Fatih Öktülmüş: Bugüne taşıdıkları, bize yaşattıkları



Sınıf mücadelesinin gerilediği ve çıkış yaratamadığınız bu dönemde ceketinizi alıp gitmek işin en kolayıdır. Kolay başarı peşinde koşanlar bu yolu yürüyemez


Fatih yoldaşın, Ölüm Orucu’nun 48. gününde (30.05.1984) yoldaşlara yazdığı mektuptaki (“Arkamızdan bizleri çok övüp toprak altında yüzümüzü kızartmayın olmaz mı”) cümlesine sadık kalarak yazmak istedim. Bu isteği, sadece o süreçte mücadele eden yoldaşlarına değil, gelecekteki yoldaşları için de bıraktığı mirasın kendisidir. 

Her sene Haziran yaklaştığında TTE dayatmasına karşı bedenlerini namluya süren Apo, Hasan, Fatih, Haydar ve Gezi Direnişi sırasında ölümsüzlüğe uğurladıklarımız aklıma gelir. Sınıfsız ve sınırsız bir dünya için mücadele etmiş ve bu mücadelenin zafere ulaşması için katledilen diğer devrimciler de… 

TİKB’nin kurucu kadrolarından biri olan Mehmet Fatih yoldaşı 17 Haziran 1984 yılında ölümsüzlüğe uğurlayalı 36 sene oldu. Yoldaşla ilgili yazılanları okurum. Yaşadığı dönemde onunla tanışan yoldaşların hafızalarına kazınan Mehmet Fatih’e dair anlatımlarını dinlerim. Onu her defasında yeniden tanımış gibi olurum. Her zaman içimde diri olan bir ateşi harlar Mehmet Fatih. Onun kurucularından biri olduğu, son nefesine kadar onun ilkelerine bağlı yaşayıp, ölümüyle de onların altını kalınca çizen mücadeleci komünist bir önderin profili olarak görürüm. Yaşam hattını komünizmin ilkeleri üzerine kuran, bundan hiçbir şekilde taviz vermeyen komünist bir önder…

TİKB, nihai hedefi olan komünist bir dünyanın inşasında o yolda yürümemizi sağlayan araçtır… Mehmet Fatih nezdinde diğer yoldaşlar da bu bilinçle hareket etmiş ve temellerimizi bu bilinçle atmışlar. Bu hareket kurulduğu günden bu zamana kadar devrim ve komünizm mücadelesini sürdürüyor, sürdürecek de…

Fatih’in genç bir işçi yoldaşı olarak bugün anlatmak istediğim, onun/onların temellerini attıkları o komünist yapının ruhunu yürüdüğümüz her alanda yüreğimizde ve bilincimizde taşıyarak yaşatmaya çalıştığımızdır… Ne yazık ki yoldaşı “örgütlü kimliğinden koparıp mahallenin abisi” yaklaşımıyla ele alan o tarih çarpıtıcıları, gücümüzün zayıfladığını fırsat sanıp onu “anı metası” olarak kullanma cesareti bulabiliyorlar. Kendi kavga kaçkınlıklarını Fatih üzerinden aklamaya çalışanlar ve yoldaşı “anılar” adı altında pespayece sömürenlerin yaptıklarının hem Fatih’e hem de TİKB’ye dönük karşı devrimci bir tutum olduğu ortadadır. Ki yoldaş hayatta olsaydı bu kişi/kişilere nasıl bir tavır belirleyeceğini tahmin etmek zor değil.

Mehmet Fatih yoldaş sadece hareketimizin değil Türkiye Devrimci Hareketi’nin ölümsüzlüğe uğurladığı yoldaşıdır. Anılar müsveddelerinin ucunu kaçırıp maceracı bir dille Fatih’i anlatma çabasına giriştikleri noktada Fatih’i Fatih yapan o değerlere düşmanlaşmış oldular. Fatih’i o bütünlükten kopartarak kendi mücadele kaçkınlıklarını resmettiler. Çok sevdikleri (!) Fatih’in, deyim yerindeyse mezarında kemiklerini sızlattılar.

O zıvanadan çıkmışlara karşı Fatih’i bugün yaşatan ve yaşatacak yoldaşları olarak tüm gücümüzle mücadele içerisindeki devrimci ısrarımız sürüyor. Fatih’in o ısrarcılığı gibi…



Yoldaşı düşünürken…

Mehmet Fatih hakkında birçok yazı okudum, tanıyan insanlardan onu dinledim ve son olarak mektubundaki satırlarda onun ruhunu hissettim. Mehmet Fatih’i hiç görmesem de tanıdım aslında. Yoldaşlık böyle bir şey mi diye düşünürüm bazen.

