Cihan Çetin
Bugünlerde dolar, euro, altın “rekor üstüne rekor” kırıyor. Dolar ve euro, Türk lirası karşısında değer kazanırken altın tüm dünyada değerleniyor. Eğer TV’lerdeki ekonomi yorumlarını dikkate alırsak mevcut durum, sıradan birçok izleyicinin anlamlarını bilmediği pekçok ekonomik terimle açıklanmaya çalışılır. Ki bu açıklamalar zaten 2018’de vefat eden ekonomist Güngör Uras’ın deyimiyle “Ayşe Teyze ve filesi”ni değil kapitalistleri ilgilendirir. Ancak kapitalizm sadece kapital sahiplerini değil Ayşe Teyze’yi de derinden etkiler.
O zaman her gün şiddetlenerek artan yaşadığımız ekonomik krizi anlamak için işin temeline yeniden bakmak gerekir. Bu temeli işlemeden başlığımızdaki soruya cevap vermemiz zor olacağı için işin temelini biraz uzunca ele almak zorundayız.
Para ve meta
Marx, Kapital’de tarihsel olarak hem paranın ortaya çıkışını hem de paranın kapitalizmle ilişkisini parlak biçimde açıklar.
Marx öncelikle paranın “meta ama özel tür bir meta” olduğunu belirterek tarih içinde diğer değerli madenlerden farklı olarak altının özel bir meta olarak nasıl para olduğunu gösterir: “[Altının] para biçiminin diğer bütün metalar arasındaki değer ilişkilerinin bir tek metada üzerinde toplanmış yansımasından başka bir şey…” değildir. (Marx, Kapital-I, 98)
Bu anlamda “Mübadele sürecinin paraya dönüştürdüğü metaya [altına] kazandırdığı şey, o metanın değeri değil, özgül değer biçimidir.” (age, 99) Özetle artık paraya dönüşmüş bir meta olarak altının ilk işlevi mübadele sürecinde herbir metanın değişimini sağlamaya yarayan “metaların değer büyüklüklerinin kendilerini toplumsal olarak ifade etmelerini sağlayan malzeme” olmaktır. (age, 98)
Marx nihayetinde parayı şu şekilde tanımlar: “Değer ölçüsü olan ve dolayısıyla da ister kendi cismiyle isterse bir temsil aracılığıyla olsun, dolaşım aracı işlevini üstlenen meta, paradır.” (age, 133)
Başlığımızdaki döviz kısmını da ele alabilmek için, Marx’ın paraya dair diğer analizlerine aşağıda geri dönmek kaydıyla şimdi paranın banknot, kağıt biçimine göz atalım.
Kağıt para, der Marx, altını veya parayı temsil eden bir simgedir. Onunla meta değerleri arasındaki ilişki yalnızca buna dayanır: “Metalar, düşünce düzeyinde, kağıt paranın simgesel olarak temsil ettiği aynı altın miktarı ile ifade edilir. Kağıt para, yalnızca, düm diğer metalar gibi kendisi de bir değere sahip olan altının miktarını temsil ettiği sürece bir değer simgesidir.” (Age, 132)
Özetle kağıt para, altınla temsil edilmesi bağlamında ulusal sınırlar içindeki altının miktarını temsil eden değer simgesidir.
Tam burada -yazının sınırlarını çok dağıtmadan- dolar-altın ilişkisinin tarihine dair bir not düşmek gerekiyor. 1944 yılında, sonu IMF’nin kurulmasına giden Bretton Woods Anlaşması’nda “dolar altın ile dönüştürülebilirliğini koruyan tek para birimi” olmuş, ancak ABD yaşadığı ekonomik zorluklar nedeniyle altın-dolar dönüşümünü 1970 yılında kaldırmıştır. (Wikipedia, Bretton Woods Anlaşması maddesi) Bu durum Marksizme karşı bir argüman olarak kullanılmış olsa da Marksizm açısından doların altın dönüşümünün kaldırılması paranın dolaşım aracı işlevinin çok öncesinde paranın metanın emek-zamanla olan ilişkisinin dolayımsız ifadesinden başka bir şey değildir.
