Bugün gökyüzü özgürdü, yarın sokaklarımız…



Adana Valiliği’nin uçurtma uçurulmasını yasaklamasına rağmen gökyüzünün inadına renklendirilmesi, bu yasağa verilen anlamlı bir yanıt olmuştur


Ölüm ve hasta sayıları otomatiğe bağlanmışçasına düşürülüyor. Başta dillendirilen ‘Haziran normalleşmesi’ adım adım hayata geçirilmeye çalışılıyor. Kısa çalışma ödeneklerinin bitiş tarihi Haziran, okulların kademeli olarak eğitime açılması aynı ayda, AVM’lerin açılışı da öyle. Her şey Haziran ayına endekslenmiş durumda! 

Peki neden? İki nedeni var: Ekonomik krizin bıçak sırtı noktaya gelmesi ve bunu bir şekliyle kırmaya çalışmanın çıkış yolu olarak alttan alta yürütülen ‘sürü bağışıklığı’ anlayışının artık açıktan yürütülmesidir!

İkincisi, birinciyle bağlantılı olarak süreci ‘normalleştirmek’, ‘başarılı olduk’ algısıyla krizin yaratacağı dip dalgayı kırarak ‘her şey bizim kontrolümüzde’, ‘bize mecbursunuz’ algısını kökleştirerek sıkışmışlıklarını tersten bir hamleyle fırsata çevirmek derdindeler. 

İlk günden süreci kendi kontrollerinde tutarak, bunu toplumu ölümle tehdit etmekte kullanacakları bir araca dönüştürmek istediler. Sürecin bu şekilde yönetilmesiyle toplumun kendini koruma refleksi harekete geçmiş; bu, sistemin kontrolünde bir seyir izlemiştir. 

Ancak bunun da bir sınır ve sinir noktası var! Son süreç bu sinir uçlarına dokunmaya başladı. 

Adana Valiliği’nin uçurtma uçurulmasını yasaklamasına rağmen gökyüzünün inadına renklendirilmesi, bu yasağa verilen anlamlı bir yanıt olmuştur mesela…

Adana semalarının rengarenk uçurtmalarla şenlenmesini bu yasaklara karşı farklı cevapların geliştirileceğinin sinyali olarak düşünmemek elde değil. 

İçten içe yükselen homurtuların bugün uçurtmalarla gökyüzünde ses olması, yarın sokaklarda, caddelerde ve meydanlarda farklı seslerle dile geleceği anlamına geliyor. 

Bugün gökyüzü özgürdü, yarın sokaklarımızla cadde ve meydanlarımızla neden özgür olmayalım?

[Adana‘dan Alınteri okuru]