha fazla uzamadan çay saatimiz bitiyor, bant başına dönüyoruz.
Yaptığım iş gereği fabrikada birçok yere girip çıkabiliyorum, bu yüzden de daha fazla insandan bilgi alabiliyorum. Yine bir ofis temizliği sırasında TM’ye yandaş olduğunu anladığım iki işçi konuşuyordu. Biri “İşçiler sendikaya karşı öfkelenmeye başladılar, temsilci, temsilci yardımcısı hiç kimse yok. Bıraktılar insanları kendi hallerine ve ne geliyorlar ne soruyorlar, nasıl iş yapıyor bunlar?” diyordu. Öğrendiğim kadarıyla da TM temsilcileri böyle bir durum yaşanırken ortadan kaybolmuşlar!
Günler geçtikçe işyerinde covid-19 teşhisi konulan ya da semptomlarını gösteren işçiler çoğaldı ve Kocaeli’nde riskli 17 fabrikadan biri haline geldiğimizi öğrendim. Fakat bir türlü üretim durmuyor, gerekli hiçbir adım atılmıyor. Tam tersine Kocaeli Kaymakamlığı’ndan alınan özel izinle hafta sonu sokağa çıkma yasaklarında üretime devam edebiliyor tüm fabrika.
Öncesinde bir işçi “İstanbul’da onlarca metal fabrikası hafta sonu çalışacakmış bizi de çalıştıracaklar, izinler alınmış” diyor… “Sendika?” diyorum “evet” diyor, ”zaten onların da bilgisi var”…
İşte …
TM alçakça, onursuzca, yine her zamanki gibi patronlarla kol kola girip bu sefer açık unutulan mikrofondan değil, açık açık yüzlerine karşı söylüyordu işçilerin:
“Bizi siz varettiniz! Siz de olmasaydınız biz para kazanamayacaktık! Sizler böylesi bir salgında bile bu devleti (!) ve patronların geleceğini korumak için çalışıp hasta olup öleceksiniz!”
Arçelik LG’den bir işçi
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!