Para özel bir meta olarak değer aracı, fiyat aracı, ödeme aracı, gömüleme (birikim) aracı, hesap aracı olarak işlevlere sahiptir. Tam da bu çoklu ve özgül işlevlerinden dolayı para, metada ortaya çıkan her türlü çelişkiyi de bağrında taşır. Bu nedenle Marx “paranın ödeme aracı olma işlevinde dolaysız çelişkiyi” şu şekilde gösterir: “Ödemeler birbirini dengeledikleri sürece, para yalnızca düşüncede var olan hesap parası ya da değer ölçüsü olarak iş görür. Gerçek ödemelerin yapılması gerektiğinde, dolaşım aracı yalnızca geçici ve maddi değişmeye aracılık eden bir biçim olarak değil, fakat toplumsal emeğin bireysel cisimleşmesi, mübadele değerinin bağımsızlaşmış varlığı, mutlak ve evrensel meta olarak ortaya çıkar. Bu çelişki, para bunalımı diye isimlendirilen üretim ve ticaret bunalımları sırasında kendisini açıkça gösterir.” (age, 140, bold bana ait)
Marx’ın düşüncesini özetleyecek olursak para krizi aynı zamanda baskın toplumsal üretim biçiminin, üretim ve ticaret krizinin göstergesidir.
Para ve kapitalizm
Marx, “meta dolaşımını, sermayenin [kapitalin] çıkış noktası” olarak tanımladıktan sonra, “meta dolaşımının dolaysız biçimini” M-P-M (Meta-Para-Meta) “yani metanın paraya dönüşmesi ve paranın metaya dönüşmesi, satın almak için satmak” olarak tanımlar. (age, 151-152)
Ancak kapitalizmde M-P ilişkisi, yani “para olarak para ile sermaye olarak para” arasındaki ilişki değişir. Sermaye ilişkisinde, sadece para ilişkisi olan M-P-M ilişkisi sermaye olarak paraya P-M-P (Para-Meta-Para) ilişkisine dönüşür. Ancak der Marx, basit dolaşım olan M-P-M’de her iki uçtaki metanın “ürün mübadelesi, yani kendilerine toplumsal emeğin temsil edildiği birbirinden farklı metaların mübadelesi, burada hareketin içeri ve temsili” olurken “P-M-P dolaşımında durumun farklı olduğunu belirtir. (age, 154)
P-M-P’nin uçlarındaki para “metaların özel kullanım değerinin kendisinde yok olduğu değişmiş biçiminden başka bir şey değildir.” (age, 154) Ancak der Marx, “İlk önce 100 sterlin pamukla ve sonra aynı pamuk tekrar 100 sterlinle değiştiriliyor; yane, dolayısıyla bir yoldan para parayla, aynı şey aynı şeyle değiştiriliyor; bu işlem saçma olduğu kadar amaçsız gibi görünür”. (age, 155). Marx “saçma olduğu kadar amaçsız” P-M-P ilişkisinin “tam biçimini” P-M-ΔP olarak formüle eder.
“İşin sonunda dolaşımdan çekilen para, işin başında dolaşıma sokulmuş olandan fazladır. 100 sterline alınmış olan pamuk, diyelim ki, 100+10 sterline, yani 110 sterline satılmış olur”. (age, 155) Marx, P-M-ΔP olarak tanımladığı formülde ΔP’deki bu fazla olan kısmı Δ’yı, yani 110 sterlindeki 10 sterlini, “… başlangıçtaki değeri aşan kısma, artık değer adını veriyorum” der. (age, 155). P-M-P ilişkisinde “başlangıçta dolaşıma sokulan değer, dolaşımda sadece olduğu gibi kalmaz, değer büyüklüğü değişir, kendisine bir artık değer ekler, veya kendini değer olarak büyütür. Ve bu hareket onu [artık değeri] sermayeye dönüştürür.” (age, 155)
Marx, Kapital’de daha sonrasında kapitalizmin sırrı olan “artık değerin” hangi yollardan, nasıl üretildiğini sergilemeye girişir. Konumuz itibariyle artık değerin ortaya çıkışına dair detaylara girmiyoruz. Ancak Marx’tan yaptığımız kısa ancak en temel kanıtlamalarla şunu söylebiliriz: Kapitalizmde para P-M-ΔP ilişkisinin temelinde yer alır. Ve burada ortaya çıkardığı özel mülkiyet ilişkileri ve onun yarattığı sınıf içi ve sınıflar arası tüm çelişkiler, krizler, bunalımlar, çözümler hem M-P-M ilişkisini hem de P-M-ΔP ilişkisini belirler, etkiler.
Günümüzde sermayenin krizi
Marx’ın verdiği sermayenin (kapitalin) P-M-ΔP ilişkisinde amaç her zaman ΔP’ye yani Δ’ya, yani artık değere ulaşmak ve onu büyütmektir. Kapitalizmin tüm amacı artık değerdir. Varlık nedeni olan artık değeri elde etmek/büyütmek için yapmayacağı şey yoktur.
