PTT-Sen ve PTT-Kargo-Sen’de örgütlendikleri için işten çıkarılan taşeron işçilerin İzmir ve İstanbul’daki PTT Başmüdürlük binaları önünde başlattıkları direniş 18. gününde devam ediyor. Kadrolu işçilerle aynı işi hatta çok daha fazlasını yaptıkları halde asgari ücret sınırlarında çalışan, haftada nerdeyse 40 saat fazla mesai yaptıkları halde 15 saatleri çalınarak 25 saat yazılan; her gün 15-20 kiloluk paketlerle oradan oraya dolaşan, yemek yiyecek-su içecek yerlerden bile mahrum olan, PTT’nin diğer kadrolu çalışanlarının işlerini bile yüklenen, PTT’deki taşeron ağıyla paramparça edilip örgütlenmeleri engellenmek istenen, kurum içi katmanlı hiyerarşinin en alttakileri muamelesi görüp her türlü angaryaya, hakarete maruz bırakılan işçiler, yıllardır sayısız sendikalaşma denemesi ve bu denemelerin yarattığı sezgisel-bilinçsel birikimi kuşanarak kendi öz güçleriyle söz konusu iki sendikayı oluşturmuşlar. Aslında iki ayrı sendika olmaları bile kurum içindeki taşeronlaştırmanın, aynı işi yapanların bile farklı şirketlerde görülmesinin ifadesi.
Esas olarak sosyal medya mecraları üzerinden iletişim kurarak kendi özgüçlerine dayanan bir sendika örgütlemeye girişmelerinin öncesinde yaşadıkları sendikalaşma deneyimlerinden süzdükleri birikimle yaklaşık 5 bin arkadaşlarını örgütlemişler. Sömürü ve baskının canlarına tak ettiği PTT taşeron işçilerinden hızla karşılık bulmanın ve o çarkın içinde ezilmenin ne demek olduğunu bizzat deneyimlemenin enerji ve ısrarıyla yürüttükleri örgütlenme çalışmalarının tadını almış olmanın heyecanını halen yaşıyorlar. “Direniş alanı olmasa biz şimdi hangi toplantıları yapıyor, daha kaç işçiyi sendikamıza katıyor olacaktık” diye ifade ediyorlar bu istek ve kararlılıklarını. İçerdeki çalışmalarını soruyoruz, işçilerin kaygı duysalar da sendikadan istifa etme baskılarına direndiklerini, bu direnişin kendilerinde bir güven yarattığını, çünkü atılanların hemen hepsinin sendikayı örgütleyen işçiler olduğunu, bunun bile işçilerde “bizi yarı yolda bırakmadılar, işlerinden oldular ama bakın buna da direnerek yanıt veriyorlar, hepimiz için direniyorlar” duygusunu pekiştirdiğini anlatıyorlar.
Konuştuğumuz PTT Kargo Sen Genel Başkanı Naim Çakırgöz direnişe gitmeden önceki süreci ve sonrasını şöyle anlatıyor:
15 Kasım 2020’de Kadıköy’de bir basın açıklaması yaptık. Çünkü Ege ve Marmara bölgesinde çoğunluğu sağladığımıza dair belge almıştık. PTT firmaların bunu hukuki sürece taşımalarını istedi. Biz de bu süreci dillendirmek aynı zamanda iş yükünün artışı, mobbing, baskı ve PTT’nin sendikamızı tanımamasını dillendirmek için bir basın açıklaması yaptık, bunu da birçok yerde paylaştık. O basın açıklamasının üstünden 10 gün falan geçince iki sendikanın yönetimine direkt darbe vurdular. On üç kişi ya ücretsiz izne çıkarıldık ya da kod-29’dan işten atıldık. Bu sadece sendikamıza yapılan bir şeydi.
Biz bunun hukuksuz, keyfi bir uygulama olduğunu içeriye bildirdik. Son verilmesini istedik, ama son vermediler. Kararlarından vazgeçmeyeceklerini söylediler. Biz de bunun üzerine sosyal medya hesaplarımızdan İzmir ve İstanbul’daki PTT Başmüdürlükleri önünde basın açıklaması ve oturma eylemleriyle direnişe başlayacağımızı açıkladık.
Bunu sosyal medya hesaplarımızdan duyurduğumuz gün PTT Genel Müdürlüğü tarafından verilen talimatla merkez müdürlerine ve firma sorumlularına bir mesaj gitti. Firma sorumluları da o mesajı merkezlerdeki çalışanlarının WhatsApp gruplarına attılar.
https://twitter.com/pttsendika/status/1346032675824553985?s=20
Biz o mesajla ilgili hukuki süreç de başlattık. Mesajı tam hatırlamıyorum ama şöyle demek istemişti: ‘Eylemlere başlayacak olan PTT çalışanlarının tamamını işten çıkaracağız’ diyordu. Açık açık tehditti, PTT bizim bunu dillendirmeyeceğimizi düşündü, sonradan inkar etti ama hiçbir iler tutar yanı yoktu. Biz bunu dillendirdikten sonra eylemimize başladık.
