İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi (İSİG), Temmuz ayında en az 164 iş cinayetinin yaşandığını, 2020 yılının ilk 7 ayında da 1098 işçinin iş cinayetlerinde hayatını kaybettiğini açıkladı.
Rapor, 4 Ağustos’ta altı yıl boyunca Beyrut Limanı’ndaki 12 numaralı depoda tutulan 2 bin 750 ton amonyum nitratın Afrika’da bir ülkeye sevk edilmesi esnasında meydana gelen ve 158 kişinin ölmesi, 6 binden fazla insanın yaralanması, 300 bin insanın evsiz kalması, 21’inin de kayıp olmasıyla sonuçlanan patlamaya ilişkin başsağlığı mesajıyla başladı. Raporda Dardanel ve Vestel ve diğer üretim alanlarında işçi sınıfının canını hiçe sayan sömürücü-zorba emek rejimi politikalarına da yer verildi.
Bütünüyle öngörülebilir ve önlenebilir olan bu tür patlamalara ilişkin olarak 2001’de Fransa Toulouse’da AZF Total suni gübre fabrikası ile 2015’te Çin’in liman kenti olan Tianjin’de onlarca insanın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan patlamaların da örnek verildiği raporda, “Dünyanın şimdiye kadar gördüğü en büyük endüstriyel felaketlerden biri de Lübnan’da gerçekleşti” denildi. Bu patlamanın nasıl bir aymazlık, siyasi yozlaşma sonucu gerçekleştiği ve ortaya hangi sonuçları çıkardığı anlatıldı.
Denizciler bir yıl boyunca ücretleri ödenmeksizin gemide mahsur kaldı
Amonyum nitrata 2014 yılında Moldova bayraklı Rhosus gemisinden el konulduğu belirtilen raporda; Teto Shipping’e ait bu geminin Gürcistan’dan yola çıkarak Beyrut üzerinden Mozambik’e gidecekken liman otoriteleriyle yaşanan bir anlaşmazlıktan sonra terk edildiği ve denizcilerin yaklaşık bir yıl ücretleri ödenmeden gemide mahsur kaldığı da hatırlatıldı.
Beyrut’u havaya uçurabileceği söylenmişti!
2 bin 750 ton amonyum nitratın yapılan denetimlerde “Beyrut’u havaya uçurabileceği” uyarısında bulunulmasına rağmen tam 6 yıl boyunca limanda kaldığı hatırlatılarak, “Diğer yandan Beyrut Limanı ülkenin ithalatının yüzde 60’ının yapıldığı ve yine ithal edilen tahılın yüzde 85’inin tutulduğu bir yerdi” denildi.
Bizde durum farklı mı?
Beyrut Limanı’ndaki patlamaya ilişkin bu ayrıntıların paylaşıldığı raporda Türkiye’deki riskli duruma ilişkin şunlar kaydedildi:
Hal böyleyken “Beyrut Limanı’ndaki bu büyük endüstriyel felakete, dönüp bir de ‘Bizim memlekette de 180 civarında liman var, savaşın hüküm sürdüğü Suriye’nin dibindeki, savaşın demir hurdasının aktığı İskenderun, asbestli gemilerin sökümün yapıldığı Aliağa, pek çok dolum tesisini çok yoğun bir yerleşim dokusu içinde barındıran Avcılar/Ambarlı, petrol boru hattı Botaş’a ait Ceyhan, şehri doğurmuş Mersin, sürekli patlayan fabrikaları ile kimya OSB’lerinin hemen dibindeki Tuzla Limanı…, acaba buralarda durum nasıl?’ diye kendine sorma sükuneti bulan kaç kişi olabildi acaba?”…
Raporda Beyrut Limanı’ndaki patlama sonrasında Türkiye’deki riskli tabloyu gözler önüne seren makalelerin okunması önerisinde bulunuldu.
Dardanel, Vestel ve diğerleri…
Rapor Dardanel ve Vestel’de ortaya çıkan korona salgını ve burjuvazinin işçiler için risk oluşturan bu koşullarda çarkların dönmesi için geliştirdikleri sömürü modellerini de irdeleyerek devam etti:
Bir yanda güvencesiz ve koronavirüse karşı önlem alınmayan çalışma koşulları diğer yanda işsizlik-açlık baskılanması. Sermayeninin işçi sınıfını güncel olarak cenderesine aldığı durum budur. Bugün Dardanel’de, Vestel’de, şantiyelerde, tekstil fabrikalarında, kargo firmalarında vs. yaşananlar işçi sınıfına karşı işlenen suçlar olarak tarihe geçmektedir.
MÜSİAD tarafından dile getirilen “kapalı devre çalışma sistemi” Dardanel’de fiilen hayata geçirildi. İl Hıfzısıhha Kurulu üretime ara verilmesi kararını vermesi gerekirken çalışmanın devamına ve işçilerin gösterilen yerde konaklamasına karar veriyor. Çanakkale Belediye Başkan Yardımcısı İrfan Mutluay’ın “Bir tarafta halk sağlığı, bir tarafta bayram öncesi işsiz kalacak insanlar vardı. Çok düşünemeden, yoğunluk içerisinde bir karar almak zorunda kaldık.” demesi işçi sınıfına sunulan seçenekleri özetlemektedir.