Kapitalizmin birikim, üretim, bölüşüm krizinin doruk noktası olan ’74 krizini aşma biçimi olarak 80’lerde başlayan ve adına neoliberalizm adı verilen süreç başladı. Revizyonist SSCB’nin yıkılması ile birlikte “tarihin sonu”, “tek kutuplu dünya”, “küreselleşme” tantanaları ile neoliberalizm dünya çapında atağa geçti.
Baş döndürücü gelişmelerin olduğu son 40 yıl içinde nihayetinde ortaya çıktı ki neoliberalizm Marx’ın ifadesiyle “…vicdan, şeref vb. gibi kendileri meta olmayan şeyler” dahil dünyadaki havadan suya kadar hemen her şeyin metalaştırıldığı ve bu metalar üzerinden artık değerin elde edildiği sürecin adıdır.
Taksim Gezi Parkı’nın sermayeye açılmasından Kaz Dağları’nın talanına, Kanal İstanbul’dan geyiklerin ihale yoluyla avlanmasına kadar aklımıza gelebilecek yığınla örnek neoliberalizmin “her şeyi metalaştırma” karakteristik özelliğini anlamamıza yardımcı olacaktır.
20. yüzyılın son 20 yılında ortaya çıkan neoiberalizm cenneti, 21. yüzyılın ilk 10 yılı dolmadan cehenneme dönüşmeye başladı. İç içe geçen süreçler olmakla birlikte neoliberalizmin önce birikim modeli çökmeye başladı. 2000’de teknoloji sektöründeki dot-com balonunun patlaması, ardından 2008’de ABD’de patlayan Mortgage krizi neoliberalizmin üretim ve birikim krizinin tepe noktalarıdır.
Neoliberalizm üretim ve birikim krizi hızlı biçimde kendisini bölüşüm krizi olarak da gösterdi. Kapitalizmin son aşaması olan emperyalizm (tekelleşme) döneminde dünyanın en zengin kişileriyle yarısından fazlasının yoksulluğu arasındaki uçurum çıplak gözle görülebilecek kadar derinleşti.
Neoliberalizmin özellikle bölüşüm krizi o kadar geniş toplumsal sınıf ve katmanları etkiledi ki Gezi İsyanı’ndan Arap Baharı’na, en son Etyopya – Lübnan ayaklanmalarından Güney Kore isyanlarına kadar pekçok ülkede/coğrafyada ortaya çıkan toplumsal patlama çok geniş kesimleri içine aldı.
Günümüzde covid-19’un ortaya çıkardığı etkilerin önemli bir sonucu da dünyada kapitalizminin yaşadığı bunalımı daha da büyütmesi oldu. Kapitalizmin üretim alanında özellikle teknolojinin getirdiği düzey sayesinde işçi sınıfı ile ilişkisinin artık olmadığını söyleyen, hatta kendilerine sol-sosyalist diyenler, pandemi sürecinde işçi sınıfı kapitalizm ilişkisine dair tükürdüklerini ürkekçe de olsa yalamaya çoktan başladılar.
Bugün hem dünya çapında hem de ülkeler bazında sermaye krizle baş etmeye, ondan çıkmaya çalışmaktadır. Sermayenin bugünkü merkezi konusu artık bugün toplumsal yaşamın her alanında kendini gösteren kapitalist sistem krizinin üstesinden gelme sorunudur. Fakat o hâlâ kendi cephesinden bu krizini aşabilecek yeni bir program ve model üretebilmiş değildir. Birbirinin önünü kesen karşıt dinamikler, ön kesmeler, bunların temelinde yatan iç çelişki ve çatışmalar onun açısından da süreci sancılı ve belirsiz hale getirmektedir.
Kapitalizmin çözümden uzak olmasının nedeni özel olarak neoliberalizmin bugün ortaya çıkardığı yıkımsa genel nedeni de kapitalizmin denizinin tarihsel olarak bitmiş olmasıdır. Çünkü ortalama bir tarih ve ekonomi bilgisine sahip olan herkesin fark edeceği gibi ekonomide Keynesyen politikalar ya da neoliberalizm siyasette faşizm gibi 20. yüzyılda üretilen burjuva “çözümler”in hepsi sonrasında patlak veren daha derin krizlere zemin hazırlayan kapitalist çözümlerdir.
Kapitalizm tarihsel olarak bugün artık öyle bir noktadadır ki, sermayenin kendini yenileme yeteneği dahi zayıflamış, manevra alanı fazlasıyla daralmıştır. Bu nedenle bulduğu her “çözüm” süre olarak bile kısa bir zaman dilimi sonrası daha da şiddetlenmiş yeni bir kriz dalgasının döl yatağı haline gelmektedir. Elbette bu kapitalizmin kendiliğinden yıkılarak tarihin çöplüğünü boylayacağı şeklinde kendiliğindencilik teorilerine ve edilgen beklentilere yol açmamalıdır.
