Halkın temel tüketim kalemlerine ardı ardına bindirilen zamlar, tırmanan enflasyon, işçi kıyımları, yapısal bir sorun haline gelen milyonların işsizliği, enflasyon karşısında eriyen ücretler… Kapitalist sistemin yapısal krizi Türkiye gibi ülkelerde elle tutulur bir ekonomik-sosyal yıkım olarak seyretmeye devam ediyor. Bu krizin dünya çapındaki etkileri büyüdükçe yıkımın şiddeti de artıyor. Üstüne bir de faşist iktidar koalisyonunun ekonomik-siyasi-kültürel politikalarının yarattığı ek istikrarsızlıklar biniyor. İşgalci-yayılmacı bölgesel politikaların faturası bunların başta geleni. Yandaş sermaye grupları başta olmak üzere burjuvazinin tamamına akıttığı milyarların, üstlendiği borçların faturasını vergi yağmuruna dönüştürerek emekçilerden çıkarma siyasetindeki gözü dönmüşlük de bir diğeri…
Böyle bir tablonun siyasi sonuçlarının olmaması eşyanın tabiatına aykırı olur. Sokaklarda uzatılan mikrofonlara mevcut krizi teşhir eden konuşmalar yapanlara, giderek istisna haline gelen kemikleşmiş AKP’liler tarafından tepki gösterilerek, “telefonunu göster” ya da “istediğinizi giyiyorsunuz” minvalinde tepkiler üflense de bu tepkilerin de giderek istisnaya dönüşeceği ortada.
2023 hedeflerinin önündeki iç engel: AKP tabanındaki çözülme
Faşist iktidar koalisyonunun yüzyılı yönetme iddiasıyla hazırlandığı 2023 seçimleri (erken ya da zamanında) yaklaşırken karşı karşıya olduğu tablo bu. Bu koalisyonunun seçim sonuçları karşısındaki tutumunu bilmeyen yok. Son yıllarda yapılan hemen tüm seçimlerde kutsallık atfedilen o sandığın hiçe sayıldığı ve “atı alanın Üsküdar’ı geçmesi” için her şeyin yapıldığı bir pratikten söz ediyoruz. Hal böyle ama o “sihirli” sandıktan vazgeçmeye de niyeti yok. Sandıkla ama gerekirse sandığı da tekmeleyecek bir hegemonya ve güç yoğunlaşması yaklaşımıyla hareket ederken, sandıktan çıkacak bir hezimetin kendisi için ne anlam ifade edeceğinin farkındalığıyla çeşitli hamleler geliştiriyor. Bunlarla en azından tabanında başlayan çözülmeyi durdurmaya, ittifaklarını genişletmeye çalışıyor.
Erdoğan’ın daha geçen sene bu konuda tek bir söz duymak istemediğini söylediği, elinden gelse hain ilan edeceği Emeklilikte Yaşa Takılan (EYT) milyonlarca emekçi için şimdilerde bir ara formül arayışına gidildiğinin açıklanması, asgari ücrete yüzde 25-30 oranlarında zam yapılabileceği bilgilerinin sızdırılması ya da dün akşam kabine toplantısının ardından elektrik faturalarından alınan TRT payı ve Enerji Fonu (yüzde 3’lük bir fark ediyor) kesintilerinin bundan böyle yapılmayacağının duyurulması bu gerçekle birlikte anlam kazanıyor.
