Alınteri: Geçtiğimiz günlerde 7 devrimci yapı (Alınteri, Demokratik Bölgeler Partisi, Devrimci Parti, Ezilenlerin Sosyalist Partisi, Mücadele Birliği Platformu, Partizan, Sosyalist Meclisler Federasyonu) birleşerek BMG’ni kurdu. Herkesin “birleşmiyorsunuz, dağınıksınız, parça parçasınız” diye eleştirdiği bu yapıların oluşturduğu Birleşik Mücadele Güçleri’nden beklentiniz nedir? Sizce bu güçler ilk olarak neye el atmalı, ne yapmalı?
Mühendis / Ankara: Devrim! Tabii ki şaka değil ama biraz daha realite istiyorsa soru şöyle diyebilirim: Yoksulluk, işsizlik, emek sorununun öncelikli olarak çözülmesi! Bu tek başına yetmezmiş gibi görünebilir ancak bu tek başına bir sorun değil zaten. Belki de bütün diğer sorunların yaratılma sebebi. Diğer bütün alt kimliklerle uğradığımız şiddetin hepimizdeki ortak paydası.
Aslında ele alınmayacak hiçbir konu kalmadı, eğitimden sağlığa, işsizlikten, üniversitelerin durumuna, nefret politikalarının -Kürt düşmanlığı, Alevi düşmanlığı, kadın düşmanlığı, eşcinsel nefreti gibi felç ettiği sosyal hayata ve daha niceleri.
Fakat bütün bunların önünde duran esas sorunun sınıf meselesinin yarattığı uçurum olduğunu düşünüyorum. Yoksulluk ve işsizlik meselesinin özellikle yoksullaştırılan halkın üzerinde kurdukları bilinçli politikalar ile sümen altı edilmeye çalışılmasının yıllarca maalesef din-bayrak odaklı söylemlerle başarıya ulaşmasını elbette yadırgamıyorum ve bunun beraberinde getirdiği değişimin sosyal hayatta nasıl yıkıcı bir hale geldiğini görmek de hiç zor değil. Fakat aynı irade artık yoksulluğun neredeyse bir ibadet olduğunu söylemeye, sebat etmeyi tavsiye etmeye başladı. Bu hikaye artık sonlanıyor diye okuyorum ben bunu. Muhalifler zaten uzun yıllardır bunu dile getirdi ve bu bozgunculuk olarak dillendirildi. Yani fetva bize değil. Bu fetva iktidarın kendi tabanına.
Salt İktidar eleştirisi üzerine kurulu muhalif politikaların da işe yaramadığı ortada. Yoksulluklarının nedenini sorgulatan, haklarını hatırlatan, onurlu ve insanca yaşamanın ne demek olduğunu hatırlatan bir mücadele şekli edinmek gerekiyor.
Diğer en önemli konu için Kürt halkının uğradığı ayrımcı şiddet politikasının bir an önce durdurulması üzerinde politika geliştirmek, çalışmak diyebilirim. Son günlerde HDP’nin iki talihsiz tutumu bu konuda ciddi olarak hayal kırıklığına neden olsa da esasta durduğum yeri değiştirmez. Bütün bunların ancak Kürt Türk halklarının faşizme ve ırkçılığa karşı ortak mücadelesiyle aşılacağını düşünüyorum.
Alınteri: Her türlü zoru ve zorbalığı kullandığı halde rejim toplumun büyük bir çoğunluğuna boyun eğdiremedi. Kürtler, kadınlar, gençler, doğasına sahip çıkan köylüler direniyor. Siz de bu dinamiklerin bir parçasısınız, bu dinamikleri bir kanalda birleştirebilmek için somut olarak herkes kendi çapında neler yapabilir, neler yapmalı?
Mühendis / Ankara: Ben soruyu ‘bireysel olarak ne yapmalıyız’ gibi anlıyorum. Tek tipleştirme çabası, biat isteme, aşağılama, hor görme, işsiz bırakma, zulmetme, adaletsizlik, güvencesiz yaşam… ne ararsanız var. Sadece toplumun bir kesimine değil artık her yere saldıran bir sistem var.
Hepimiz kendi yaşamımızdan başlıyoruz tabii ki. Sahip olduğumuz tüm kimliklere sahip çıkarak bu durumun beraberinde güçlü bir politik kimliği de zaten beraberinde getireceğini düşünüyorum. Fakat bu tek başına yetmiyor. Bunu biliyorum. Bu sahip çıkmanın gereklerini yerine getirirken yetmiyor. Bir başınalık hissi yılgınlık yaratıyor.
Kendimce bulduğum yegane çözüm duyarlılığımı yitirmeden, onurlu bir yaşamın koşullarını yerine getirmek; hakkımı yedirmeden, sistem politikalarının kumpasına düşmeden, dünyaya ve hayata at gözlükleriyle bakmadan yaşamak ya da yaşamaya çalışmak gibi… Bütün bu ötekileştirmelere bir yerinden muhatabız bizde aynı sorunlarla. O nedenle Olimpos’ta oturur gibi konuşmaya da gerek yok.
Kadın olarak, işçi olarak, muhalif olarak uğradığım haksızlıklar üzerinden diğer insanlarla empati kurmak hiç zor değil.
Kürt olmak, Alevi olmak, eşcinsel olmak gerekmiyor bütün bu olanların bir insanlık sorunu olduğunu görmek için…
İnsanların temas halinde olduğu bir yapı varsa bütün bu meseleler üzerinden durduğu yeri sorgulaması ve sorgulatması gerekiyor.
Dayanışma kanallarını kullanarak grevdeki işçilere, kadın platformlarına, öğrenci örgütlenmelerine ellerinden geldikçe önceliklerine göre destek vermek. Şimdi öncelik grevdeki işçiler mesela.
Nefret politikalarının tuzağına düşmemek gerekiyor; “Soma’daki işçi de ama AKP’ye oy vermişti, sürünsün” gibi bir karşı tutum söylemi dahil. İşçilerin mücadelesinin yanında olmak gerekiyor.
Çalıştığımız yerlerde, yaşadığımız yerlerde kimlikleri nedeniyle ötekileştirilen insanların yanında durmak gerekiyor.
Dostluğu, güveni, dayanışmayı güçlendirmek gerekiyor.
Şimdilerde insanlara gülümseyerek konuşabilmek bile gerçekten devrimci bir eylem.
Alınteri’nin notu: Bu iki soru doğrultusunda görüşlerinizi bizimle paylaşırsanız ortak mücadelemize katkıda bulunmuş olursunuz:
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!