Vestel’de ise Beyaz Eşya Genel Müdürü Erdal Haspolat yapılan eleştiriler sonucu “Manisa’daki fabrikada 2 işçi koronavirüsten hayatını kaybetti, 380 işçi koronavirüse yakalandı.” açıklamasını yapmak zorunda kaldı. Ancak ne haftada 60 saati aşan çalışma saatlerinden ne de işçilerin bir bütün olarak çalışma koşullarından bahsetti. Yine Covid-19’dan ölen işçilerin ismini de söylemedi, biz hatırlatalım: 28 Temmuz’da Taner Arı ve 5 Ağustos’ta Ömer Tatlikalp tedavi gördükleri koronavirüs nedeniyle hayatlarını kaybettiler. Yine Vestel işçileri en az beş arkadaşlarını daha Covid-19 nedeniyle kaybettiklerini belirtiyorlar.
“Fabrikada virüs bulaşmış işçiler varken TSE Vestel’e ‘güvenli üretim belgesi’ nasıl veriyor? Yoksa bu belgeler işyerlerini olası davalar için koruma amacı mı taşıyor?”
Temmuz ayında 164 iş cinayeti
Temmuz ayında en az 164 işçinin iş cinayetlerinde hayatını kaybettiği belirtilen raporda 2020’nin ilk 7 ayına ilişkin iş cinayetleri bilançosu hatırlatıldı:
-Ocak ayında en az 114 işçi,
-Şubat ayında en az 133 işçi,
-Mart ayında en az 113 işçi,
-Nisan ayında en az 221 işçi,
-Mayıs ayında en az 165 işçi, Haziran ayında en az 188 işçi
-Temmuz ayında en az 164 işçi hayatını kaybetti.
2020 yılının ilk yedi ayında iş cinayetlerinde en az 1098 işçi arkadaşımızı kaybettik…
Temmuzdaki iş cinayetlerinin ayrıntıları
Raporda Temmuz ayında yaşanan iş cinayetleri nedenler, yapılan iş, statü, cinsiyet, yaş, göçmenlik, işkolu, örgütlenme durumuna göre şöyle irdelendi:
-164 emekçinin 140’ı ücretli (işçi ve memur), 24’ü kendi nam ve hesabına çalışanlardan (çiftçi ve esnaf) oluşuyor…
-Ölenlerin 3’ü kadın işçi, 161’i erkek işçi. Kadın işçi cinayetleri tarım, kimya ve sağlık işkollarında gerçekleşti…
-Yedi çocuk işçi can verdi. Çocuk işçi cinayetleri tarım, tekstil ve ticaret işkolunda gerçekleşti…
-Ölenlerin yaş ortalamasına baktığımızda: Kendi nam ve hesabına çalışanlar (çiftçi ve esnaf) 51 yaş, ücretliler (işçi ve memur) 39 yaş…
-51 yaş ve üstünde ise çalışırken ölen 43 emekçi bulunuyor: Çiftçiler ile tarım, gıda, kimya, büro, metal, inşaat, enerji, taşımacılık, sağlık, güvenlik ve genel işler işçileri…
-6 göçmen/mülteci işçi yaşamını yitirdi: 5’i Suriyeli ve 1’i Afganistanlı…
-Ölen işçilerin 7’si sendikalı. Sendikalı işçiler tarım, madencilik, inşaat ve belediye işkollarında çalışıyordu.
-Ölümler en çok tarım, inşaat, taşımacılık, kimya, metal, madencilik, enerji, belediye/genel işler, gıda, sağlık, güvenlik, tekstil ve ticaret/büro işkollarında meydana geldi.
-En fazla ölüm nedenleri sırasıyla ezilme/göçük, trafik/servis kazası, yüksekten düşme, elektrik çarpması, Covid-19, patlama/yanma, kalp krizi, zehirlenme/boğulma ve şiddet.
İş cinayetlerinin şehirlere göre dağılımı
11 ölüm Sakarya’da; 9 ölüm İstanbul’da; 8’er ölüm Bursa ve Kocaeli’de; 7’şer ölüm Mersin ve Zonguldak’ta; 6’şar ölüm İzmir, Kahramanmaraş ve Samsun’da; 5’er ölüm Antalya, Gaziantep ve Manisa’da; 4’er ölüm Kastamonu, Muğla ve Tekirdağ’da; 3’er ölüm Ankara, Aydın, Balıkesir, Denizli ve Diyarbakır’da; 2’şer ölüm Adana, Ağrı, Bolu, Çanakkale, Çorum, Edirne, Gümüşhane, Karabük, Konya, Mardin, Osmaniye, Şanlıurfa ve Cezayir’de; 1’er ölüm Adıyaman, Afyon, Aksaray, Amasya, Ardahan, Artvin, Bartın, Bayburt, Bilecik, Bingöl, Düzce, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Eskişehir, Hatay, Isparta, Karaman, Kayseri, Kırklareli, Kütahya, Malatya, Ordu, Rize, Trabzon, Uşak, Van ve Yunanistan’da yaşandı…
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!