Altın/Döviz Niye Artar?
Bugünlerde dünya genelinde altının, Türkiye içinse dövizin yükselmesi hem kapitalizmin yapısal niteliklerinden hem de kapitalist krizin ortak özelliğinden, kesişim kümesinden kaynaklanır.
Marx sermayenin formülünü P-M-ΔP olarak tanımlamıştı. Kapitalizmin en yüksek ve çürüyen aşaması olan emperyalizmde Lenin’in parlak biçimde gösterdiği gibi finans kapital, kapitalist üretimin merkezine geçer. Tekelci kapitalizm finans kapital üzerinden başta hammadde alanlarının hakimiyetine yönelirken P-M-ΔP ilişkisindeki ΔP’nın tekeller elinde yoğunlaşmasına yol açar.
Ancak emperyalizm neoliberalizm ile insanda, doğadaki hemen her şeyi metalaştırmayı merkezine alması ve emperyalizmin gelişkinlik düzeyinin de etkisiyle üretim anarşisini de doruğa çıkarıp aşırı üretim bunalımı içine girdi. Emperyalizm neoliberal modelin yarattığı güçle inanılmaz hızlarda artık ürün ve kâr elde ederken aynı hızla da kâr oranlarında düşme eğilimine girdi. Bugün kapitalizmdeki kâr artışı ile kâr oranının düşmesi arasındaki çelişki kâr oranındaki düşme lehinde çözülmüş görünmektedir.
Bu noktada dünya çapında sermaye, sermayenin en basit ve yoğun biçimi olan paraya, altına doğru yönelimini hızlandırdı. Altında dünya çapındaki dramatik yükselişin temel nedeni budur. Altına bu hücumun, kâr oranlarındaki düşüşü durdurmak mümkün olmadığı için sermayenin üretimden uzak durarak paranın gömüleme – biriktirme işlevine sarılması dışında bir anlamı da yoktur. Kısaca sermaye şu an kendisini kendi ürettiği krizin şiddetinden korumaya çalışmaktadır. Bir benzetme yapacak olursak deprem başlamış ve sermaye depreme karşı dayanıklı binalara doğru panikle koşmaya başlamıştır.
Altının dünya çapındaki konumuyla Türkiye’de dövizin konumu da aynıdır. Altın fiyatlarının Türkiye’de de yükselişi elbette dünyadaki gelişmeden kopuk değildir. Ancak dövizin Türkiye özelinde yükselmesinin nedeni, özellikle AKP eliyle yürütülen ve dış borçlanmaya bağlı emperyalist işbölümü içindeki kapitalist üretim krizinden kaynaklanır. Türkiye’de uygulanan neoiberal modelin -emperyalist krizle de ilişkili olarak- kâr oranlarında düşme eğiliminde freni patlamış haldedir. Türk tekelci sermayesi, emperyalist krizin de etkisiyle tıpkı altında olduğu gibi “parasını koruma” eğilime girerek döviz alımına yönelmiştir.
Okuyucu sanmasın ki bugün Türkiye’de döviz alanlar yabancılardır. Tam tersine, bizzat Türk tekelci sermayenin kendisi en büyük döviz alıcısıdır. Mevcut kriz öyle bir noktaya gelmiştir ki AKP’nin Türk tekelci sermayesi için ürettiği tüm yol ve yöntemler krizi çözmediği gibi daha da derinleştirmiştir. Bu nedenle Türk tekelci sermayesi de, en hafif deyimle krizden büyük yara almamak için kendi doğasına uygun hareket ederek döviz alışına, yani değerli para almaya yönelmiştir.
Hem dünya çapındaki emperyalist kriz hem de Türkiye’nin kendi krizi çok katmanlıdır. Bugün kendisini para alanında altın/döviz yükselişi ile gösteren kriz şu an için frenin patladığının göstergesidir. Çok uzak olmayan bir zamanda kriz kendisini üretimden ücretlere kadar pekçok alanda sarsıcı biçimde gösterecektir. Bu sarsıntılar o kadar güçlü olacaktır ki, ortaya çıktığı anda hem egemen sınıf içinde hem de karşıt sınıflar içinde siyasal alanda aynı şiddette kendisini gösterecektir. Öyle ki, Ayasofya’nın açılması ya da hilafet taleplerinin fütursuzca dillendirilmesi mazide kalan işlevsiz tartışmalara dönecektir.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!