Diller üzerindeki tekçi, asimilasyoncu, zora dayalı politikalara son!



Dünya Anadil Günü vesilesiyle açıklama yapan İHD, “‘Kürt Sorununun’ çözümü ve toplumsal barışın sağlanmasının en temel ilerleme araçlarından birisi kuşkusuz her bireyin kendisini ait hissettiği topluluğun dili ile özgürce gerçekleştirme olanaklarına kavuşmasıdır.” diye belirtti, anadil üzerindeki baskıcı, asimilasyoncu politikalar son verilmesini istedi


İnsan Hakları Derneği (İHD), 21 Şubat Uluslararası Anadil Günü’yle ilgili olarak “Anadil haktır, Dünya Anadil Günü tüm halklara kutlu olsun” başlığı taşıyan açıklamada, “Topluluklar dilleriyle var olurlar. Dili olmayan toplulukların topluluk olarak varlıklarını devam ettirmeleri oldukça zordur.” diyerek, asimilasyoncu politikalara son verilmesini istedi. UNESCO’nun 17 Kasım 1999 tarihinde 21 Şubat’ı Uluslararası Anadil Günü olarak ilan ettiği, 2000 yılından bu yana da dünyada kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği desteklemek amacıyla “Dünya Anadili Günü” olarak kutlanmaya başlandığı hatırlatılan açıklamada, Dünya Anadili Gününün 23. yılında ne yazık ki Dünya üzerinde diller yok olmaya devam ediyor ve pek çok dil de tehdit altındadır. Yok olan diller ve tehdit altındaki diller azınlık ya da kendi egemenliğine ve anadilinin kullanımına dair inisiyatif kullanma hakkına sahip olamayan toplulukların dilleridir.” denildi.

Anadilin eğitim hakkı olarak tanımlanması insan hakkıdır!

Anadilin topluluk bireylerinin en kolay sosyalleştiği, etkileşimde olduğu ve gelişimini en rahat devam ettirebildiği bir dil olduğu kaydedilen açıklamada, O nedenle anadilinin eğitim hakkı olarak tanınması bu bağlamda temel bir insan hakkıdır ve anadilinin yaşamın her alanında kullanılabiliyor olması temel insan haklarındandır. Anadilde eğitim hakkına kavuşabilmiş olan toplulukların her anlamda gelişimi daha fazla olacak ve topluluklar arasındaki eşitsizliği de ortadan kaldıracaktır. Ayrıca, yapılan bütün araştırmalar anadilinde eğitim gören çocukların pedegojik olarak daha başarılı oldukları görülmektedir” tespitleri yapıldı.

Egemen ulusun dili diğer topluluklara da dayatılıyor

Anadilin halklar açısından bu denli önemli bir yerde durmasına rağmen rağmen, dünya üzerinde egemen olan devletlerin asimilasyoncu politikaları, tekçi uygulamaları nedeniyle egemen ulusun dilinin diğer topluluklara da zorunlu hale getirildiğine işaret edilen açıklamada, “Oysa anadil toplumların varlıklarının, kimliklerinin ve kültürlerinin en önemli aktarıcısıdır ve göstergesidir. Topluluklar dilleriyle var olurlar. Dili olmayan toplulukların topluluk olarak varlıklarını devam ettirmeleri oldukça zordur.” ifadelerine yer verildi.

Diller üzerindeki tekçi, asimilasyonu politikalara son verilmelidir!

Dünya üzerinde yok olan, tehlike altında olan ve konuşulan tüm dillerin insanlık aleminin ve insanlık tarihinin ortak değeri olduğuna vurgu yapılan açıklamada, “Diller üzerinde tekçi ve asimilasyoncu politikalar ve zor aygıtları kaldırılmalıdır. Halkların kendi dillerinde konuşma, eğitim alma, yaşamlarını ve kültürlerini devam ettirmeleri sağlanmalıdır.” denilerek, dilsel ve kültürel çoğulculukla toplumların barış içinde bir arada ve özgürce yaşamalarının sağlanabileceği kaydedildi.

Türkiye’de Türkçe dışındaki diğer diller fiilen yasak!

Türkiye’de konuşulan 3 dilin kaybolduğu, 15 dilinse kaybolmak üzere olduğuna dikkat çekilen açıklamada, çok sayıda dil olmasına rağmen, Türkçe dışındaki dillerin fiilen yasak olduğuna vurgu yapıldı. Bazı diller 5’inci sınıftan başlamak üzere seçmeli ders olarak okutuluyor görünseler de sayısız engelle bunun fiilen uygulanmadığı dile getirilen açıklamada, şu noktaların altı çizildi:

Ülkemizin çözüm bekleyen en temel sorunlarının başında gelen “Kürt Sorununun “çözümü ve toplumsal barışın sağlanmasının en temel ilerleme araçlarından birisi kuşkusuz her bireyin kendisini ait hissettiği topluluğun dili ile özgürce gerçekleştirme olanaklarına kavuşmasıdır. Her çocuğun anasından doğduğundan itibaren hiçbir eğitime tabi olmadan iletişim kurduğu dili özgürce öğrenmesi ve tüm toplumsal süreçlere anadili ile dahil olabilmesinin olanaklarını sağlamak uluslararası evrensel belgelerde devletlerin yükümlülüğü olarak belirtilmiştir.

Türkiye başta Çocuk Hakları Sözleşmesi olmak üzere taraf olduğu evrensel insan hakları belgelerinde farklı dil, kültür ve inanç değerlerinin öğretilmesi ve yaşatılmasına olanak veren maddelerdeki çekinceleri derhal kaldırmalıdır. Eğitim alanında eşit ve özgürlükçü bir ortamının her çocuk için sağlanabilmesi için BM-UNESCO “Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Sözleşmesine” taraf olunarak gereği yerine getirilmelidir.