Hrant Dink Vakfı’na da kontra tehdit!



Puslu havanın son halkasını Hrant Dink Vakfı’na yapılan elektronik tehdit oluşturdu. Bu korku salma faslı, düğmeye basıldığı anda başka bir düzleme geçecek, “silah patlayacak”! EGM’nin son ihalelerde satın aldığı teçhizat da devletin nasıl bir hazırlık yaptığının ipuçlarını veriyor


Burjuva devletlerin ekonomik-siyasi-kültürel açılardan ciddi sıkışmalar yaşadıkları, hem kendi iç sürtünme ve tepişmelerinin bu kriz dinamikleriyle birlikte keskinleştiği hem de tam da bu nedenlerle nereye evrileceğini kestiremedikleri toplumsal patlama dinamiklerinin korkusunu iliklerinde hissettikleri dönemlerin dili her mecrada kendisini konuşturuyor. Ölülere saldırıldığı her tarihsel kesitte olduğu gibi… Hava yeni dönemin kontrgerilla ulumalarının başını kaldırmaya başladığı puslu bir grilikle ağırlaşıyor.

HDP Kars Belediyesi eş Başkanı Ayhan Bilgen’e, KHK’lı emekçi Veli Saçılık’a, sanatçı Pınar Aydınlar’a yapılan dijital JİTEM’li tehditlerin vardığı son adres de Hrant Dink Vakfı, eşi Rakel Dink ve avukatları oldu!

Hrant Dink Vakfı dün (29 Mayıs) bir duyuruyla e-mail yoluyla gelen bir ölüm tehdidini kamuoyuyla paylaştı. Duyuruda “Tehdit, Hrant Dink Vakfı’nı “kardeş masalları” anlatmakla itham ediyor, ülkeyi terk etmemizi talep ediyor, Rakel Dink’i ve avukatımızı ölümle tehdit ediyor” dendi.

“Irkçı, ayrımcı, nefret dili ancak bu tür korkunç yaklaşımları tetikler, cesaretlendirir, azmettirir” vurgusu yapılan duyuruda mevcut puslu havanının nasıl bir arka plana sahip olduğuna işaret edildi.

Hrant Dink Vakfı’ndan konuyla ilgili yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

27-28 Mayıs 2020 tarihlerinde Hrant Dink Vakfı’na email yoluyla yazılı ölüm tehdidi ulaştığını kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz. Şişli Emniyeti ve İstanbul Valiliği’ne durumu yazılı olarak bildirdik.

 

Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de resmi kurumların bilgisi dahilinde, herkesin gözü önünde öldürülmesinden önce de duymaya aşina olduğumuz ve bugünlerde marifet sayarak kimi çevrelerce sıkça tekrarlanan “Bir gece ansızın gelebiliriz” sloganını da içeren tehdit, Hrant Dink Vakfı’nı “kardeş masalları” anlatmakla itham ediyor, ülkeyi terk etmemizi talep ediyor, Rakel Dink’i ve avukatımızı ölümle tehdit ediyor.

 

Son dönemde yükseltilmesinde sakınca görülmeyen ırkçı, ayrımcı, nefret dili ancak bu tür korkunç yaklaşımları tetikler, cesaretlendirir, azmettirir.

 

Her vatandaşın eşit, özgür ve adil yaşamasını sağlamak için çalışmak Türkiye’de siyaset yapan tüm kesimlerin görev ve sorumluluğudur.

 

Oluşturulan iklimin ciddiyetini vurgulamak ve tüm yetkililere sorumluluklarını hatırlatmak üzere bu talihsiz duyuruyu yapmanın da bizim görevimiz olduğu kanaatindeyiz.

 

2007’den sonra daha adil, özgür, eşit bir Türkiye’ye katkı sunmak için kurulan ve o günden beri çalışmalarını bu yönde sürdüren Hrant Dink Vakfı olarak; tüm farklılıkların bir arada yaşadığı, ifade özgürlüğünün sonuna kadar kullanıldığı bir ülkeye kavuşma hayaliyle, ayrımcılıkla mücadele etmeye devam edeceğimizi saygıyla duyururuz.

Sürekliliği var

Hrant Dink Vakfı’na yapılan bu tehdit tesadüf olmadığı gibi münferit de değildir. Yakın dönemde olup bitenlerden sadece bazılarına baktığımızda “yeni” bir savaş konseptiyle karşı karşıya olduğumuz ve bu konseptin aslında sadece aktörlerinin ve koşullar gereği kimi biçimlerinin değiştiğini görürüz:

HDP için rutinleşen kayyımlar sürerken Ankara’da olduğu gibi parti binasının önünde basın açıklaması yapmak bile illegal muamelesi görmeye başladı. Bugüne kadar girilmemiş binalara girildi, insanlar öldüresiye dövüldü, Ömer Faruk Gergerlioğlu’na yapıldığı gibi milletvekili kameraların görüş alanı dışına çıkarılarak dövüldü.

HDP Batman il binası basıldı, yasal iznin dışına çıkan polis, gözaltı yapıyor, bilgisayarlara el koydu.

Gerilla mezarlıklarının tahrip edilmesiyle “ölülerinize de size de rahat yok” mesajı diri tutulmaya devam ediyor.

Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek’in cenazesini çıkarıp yakmaktan bahseden ırkçı faşistlere dokunulmadı ki, bu çürümüş ruhları öyle saldırgan kalsın!

İzmir’de henüz kim ya da kimler tarafından yapıldığı bilinmeyen bir gelişme yaşandı. Cami hoparlörlerinden “Çav Bella” marşı, ardından da Selda Bağcan’ın “Yuh yuh” parçaları çalındı. Tehditler havada uçuşurken bu gidişatın özeti İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından yapıldı. ‘90’ları çağrıştıracak bir cümleyi rahatlıkla sarfeden Soylu, yapanı bulduklarında cami dibinde ezan dinleteceklerini söyledi! Bunun manasını yakın tarih konusunda az çok bilgi sahibi olan herkes bilir.

Fakat saldırganlık muhalif kesimlere kılıç sallamakla kalmadı. Çapı giderek genişledi ve sola-örgütlü güçlere dönük olarak en pespaye biçimlerle devam ederek halka doğru yayıldı. Pandemi bahanesiyle ilan edilen sokağa çıkma yasağına riayet etmeyerek (!) kapılarının önüne çıkan halktan insanlar, polis tarafından bir yerlerden düğmesine basılmışçasına vahşice dövüldü, hakarete uğradı, “güç benim” dercesine devletin gücünü bileceksiniz mesajı verildi.

JİTEM adı altında yapılan elektronik tehditler devam ediyor, belli ki edecek. Bu peşrevlerle korku salma faslı düğmeye basıldığı anda başka bir düzleme geçecek, “silah patlayacak”! Emniyet Müdürlüğü’nün son ihalelerde bir toplumsal ayaklanmaya hazırlık, kontrgerilla tarzı savaşa yığınak anlamına gelen alımlarına baktığımızda da bu anlaşılıyor. O düzleme geçmemesi için yapılacaklarsa belli…