İstanbul Üsküdar’daki Validebağ Korusu, kentin içinde doğal yapısı korunabilmiş, 1. Derece Tarihi ve Doğal Sit Alanı statüsündeki son koru. Üsküdar Belediyesi ve Çevre Şehircilik Bakanlığı, yapay peyzaj projeleriyle burayı da tıpkı Fethi Paşa Korusu gibi dönüştürmek istiyor. Yıllardır aynı zamanda çeşitli yapılaşma girişimlerinin de hedefi olan Koru, bölge halkı tarafından korunmasa…
Koru’nun çevresindeki lüks yapılaşmayla girişilen yağma planı, sanki Koru o binaların özel alanıymış gibi yapay bir peyzaj planıyla devam ettirilmek isteniyor. Üsküdar Belediyesi’nin “yolları düzenleyeceğim” diyerek giriştiği işler bu amaca dayanıyor. Doğal patika özelliğine sahip yollara ısrarla kum dökmeye çalışıyor, arkasından belli ki asfalt ve başka şeyler yapacak. Yıllardır gerek hukuki gerekse fiziksel olarak Koru’ya dönük bu türlü girişimi engellemeye çalışan bölge halkı son olarak 21 Eylül’de adeta bir şafak baskınıyla uyandı. Koru’ya sokulan çok sayıda iş makinesini durdurmaya çalıştı. O makineler içeri girdi, o asırlık yollara moloz ve niteliği belli olmayan, içinde cam kırımlarının bulunduğu kumlar döktü.
19.yy’a dayanan tarihiyle, 354 dönümlük alanıyla İstanbul’un ciğerlerinden biri olan Validebağ Korusu o gün yıllardır bekçiliğini yapan halkın sivil kişilerce darbedildiği bir alana dönüştü. O kamyonların önüne duran, dökülen kumların üzerine oturarak çalışmayı engelleyen insanlar kendilerine saldıran bu kişilerin polis olduğunu düşündü. Önceki girişimlerde de aynı ekip üzerlerine çullanıyordu. Şimdiye kadar bu ekibi sivil polis olarak düşünen Koru’yu savunanlar, 21 Eylül’deki şafak operasyonunda darbedilmeleriyle ilgili yaptıkları suç duyurusunda onların aslında polis olmadıklarını öğrendi. Polisin yaptığı incelemelerde polis olmadığı anlaşılan bu kişilerin kim olduğu ciddi bir soru işareti.
Darbedildik, yerlerde sürüklendik!
21 Eylül’de Koru’yu savunurken darbedilen nöbetçilerden Hikmet Durukanoğlu’yla bu konu hakkında kısa bir röportaj yaptık. 21 Eylül günü sabah 05:00’de Koru’da bulunan Durukanoğlu o güne ilişkin şunları belirtti:
Üsküdar Belediyesinin buraya yapmaya çalıştığı tüm işlemler hukuksuzdur, biz o hukuksuzluğa karşı yapılan işlemi durdurmaya çalıştık. Biz onları durdurmaya çalıştıkça onlar da bizi engellemeye çalıştı. Bu engelleme süreci darba kadar vardı. Birçok kadın arkadaşımız özellikle bu süreçte darp gördük, yerde sürüklendik. Özellikle ilk saatlerinde karşımızda orantısız bir güç vardı. Çok engelleyemesek bile epey bir direniş sergiledik. Ne zaman sayı artmaya başladı Huzurevi girişinde, onun etkisiyle durdurmak zorunda kaldılar zaten. Daha sonra zaten döktükleri kumları almaya kadar giden bir geri adım attılar.
Suç duyurusunda bulundunuz, bununla ilgili bilgi verir misiniz?
Önce darp raporumuzu aldık, bunun üzerine suç duyurusunda bulunmaya gittik. Koru Bulugurlu’ya bağlıymış, suç duyurumuzu Bulgurlu Karakolu’na yaptık. Tabi orda öğrendik ki bizi darbedenler polis değilmiş. Biz de aslında orda bulunan sivil unsurların bir kısmının zabıta olabileceğinden şüphelendik. İfademizi de o şekilde verdik, polis de olabilir zabıta da diye… Ama polis memurları görüntülere baktıkları zaman dediler ki “bunlar polis değil”. Hatta kadın polis olduğunu düşündüğüm iki kişi hakkında ısrarla “Üsküdar’da böyle kadın polis yok” dedi.
‘Biz devletiz’ demişler…
Derken, olay hakikatten çok ciddi bir boyut kazandı: Kimdi bunlar! Ben onları hep polis olarak algıladığım için sormayı unutmuşum. Ama soran arkadaşlarımız olmuş, kimlik istendiği zaman zaten göstermemişler. Nerden görevlendirildiklerine ilişkin kağıt da istenmiş onu da göstermemişler. Hatta biri galiba “biz devletiz” gibi bir laf etmiş, bu tür bir söylemde bulunmuş, kimlik falan göstermeden.
Ama şunu biliyorum o gün ilçe emniyet müdürü, yardımcılar vs. onları biliyoruz. Onlar da ordaydı, bunu biliyoruz. Ama bize müdahale eden polis gücü değil, bunlar oldu.
Biz bilseydik bunların polis olmadığını, o zaman polisi göreve çağıracaktık. Kim bunlar, bizi niye bunlar darbediyor, görevinizi yapın diye…
Yani böyle çok garip bir durumla karşılaştık. Bunun da çözülmesi lazım. Bu durumla ilgili bir suç duyurusunda daha bulunacağız. Darpla ilgili bulunduk. Polis olmadıkları açığa çıktı. “Bunlar kim?” diye bize sordular. Biz de “bunu da artık siz araştırın, biz polis olduklarını sanıyorduk” dedik.
Zabıta sivil kıyafetle gelebilir mi, bunu Meclis üyelerine sorduracaklar. O suç unsuru. Ki polisler özellikle dedi, “polis resmi kıyafetle olur, olmasa bile ya yeleği vardır ya da yakasında numarası, silahı olur, bu kriterler bu kişilerde yok” dedi. Biz de polise ‘o zaman bunları bulmak da sizin göreviniz’ dedik. Bunun da biz takipçisiyiz.
Üsküdar Belediyesi ot kesme işine de aynı ekip geldi. O zaman ben çevik kuvveti sivil getirmişler sandım, o zaman da aynı kişiler vardı ekipte. Ama şimdi başka bir şey… Belediye’nin Koru’ya yönelimi sürdüğü müddetçe bu tarz girişler muhtemelen tekrar olacak. Ama biz de buna hazırlıklı olacağız. Şimdi bunlar kimdir, kimliklerini öğrenmemiz gerekiyor. Olayın takipçisiyiz.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!