Saç telinden ayak tırnağına kadar komünist bir kişilik Fatih. 35 yaşında ölümsüzleşen bir komünist önder…

Hakkında anlatılanlar üzerinden değil, bugüne taşıdıkları üzerinden anlatmak isterim Fatih’i ve aslında kalemimi bıraksam ona dair akıp gider, bilirim. Fakat şunu da bilirim ki onu anlatmanın esas yolu onu yaşayabilmek ve bunu taşıyabilmektir.

Türkiye Devrimci Hareketi’nin zayıfladığı bir dönemi yaşıyoruz. İşçi sınıfının gerici ve şoven duygularla abluka altına alınıp bataklığa sürüklendiği ve en ufak toplumsal hareketlenmenin önünü kesmek için faşist saldırıların tırmandırıldığı bir dönem bu. Böylesi ağır dönemleri ancak Fatih’ler gibi komünizm davasıyla şaşmaz bir ilişki kurmakla onu yaşam felsefesi kılmakla göğüslenebileceğini onların yaşamlarından öğrendiklerimle biliyorum. Bu koşullarda çeşitli gerekçelerle kabuğuna çekilenler, kendi tükenmişliklerini bu gerekçelerle perdeleyenlere rağmen Fatih’in genç bir yoldaşı olarak bu mücadeleyi bir şekilde ileriye taşımaya çalışmak, bizlere emanet ettikleri bayrağı taşımak bir onurdur benim için.

Fatih’i yaşatma onurudur bu…

Halkaların birleşmesinden zincir oluşur. O zincirde bir halkadır Fatih ve bunu mütevazılığından dolayı değil kolektifin parçası olduğunu bilincine çıkarmış olmasından dolayı böyle bilir. Fatih Osman demektir, Tahsin demektir, Lale demektir, Nilgün demektir, Ethem demektir, Serdar demektir. Fatih TİKB demektir.

Mehmet Fatih son nefesine kadar proletaryanın kurtuluşu için devrim ve komünizm mücadelesini savundu. Tek Tip Elbise saldırısına karşı 1984 Ölüm Orucu’nda bedenini namluya süren yoldaşlarımızdan biriydi. Yoldaşlara “gönüllülüğünü” kabul ettirmek için cezaevi koşullarında şeker gönderebilecek kadar da incedir. Bu ısrarının içinde “kahramanlık” değil, yoldaşlarını kendisinden daha fazla sakınma, düşünme refleksi vardır. Onların sağlık durumlarının kötü olduğu kaygısı taşıyacak bir incelik… Sayısız haslete sahip olmasına rağmen onların mücadeleye katacaklarının kendisinin katacaklarından daha fazla olacağı düşüncesi, dolayısıyla devrim davasının çıkarlarına olan bağlılığı vardır. Bu Fatih’in yoldaşlarına ve TİKB’ye olan sorumluluğunun gereğidir ve aynı zamanda bize bıraktığı en anlamlı miraslardan da biridir.

İşçi sınıfı çalışması için Adana’ya gittiğinde hiçbir ilişkimiz olmamasına rağmen TİKB’nin kalesi konumuna gelen bir şehirdir Adana… Mimarıdır Adana’nın ve bu özelliğiyle nasıl bir sınıf örgütçüsü olmamız gerektiğinin kılavuzluğunu yapar bize halen.

Damdan düşer gibi olmadı bunlar. Sınıf çalışması zordur ve o zoru göğüsleyerek ısrarla bu yolu yürümeye çalışmamız, işçilerle ilişkilenişimiz Fatih’in, Fatih’lerin bize bıraktıkları ideolojik bir tutumdur aynı zamanda.

Sınıf mücadelesinin gerilediği ve çıkış yaratamadığınız bu dönemde ceketinizi alıp gitmek işin en kolayıdır. Onun zorlukları karşısında işçileri suçlamak, her zorlukta inancını aşındırmak yaygın bir eğilimdir. Kolay başarı peşinde koşanlar bu yolu yürüyemez. Yürüyemedikleri gibi de hamurları bozuksa kendi tükenmişliklerini çeşitli gerekçelerle süslerler. Bu yürüyüşte Fatih’lerin yaşadıkları zorlukları nasıl aştıkları, nasıl bir hatta yürüdükleri hiç akıllarına gelmez. Oysa onları düşünmek bile insana bambaşka bir güç veriyor.

Eğer bugün Fatih’in yoldaşı olarak görüyorsak kendimizi Fatih’in yaşamını örnek almak hiç zor değil.

Anlamak, anlatmak ve işçi sınıfının kurtuluşu için sosyalizmin inşasında kum tanesi olmak Fatih olmaktır, FATİHLEŞMEKTİR…