Irkçılık, İnsanlığın Düşmanıdır



Jose Marti ne güzel söylemiş: “İnsan beyaz olmanın, melez olmanın, zenci olmanın ötesinde bir şeydir: Anayurdumuz insanlıktır bizim…”


Prof. Dr. Ali ARAYICI / Paris

Son yıllarda, Avrupa’nın pekçok ülkesinde yaşayan göçmenlere ve sığınmacılara yönelik yabancı düşmanlığı, ayrımcılık, İslâm karşıtlığı ve ırkçı saldırılarda önemli artış oldu. Yıllar önce, Almanya’da, Türkiye kökenliler başta olmak üzere, yabancılara karşı ırkçı Nazi taraftarlarının saldırıları sonucunda evlerinde diri, diri yakılarak yaşamına son verilen onlarca göçmen emekçiyi anımsayalım. Almanya, Hollanda, İsveç, Danimarka, Belçika, İngiltere ve Fransa’da; Türkiye, Fas, Tunus, Cezayir, Asya ve Afrika kökenli göçmenlere yönelik ırkçı saldırılar devam ediyor.

Bundan bir süre önce, ABD’de siyahi George Floyd’un ırkçı polis şiddetiyle ölümü, İngiltere, İsveç, Hollanda, Belçika, Fransa başta olmak üzere, dünyanın birçok ülkesinde ırkçılık karşıtı gösterileri beraberinde getirdi. 2016’da, Paris yakınında polis aracında ölen 24 yaşındaki siyah Adama Traore için, Sarı Yelekliler’in de destek verdiği eylemciler “Adalet yoksa, barış da yok” sloganıyla sürüyor. Bugün, neredeyse dünyanın her tarafına yayılan covid-19 salgınının, ırkçılığı da önemli ölçüde körüklediğini unutmamak gerekir.

O halde ırkçılık ne demektir? Irkçılık kavramının dünyanın değişik ülkelerinde farklı biçimlerde ortaya çıkarak yeni baskı unsurlarının sürekli eklenmesiyle birlikte, yeni stratejileri benimsemeyi ve yeni yorumlar yapmayı beraberinde getiriyor. Bunun içindir ki, günümüzde ırkçılık sözcüğünün tanımı üzerine çeşitli yorumlar yapılması gayet doğaldır. Irkçılık, sadece “barbarlık”, başkalarının kendisinden farklılıklarını kabul ederek barış içinde “birlikte yaşamaya” saygı duymamak ve bunu reddetmek mi demektir?

Irkçılık kavramı

1978 yılında, UNESCO Genel Kurulu’nun 20. oturumunda, ırkçılıkla ilgili olarak “Irk ve Irksal Önyargı Bildirgesi” kabul edildi. Bildirge’de ırkçılığın tanımı şöyle yapıldı: “Irksal ya da etnik grupların doğası gereği üstün ya da aşağı olduğunu öne süren ve böylece kimilerinin, aşağı oldukları varsayılan gruplara egemen olma ya da onları dışlama yetkisi taşıdığını ileri süren, yani değer yargılarını ırk ayrılıklarına dayandıran her kuram, ırkçılıktır”.

Bununla beraber, bu bildirgede ırkçılıkla ilgili olarak şunlar da belirtiliyor: “Irkçılık, ırk eşitsizliğine yol açan ırkçı ideolojileri, önyargılı tutumları ayrım gözetici davranışı, yapısal düzenlemeleri ve kurumsallaşmış uygulamaları kapsadığı kadar, gruplar arasında ayrım gözetici ilişkilerin ahlâksal ve bilimsel yönden savunulabilir olduğu yolundaki asılsız anlayışı da kapsar.”

Irkçılık bir savaştır

Geçmişte olduğu gibi bugün de ABD, İngiltere, Fransa, Almanya gibi bazı gelişmiş emperyalist/kapitalist ülkeler, dünyanın birçok az gelişmiş ve gelişmekte olan ükesini sistemli bir şekilde sömürme amacı güttüğü içindir ki, süreç içinde halklar ve uluslar arasında ırk ve renk ayrımı uygulamasını da sürekli gündeme getiriyor.

Bilindiği gibi, ulusun birliğini ve dirliğini sadece üstün ırk anlayışıyla gerçekleştirmeyi hedefleyen Hitler faşizmi döneminin Almanyasında ırkçılık çok tehlikeli bir boyuta yükselmiş ve yaklaşık 50 milyon kişinin yaşamını yitirdiği İkinci Paylaşım Savaşı’nın başlama sinyalini büyük ölçüde vermişti.

Dünyada 50 milyon insanın ölümüne, bir o kadarının sakat kalmasına neden olan ve ekonomik olarak milyarlarca dolar zarara uğratan İkinci Paylaşım Savaşı, Hitler faşizminin “Germen” ırkının üstünlüğünü amaç edindiği bir savaştı. Bunun içindir ki, “Yahudi ve çingene soykırımı” başta olmak üzere, devrimciler, marksistler, sosyalistler, komünistler ve kendisinden olmayan tüm anti-faşist toplumsal güçlerin yok edilmesi amaçlandı.

Emperyalist/kapitalist ülkelerin buradaki asıl amaçları, yeraltı ve yerüstü zenginliklerini sömürdükleri ülkelerin kendilerine tam anlamıyla bağımlı olmalarının gayet doğal olduğunu ve başka herhangi bir alternatiflerinin olmadığı düşüncesini, onların beyinlerine iyice aşılamaktır.

Anayurdumuz insanlıktır bizim”

Hangi ülkede olursa olsun insanlar ırk, düşünce, cinsiyet, dil, dinsel inanç, renk, kültür ve çeşitli farklılıklarından dolayı dışlanmamalı, hor görülmemeli, göçe zorlanmamalı ve ayrımcılığa tabi tutulmamalıdır. Onların farklılıklarına saygı duyulmalı ve onları oldukları gibi kabul etmelidir. Bundan dolayıdır ki, insan odaklı ve insanı temel alan siyasal, toplumsal, sosyal, ekinsel, dilsel-dinsel, eğitsel-kültürel anlamdaki bütün etkinliklerin temelini bu amaç oluşturmalıdır.

Fransız şair ve denemeci Michel Leiris‘in ırkçılıkla ilgili olarak söylediği şu sözler, gerçekten anlamlıdır:

Çağdaş insan toplumları arasında değişik ölçülerde farklar bulunmasına karşın, bunun açıklaması, tüm insanlık için ortak bir atasal kökten farklılaşmalar yaratmış ırksal insan evriminde aranmamalıdır. Söz konusu farklar, kültürel farklılaşmaların ürünüdür ve biyolojik bir temel üzerinde açıklanamayacağı gibi, coğrafi çevrenin etkisiyle de açıklanamaz, hem de bu son etken görmezden gelinemeyecek kadar önemli olmasına karşın…

İspanyol sömürgeciliğine ve ırkçılığına karşı, Küba ulusal bağımsızlık ve özgürlük savaşını başlatan, 1895’te savaş meydanında yaşamını yitiren Latin Amerika halklarının “sembol” ismi şair, yazar ve ulusal kahraman Jose Marti ırkçılıkla ilgili olarak ne güzel söz söylemiş, hep birlikte okuyalım:

İnsanın şu ya da bu ırka bağlı olmaktan gelen hiçbir özel hakkı yoktur. İnsandan söz edince tüm halklardan söz etmiş oluruz. İnsan, beyaz olmanın, melez olmanın, zenci olmanın ötesinde bir şeydir: Anayurdumuz insanlıktır bizim.