İşçi ve emekçilerin ağzına bir parmak bal çalacağını gösteren iktidar, bu “iyileştirmelerin” önümüzdeki günlerde tırmanacak enflasyonla birlikte hızla eriyeceğini bilerek konuşuyor. EYT’de yapılacağı söylenen iyileştirmenin bütçeye getireceği ek yükü ücretlerde ya da diğer kalemlerde “iyileştirme” yaptığı yanılsaması yarattığı emekçilerden şu ya da bu şekilde fatura edeceğini bilerek…
İYİ Parti kumpası, şehit edebiyatı
Faşist iktidar koalisyonunun seçim atraksiyonları elbette bunlarla sınırlı değil. İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Bingöl ziyareti sırasında kendisine daha önce sosyal medya üzerinden hakaret edip davalı olduğu bir şahıs tarafından taciz edilmesi ve parti milletvekillerinden Lütfü Türkkan’ın faşistlere has bir kültürü konuştururcasına bu şahsa küfürle müdahale etmesinin ardından yaşanan gelişmeler bile bu konuda çok şey anlatıyor. Her açıdan bir kumpas olduğu anlaşılan bu olay, faşist iktidarın dümeninde oturan Erdoğan tarafından günlerdir şehit edebiyatına tahvil edilerek, tarihsel gericilik birikiminin köpürtülmesinde, dolayısıyla ideolojik hegemonya alanının genişletilmesinde kullanılıyor. Bu yaklaşımla hem kendi içindeki muhalefet cephesini sıkıştırmaya-zayıflatmaya, oyun alanını klasik yöntemlerle genişletmeye hem de tabanındaki çözülmeyi frenlemeye çalışıyor.
Sırada bekleyen saldırganlıklar düşünülünce “İyi Parti örneği ne ki” demeden geçemiyor insan.
Sırada bekleyenler…
Sırada bekleyenlerin ne olduğunu biliyoruz: Kürt düşmanlığı ve yayılmacı hayallerle Rojava’ya yönelik yeni bir işgal girişimi, ele geçirilen yerlerin ilhaklaştırılması için atılacak daha kapsamlı adımlar ve bunların içerde parti kapatmalar, tutuklama dalgası, tırmanacak faşist saldırganlıkla iç içe geçirilerek siyasete tahvil edilmesi. Kontrgerillanın da devrede olacağı kanlı/karanlık bir süreç… Her devrin adamı Mehmet Barlas gibi satılıklar üzerinden CHP’nin kapatılmasının bile gündeme getirilebiliyor olması önümüzdeki günlerin özeti gibidir.
Asgari ücrete göz boyayıcı bir zammın, EYT’ler için ara formül bulmanın, faturalardaki bazı vergi kalemlerini atmanın; tırmanışı durdurulamayan enflasyon, patronlara akıtılacak paralar için emekçilere kesilecek yeni faturalar ve en önemlisi de bu savaş/saldırı konsepti karşısında bir hükmünün olmayacağı apaçık ortada. Mesele tam da bu noktada, bizim ne yapacağımız, bir odak haline gelebilmemiz için nasıl bir siyasi hatta yürüyeceğimizde toplanıyor.
Burjuva muhalefetin masalları, bizim yönelimimiz
Burjuva muhalefet şimdiden iktidar olmuş gibi davranmakta, kabineler kurmakta, Meclis kürsülerinden bir hükümetmiş gibi konuşmaya başlayarak işçi ve emekçilerde birikmiş öfkeyi nafile bir çabayla sisteme özümsemeye, o öfkeyi üzerinde sörf yapacak bir dalga olarak kullanmaya çalışıyor.
Kitleleri, onca pratiğin üstüne bir kalem çekerek sandık odaklı düşünmeye zorlayan, sistemin katmanlı ve yapısal krizini AKP ve mevcut faşist iktidar koalisyonuna fatura ederek bir gelecek umudu yaratmaya çalışıyor. Sokağın, direnişin “aman provokasyona gelmeyin, biz gelince her şeyi çözeriz” hayalleriyle kapatıldığı bu umut tacirliğinde esas derdin sistemi kurtarmak olduğu apaçık ortada.
Burjuva siyasetin cilaladığı düzen gemisine atlamaya dünden razı olan, bu eğilimini taktik gerekçelerle meşrulaştırmaya çalışan reformist solun durduğu yer de belli. Bu eksenler dışında kapitalist sömürü düzeni ve onun güncel siyasal biçimi olan faşizmi hedefe çakan, taktik ve politikalarını bu stratejik amaca göre belirleyen, işçi ve emekçilerdeki öfkeyi açığa çıkararak onun temellerine yönlendiren bir iddiayla hareket etme tarihsel sorumluluğuyla düşünüp yanıtlamamız gereken soru “nasıl bir hatta yürüyeceğimiz” sorusudur.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!