Bu sürecin başında yaklaşık 200’e yakın istifa oldu sendikamızdan. Diğer sarı sendikalar da işin içine girmişti, çünkü ortak hareket ediyorlardı. Sonra eylemimiz meşrulaşmaya, kamuoyu oluşturmaya başlayınca bu değişti. Çünkü eylemimiz hem PTT içinde hem de pandemi sürecinde bir kamu kuruluşu önünde bir sendikanın yaptığı ilk eylem olmasıyla dikkat çekiyordu. İşçi gözüyle baktığın zaman bunun çok güzel avantajları var.
O 200 istifaden sonra işçilerde şöyle bir şey oluştu: PTT tarafı sendikamıza darbe yapıyor! PTT yönetimi şunu düşündü: ‘Yetkiyi düşürürüz, üyeler istifa eder, çünkü sendikayı lağvettik’… Biz bu direnişe başladıktan sonra üyeler geri gelmeye-artmaya başladı, tam tersine işçi bize bütünüyle sahiplenmeye başladı. Bu bir onur davası dedi.
Şu ana kadar hiçbir sendikanın yapmamış olduğu şeyleri yapıyoruz. Tamamen sahada olduğumuzu net bir şekilde gördüler, bu hukuksuz gidişatı eninde sonunda durduracağımızı gördüler. Her ne olursa olsun hiçbir baskıya, mobbinge boyun eğmeyeceğimizi gösterdiğimiz bir eylem olduğu için çalışanlar arasında ciddi şekilde bir kenetlenme oluştu.
Çakır bu süreçte içerdeki üyelerinin ruhsal bütünleşmesinin arttığını şöyle özetliyor:
Merkezlerdeki temsilcilerimizle görüşüyoruz, aidiyet duyguları artmış işçilerin. Görüşleri sağ ya da sol olsun fark etmez, gerçekten bir kilitlenme oldu. PTT’nin yapmış olduğu hamle kendi içinde boşa düşmüş oldu.
Kararlılıklarını, “Vazgeçmeden direneceğiz, kamuoyuna da yöneticilere de kararlılığımızı hissettiriyoruz” diyerek vurgulayan Çakır, A-B-C planlarının olduğunu, 15 gün sonra farklı, bir ay sonra daha farklı eylemler gerçekleştireceklerini, bu konuda şimdilik ayrıntılı bilgi veremeyeceğini belirtiyor.
Şu ana kadar PTT yönetiminden herhangi bir muhatap olma durumu olup olmadığı sorumuza “Muhatap olan olmadı. 12 yıldır çalışıyorum. Sendika yöneticilerinin hemen hepsi 10 yılın üzerinde çalışıyor. Hiçbirimizin hakkında tek bir tutanak yok. Hiçbir gerekçe olmadan atıldık, hem de Kod-29’dan atıldık! Muhatap olmak bir yana işçiler karşısında egoları ezildi, bundan nasıl çıkarlar bilmiyoruz, bizi de ilgilendirmiyor. Eylemlerimizin dozu arttıkça muhatap da olmak zorunda kalacaklar” şeklinde kendi güçlerine ve haklılıklarına olan inancın altını çizen bir yanıt veriyor.
PTT’nin taşeron işçilerin yaşadıkları ayrımcılıkları, eşitsizlikleri “Eşit işe eşit ücret yok, 10 kalem işin 9’unu taşeron yapıyor. PTT’de 41 bin çalışan var. Bunun 14 bini taşeron. 3 bini temizlikçi. İHS’li var, 399’lusu var, 657’lisi var hepsini topladığında bu işin gerçek yükünü yani en ağır kısmını -kargo taşımacılığından lojistiğine kadar taşeron içi yapıyor. Hatta angarya bir yana memurların yapması gereken resmi belgelerin taşınması işi bile taşeron işçilere yaptırılıyor” diye anlatıyor.
Son Sayıştay raporlarına da yansıdığı gibi 1,2 milyarlık yolsuzluğun söz konusu olduğu kurumdaki keyfiyetçiliği, adam kayırmacılık ve yolsuzlukları kısaca anlatan Çakır, sendikalara, demokratik kitle örgütü ve kurumlara destek ve dayanışma ziyaretleriyle direnişi sahiplenme çağrısı yapıyor.
Bu direnişin bir hak kaybına karşı başlatılan bir direniş olmadığını, bir dik duruşu ifade ettiğini, desteklenmesi ve büyütülmesi gerektiğini vurgulayan Çakır, “PTT Genel Müdürlüğüne de sesleniyorum eninde sonunda kaybedecekleri bu davadan vazgeçsinler. Muhatap olmaları lazım” sözleriyle kararlılık ve özgüvenlerini ifade ediyor.
Sözlerini, “Ücretsiz izne çıkarılan ya da 29-kod’dan atılanların işe alınması, firmaların TİS yetkimize itirazlarını kaldırmaları, mobbing ve baskıdan vazgeçmeleri, eşit işe eşit ücretin verilmesi” gibi taleplerini yineleyerek bağlayan Çakır, mutlaka kazanacaklarına olan inancını yineliyor.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!